Belinda’nın Büyüsü — Bilim ve Sanat

“Korkma evladım, sahici değil bunlar, hepsi masal…” Bu tip sözler, erken çocukluk döneminden kalma anılar olarak hepimizin belleğindedir. Gerçekten yaşamın ilk yıllarında düş ile gerçeğin farkı algılanamaz; düşünülen, söylenen her şey yapılmış, olmuş gibi etki yapar. Bu durum büyüsel düşünce denen erken çocukluk dönemindeki düşünce biçiminin bir öğesidir. Büyüsel düşüncenin izleri yetişkinlikte de gözlenebilir. Örneğin, oyuncunun gerçekte ölmediğini bile bile perdedeki ölüme ağlamak, bunun küçük bir örneğidir.

Aaahh Belinda‘da(*) Serap’ın da reklam filmi çevirecek olmaktan benzeri şekilde etkilendiğini ilk sahnelerden başlayarak anlıyoruz. Videoda provalarını gördüğü rol arkadaşına öfkeleniyor, sette parmağına takılan alyans onu tedirgin ediyor, rol gereği anneleri olacağı çocuk oyuncuları hiç de canayakın bulmuyor, vb. Serap’ı gerçekte rahatsız eden şey, alaycı çevre tepkisinden, yani “imajını satmak”tan çok, yalancıktan da olsa halk tipi bir aile kadını kimliğine bürünmektir.

Aslında bir bütün olarak sinema kendi başına bir yanılsamadır. Geleneksel olarak seyirciden bir süre için görüntüleri gerçek kabul edip film kişisiyle birlikte duygulanması, beklenir. Epik anlayıştaki filmlerde ise seyirciye izlediğinin bir görüntü olduğu sık sık anımsatılır. Aaahh Belinda gibi epik filimlerde ise film kişisi ağlarken seyirci güler, film kişisi gülerken seyirci ağlar. Böylelikle seyirci yanılsamanın dışında kalmış olur.

Öte yandan oyuncu da aslında oynadığı şeyin gerçek olmadığını bilir. Örneğin Serap, Asiye rolünü oynadığı için kendisini fahişe gibi hissetmez. Oysa aynı Serap, reklam filmindeki rolünden, Naciye’yi oynamaktan tedirgindir. Serap “özgür” bir kişidir, “rahat”tır, evli olmadığı halde birlikte yaşayabilmektedir. Ama görünüşteki bu özgürlük ancak bir büyük yadsımayla birlikte var olabilmektedir. Serap, Seraplığını “Naciye olmamak” şeklinde tanımlamaktadır. Bu nedenle bir halk tipi aile kadını olmak, ya da öyle görünmek kendisini olağandışı ölçülerde tedirgin etmektedir. O halde Serap’ın da başına buyruk yaşaması olanaksızdır.

Düşlerdeki gibi korkulan gerçekleşir ve Serap Naciye’nin dünyasını yaşamaya başlar. Panik içinde Serap’tan bir iz arar, bulamaz. Naciye’nin dünyası gerçekten de imrenilecek bir ortam değildir. Çünkü burada herkesin yapacağı şeyler toplumsal olarak belirlenmiştir. Naciye kocasına bir eş, kaynana ve kaynatasına bir gelin, çocuklarına bir anne, babasına bir kız olmak, aynı zamanda banka memuru ve arkadaş rollerini de korumak ve sürdürmek zorundadır. Yeniden Seraplaşma çabaları sonuç vermez. Eski sevgilisiyle ilişki kurar, ama bu ilişki Serap’ınkinden çok farklıdır. Bireysel olarak Asiye’yi çok iyi oynasa bile bu rolü sahnede canlandırması olanaksızdır artık, çünkü ona hasta gözüyle bakarlar. Naciye kimliğiyle elde edebildiği rol ancak Ahlak Derneği Başkanı rolü olacak, ama toplumsal koşullar bu rolü de sahnede oynamasına izin vermeyecektir. Geriye oynayabileceği tek “rol” kalmıştır: Naciye’nin toplumsal rolü. Bunu hakkıyla becerebildiği an, gerçek dünyaya, Seraplığa geri dönme şansı da ortaya çıkacaktır.

Finaldeki simgesel sahne, filmin özeti gibidir. Reklam filminin konusu, bir anlamda sahibi olan Belinda markalı şampuanın dev şişesi, bir robot gibi Serap’ın üstüne gelir, onu korkutur; ama hemen ardından şişenin kendi kendine yürümediğini, bunun bir oyun olduğunu anlarız. Aslında bu dev şampuan şişesinin, insanların üstüne yürüyen, onları korkutan bütün yanılsamaları simgelediği rahatlıkla söylenebilir. Günlük yaşantımızda giderek önemi artan yanılsamaları bir düşünün. Acaba bunların kaçta kaçının yanılsama olduğunu farkediyorsunuz? Belki bundan daha önemlisi, zaman içinde bu oranın artıp artmadığıdır.

Filmin en önemli özelliklerinden biri kişilerin iyi ya da kötü gibi kalıplara sığmayışı. Tiplerin tümünü izliyorsunuz, yaptıklarını yanlış bulduğunuz anlarda bile onları “anlıyorsunuz”. Yine aktarılan iki farklı çevre (sanatçılar ve halk tipi aile) yan tutulmadan anlatılıyor. Her iki çevrede de insanların yalnız olmadığı, bir toplumsal ortam içinde bulunduğu, söze değil, sinemaya dayanan bir dille açımlanıyor.

Film bitiyor. Serap kendi çevresine dönmüş, Naciye’nin dünyası durmuş oturmuş, siz ise gerçek dünyaya dönmüşsünüz. Yani evli evine, köylü köyüne mi? Hayır. Serap bir Naciyeleşme deneyimi yaşamış, Naciye’nin çevresi başka seçeneklerin farkına varmıştır artık. Siz ise üzerinde düşünecek, tartışacak, gerçek dünyadaki yanılsamaları farketmenize yardımcı olacak bir film seyretmiş durumdasınız. Yani film üzerine düşeni yerine getirmiş, toplumdaki değişmelere katkıda bulunmuştur.

Türk sinemasının son yıllardaki gelişmelerini izleyenler şimdiye dek bu filmi zaten gördüler, konuştular. Biz “Kesinlikle yerli film seyretmem” diyenlere Aaahh Belinda‘yı izlemelerini salık veriyoruz.

(*) Aaahh Belinda…, Yönetmen: Atıf Yılmaz, Görüntü Yönetmeni: Orhan Oğuz, Senaryo: Barış Pirhasan, Oynayanlar: Müjde Ar, Macit Koper, Odak Film yapımı, renkli, 1986.

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Ocak 1987, 73:56

2 Yorum

Filed under bilim, makale

2 responses to “Belinda’nın Büyüsü — Bilim ve Sanat

  1. Geri bildirim: Bilim ve Sanat yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Korkma Evladım — derleme | YERSİZ ŞEYLER