Monthly Archives: July 1987

“Gülün Adı”ndaki Çatışmalar — Bilim ve Sanat

Gülün Adı (*) bir çatışmalar filmi olarak da izlenebilir. Çünkü filmin sürükleyiciliğini, farklı düzlemlerdeki çatışmalar sağlıyor.

Aslında konusunda çatışma olmayan, herşeyin yolunda gittiği bir film düşünemezsiniz. Çünkü yaşam çatışmalarla doludur ve yaşamdan yola çıkan her film de bunları aktarmak zorundadır. Üç boyutlu gerçek yaşamdan iki boyutlu görüntüler dünyasına aktarılan bir çatışma, artık bir filmsel çatışma haline gelir ve kaderi yönetmenin ellerine geçer.

Genellikle bir filmde çok sayıda çatışma art arda ya da bir arada yer alır. Bir film çatışmalar bireysel düzeyde işlenebileceği gibi, toplumsal düzeyde de ele alınabilir, birçok başarılı filmde ise (örneğin Losey’in filmlerinde) bu iki düzeyin örtüştüğü gözlenir.

Filmsel çatışma, bir anlatıdır, aktarmadır, belki uydurmadır, yani gerçeğin kendisi değildir. Ama filmsel çatışma gerçekçi olabilir. Bunun için, anlatılan çatışmanın toplumda henüz geçerliliğini koruması, yaşanıyor olması, henüz aşılmamış olması gerekir. Örneğin Kurosava’nın Dersu Uzala‘da başarıyla anlattığı insan-doğa çatışması hiçbir zaman aşılamayacaktır. Buna karşılık Raj Kapoor’un Avare adlı filminde işlediği temel çatışma, “İnsanlar doğuştan suçlu olur” diyenlerle “İnsanları suça iten çevresidir” diyenlerin arasında yürür. 1957’de gösterildiğinde ülkemizde büyük olay yaratan bu filmdeki çatışma günümüzde aşıldığı için bu filmin artık aynı etkiyi yaratması beklenemez.

[William x Katil] : Kişi düzeyi

[Konuk (yoksul) keşişler x Manastırlı keşişler] : Kurum düzeyi

[Yoksul halk x Zengin kilise (Engizisyon)] : Kesim düzeyi

“Gülün Adı”ndaki filmsel çatışmalar

Gülün Adı‘nda da çeşitli düzeylerde çatışmalar var (Bak.Şekil). Kişi düzeyinde en önemli çatışma, Baskerville’li William ile katil arasında. Aslında bu çatışma bilimle kör inanç, özgürlükle tutsaklık, insanilikle insan düşmanlığı arasındadır. Sonuçta William büyük kitaplığın yanmasını önleyemez, ama birkaç kitapla birlikte canını kurtarmıştır. Katil ise, tarihin değişik aşamalarında olduğu gibi yenilmiş, düzenekleriyle birlikte yok olmuştur.

Kurum düzlemindeki çatışma, İsa’nın yoksul olduğunu savunan konuk keşişlerle buna katılmayan manastırlı keşişler arasındadır. Zengin kilise kuşkusuz ikinci yanı tutmaktadır, onun ağır basmasıyla yoksul keşişler susturulur.

Üçüncü düzlemde yer alan ve en kapsayıcı olan çatışma ise yoksul halk ile egemen zengin kilise arasındadır. Bu çatışmada kilisenin en etkin silahı engizisyondur.

İlk bakışta engizisyonun asıl çatışmasının manastırlı keşişler ile olduğu düşünülebilir. Oysa, iki keşişin yakılmasına dek giden bu çatışmanın tarihsel hiçbir önemi yoktur. Çünkü engizisyonun gerçek katili aramak, adaleti sağlamak gibi herhangi bir kaygısı olmadığı, tek işlevinin korku ve baskı ortamı yaratarak zengin kilisenin düzenini sürdürmek olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle de en geniş çatışmanın halk ile engizisyon arasında olduğu hissedilir. Bu çatışma kızın kurtarılması ve engizisyoncu Bernardo Gui’nin arabasının devrilmesiyle, sembolik biçimde de olsa halkın üstünlüğüyle çözümlenir.

Böylece filmdeki çatışmalardan iki eksen ortaya çıkıyor: Birinci eksende William, yoksul konuk keşişler ve halk var. Bunların karşısında ise, katil, manastırlı keşişler, zengin kilise ve engizisyon bulunuyor. Bu iki eksen arasındaki çatışmalar alabildiğine zengin, ölçülü ve etkiliyeci bir biçimde anlatılıyor. Bilgiyi de kendi egemenlik alanlarında sanan zenginler, o bilgiyi elde edip, yeniden üretmeye, halk için, toplum için, insanlık için kullanmaya çalışanlar…

Konu ortaçağda da geçse, bu filmin çağdaş olmadığı, anlattığı çatışmaların aşıldığı söylenebilir mi?

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Temmuz 1987, 79:55

(*) Gülün Adı, Umberto Eco’nun romanından, Yönetmen: Jean Jacques Annaud, Oynayanlar: Sean Connery, Murray Abraham, Christian Slater.

2 Comments

Filed under makale