40 Metrekare Almanya ve Başka Tanrının Çocukları — Bilim ve Sanat

Sinema, filmi çekenlerle izleyenler arasında bir iletişim aracı olduğu gibi, iletişimi konu olarak da seçebilir. Birçok filmde insanlar arası iletişimin sorunlarını, bunlara önerilen çözümleri yönetmenin bakış açısından izleriz. Eğer film kahramanlarının özgün, tekil sorunları toplumdaki pekçok kişinin de sorunuysa yani yönetmen evrensel olanı yakalayıp aktarabiliyorsa, filmin toplumda ilgiyle karşılanmasına şaşılmaz. Eğer film yalnızca sorunları aktarmakla yetiniyorsa, topladığı ilginin yaygın ve kalıcı olması zordur; ama bununla yetinmiyor, aynı zamanda temel insani değerleri savunuyor ve olumlu seçenekleri sunuyorsa filmin topluma etkisi sürekli olacaktır.

Son zamanlarda izlediğimiz iki film, iletişim sorunlarını ele alıyor: Başka Tanrının Çocukları (*) ve 40 metrekare Almanya (**).

Başka Tanrının Çocukları (aslında “Güçüz Tanrının Çocukları” olarak çevrilmeliydi), Mark Medoff’un, bizde 1985’de Sessizliğin İçinden adıyla Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenişi övgülü eleştiriler almış olan bir oyunundan sinemaya aktarılmış. Merak edenlere anımsatalım: Sessizliğin İçinden: Beyhan Karadağ çevirmiş, Yönetmenliğini Ejder Akışık, başrollerini ise Muammer Çıpa ile Serap Kaçmaz üstlenmişti.

Başka Tanrının Çocukları’nda “Sevi ilişkisinde konuşmadan anlaşmak olanaklı mı?” sorusu ortaya atılıyor. Yanıt afişe de yazılmış: “Sevinin kendine özgü bir dili vardır”. Seyirciye ise, film boyunca bu sonuca melodram kalıpları içinde nasıl ulaşıldığını izlemek düşüyor.

Sağır-dilsiz Sarah’ın insanları, konuşanlar/konuşmayanlar diye ikiye ayırması, genel olarak ilişki kurmayı değil, ama özel bir iletişim yöntemi olan konuşmayı yadsıması… Bunlar belki de çok güzel başlangıç noktaları olabilirdi; eğer, iki kişinin özgül ilişkisinin neden aksadığını, nasıl yeniden kurulduğunu anlayabilseydik, eğer konuşma gibi bir aracın sağlayabileceği olanakları görebilseydik, sözlü iletişimi yadsıyan Sarah’ın öfkeli anında attığı çığlık ile tüm yaşamının değişmesi arasındaki ilişkiyi değerlendirebilseydik. Belki bütün bunların önündeki en önemli engel, filmin bir Amerikan yapımı olması ve geniş yığınlara seslenmek için yüzeysel kalmayı zorunlu saymasıydı. Amaç gerçekleşmeyince toplumla bağları kopuk bir romantizm kalıyor, bu filmden geriye.

40 Metrekare Almanya‘da da Almanya’da, kocasının kapıdan dışarı bırakmadığı bir Türk göçmen kadınını izliyoruz. Aslında öykünün ayrıksılığı, filmin evrenselliğini önlemiyor. Olayın nerede geçtiği bile önemli değil. Film büyük ölçüde iletişimsizlik üzerine kurulmuş. Koca, tam bir hücre hapsi yaşattığı, karısı Turna’nın duygusunu, düşüncesini, sıkıntısını kesinlikle algılayamıyor. Turna’nın durumu seyirciyi derhal sarıyor. Çünkü iletişimsizliğin insanı hapsettiği duvarları hepimiz tanırız. İçinde yaşadığımız toplumun ideolojisi, hepimizi zaman zaman bir yerlere kapatmıştır.

Evde kocasını bekleyen Turna’nın yalnızlığı, edilginliği, pencereden, binaların arasından gördüğü, müşteri bekleyen Alman kadınının, fahişenin yalnızlığı ile koşutluk göstermez mi?

Ama, belirleyici olan, temel olan iletişimsizlik değildir. Dilini iyi bilen kocasıyla konuşamayan, konuşsa da kendini anlatamayan Turna, karşı camdaki küçük, sakat kızla insani bir ilişki kurabilir. Sonuçta iletişimi önleyen yapay engeller kalkar ve o unutulmaz bitirişte Turna’nın yeniden doğuşunu izleriz.

40 metrekare Almanya‘da Tevfik Başer, yakın plandan gösterdiği yüzlerle, başarıyla kullandığı ışık düzeniyle, yerinde geri dönüşlerle, söylemek istediğini yalın ve rahat bir dille seyirciye aktarıyor. Özay Fecht ile Yaman Okay’ın başarılı oyunları da filmin etkileyiciliğini artırmış. Sonuçta, iki-üç oyuncuyla ve çok dar bir mekanda çekildiği halde insan ilişkilerinin toplumsal özünü vurgulayan ve tartışmaya açan bir film ortaya çıkmış. Bu filmin görülmesi ve tartışılması gerekiyor.

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Ekim 1987, 82:54

(*) Başka Tanrının Çocukları (Children of a Lesser God), Yön. Randa Haines, Oyn. William Hurt, Marlee Matleen.

(**) 40 Metrekare Almanya, Yön. Tevfik Başer, Oyn. Özay Fecht, Yaman Okay.

Dikkat, Kaçırmayın!

* 7 Ekim, TV-2’de: MELO (Yön: Alain Resnais, Oyn. Sabine Azema, Fanny Ardant, 1986 yapımı), İstanbul Sinema günlerinde gösterilen bu film ilgiyle karşılanmıştı.

* 23 Ekim, TV-2’de: EĞER (if): (Yön. Lindsay Anderson, 1968 yapımı) 1960’ların sonlarında İngiliz sinemasına yeni bir soluk getiren Özgür Sinema akımının seçkin bir örneği. İtalya’daki Yeni Gerçekçilik ve Fransa’daki Yeni Dalganın ardından Özgür Sinema da adından uzun süre söz ettirmişti. Aynı yönetmenin bir başka filmi, Tepedeki Oda (The Room at the Top) büyük ün kazanmıştı.

* 28 Ekim, TV-2’de: KORKUNÇ İVAN (Ivan Grosni): (Yön. Sergei Eisenstein, Müzik. Profokyef, Oyn. Nikolay Çerkasov, Ludmilla Tzelikovskaya, 1945 yapımı), Gördüyseniz bile sizi yeniden ekran başına çekecek çok çok önemli bir film. Büyük yönetmen Eisenstein’in sayısız projesi arasından bitirebildiği son filmidir Korkunç Ivan. Burada bir çarın iktidarı anlatılırken, insani ve evrensel temalar işleniyor. Işık ve gölgenin kullanımıyla bu film sinema tarihinde özgün bir yer tutar.

* 30 Ekim, TV-2’de: KONFORMİST (Il Conformista): (Yön: Bernardo Bertolucci, Oyn: Jean Louis Trintignant, Stefani Sandrelli, 1971 yapımı), Daha sonra Paris’te Son Tango ile ün kazanacak olan Bertolucci, bu filmini bir “gösteri-sinema” olarak tanımlamıştı.

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “40 Metrekare Almanya ve Başka Tanrının Çocukları — Bilim ve Sanat

  1. Pingback: Bilim ve Sanat yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Korkma Evladım — derleme | YERSİZ ŞEYLER