Anayurt ve Oteli — Bilim ve Sanat

Kimi filmler kat kattır, değişik düzlemlerde izlenebilir ve her düzlemden yeni tatlar alınabilir. Örneğin, Yusuf Atılgan’ın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Anayurt Otelini (*) yalnızca meraklı, heyecanlı bir öykü anlatan bir film olarak düşünebilirsiniz. Belki o aman başlangıçtaki tempoyu biraz durağan bulabiliriz, kimi ayrıntılar size gereksiz gelebilir. Ama, filmin ruhbilimsel yönünü de dikkate alırsanız o zaman karşınıza bir başka katman çıkar: Ruh sağlığı yerinde olmayan bir kişinin dış dünyadan gittikçe kopmasını, hastalıklı iç dünyasına kapanmasını izlersiniz. O zaman film kahramanının çocukluk anıları, tavanarası saatleri, ruhbilimde ekran anısı diye bilinen ilk cinsel uyarılma izleri, beklenen kadın ile annenin fotoğrafının şaşılası benzerliği, yalnızlık ve bekleyiş saatleri başka bir anlam kazanır. Yaşamı ayrıksı olan kahramanın adı da pek duyulmamıştır. Zebercet. Bu ad, az bulunan değerli bir taşın adıdır ve sanki Zebercet’in toplum içinde ayrıksılığını simgeler. Romanın en başarılı yanı olan bu ruhbilimsel katman, filmde de aynı etkinlik, aynı kapsamla vurgulanıyor.

Ama filmde romandan daha fazla birşeyler var. Romanda, otel dışına çıkmayan daha çok geçmişinden kimi anılarla tanıdığımız Zebercet, filmde toplumun içinde de görülür. Toplumun içindedir, ama toplumdan bir parça değildir, insanlardan ayrı durur, farklıdır onlardan. Sağlıklı kişilerin yanında olduğu sürece, Zebercet’in sağlıksızlığı daha belirgin biçimde görünür hale gelir. Zebercet’in iç dünyası gitgide dağılmakta, ama dış dünyada yaşam sürmektedir. Dışarıdan gelen ve sağlıklı bir kişinin önemsemeyeceği çeşitli uyaranlar (örneğin trafik kazası, dükkan televizyonunda izlediği Ömer Kavur’un Göl filminden alınma pasaj, bir başkasının mahkemesi, sinemadaki karate filmleri, vb.) Zebercet’i derinden etkiler, saldırgan dürtülerin dışavurumunu sonuçlar. Böylece, otelci, toplumun içinde gittikçe ayrıksılaşan bir kişi olur, otel de böyle bir bina.

Zebercet’in değişme sürecini izleyen bizler onun dünyasını anlıyabilmekteyiz, oysa bu dünyanın dış çevreye yansıması olan davranışları diğer kişiler anlayamamaktadırlar. Zebercet giderek hastalıklı davranış örüntüleri göstermektedir. Peki ya dış çevre? Bu kasaba otelindeki müşterilerin oluşturduğu, esnafın ve kasabalıların da katıldığı filmin diğer kişileri, olasıdır ki otelin ve kasabalıların tarihindeki eski yüzlerden çok farklıdır. Zebercet değişmekte, ama bir yandan da dış değişime ayak uydurmaya da çalışmaktadır. Filmde vurgulanan Zebercet’in iç dünyasındaki değişim olmakla birlikte bu değişimi etkileyen dış etkenler, yani çağın ve ilişkilerin değişmesi filmde vurgulanmamakta güncel bir kesit olarak verilmektedir. Dolaylı bir anlatımla, Zebercet’in aşırı düzenliliği ve zaman konusundaki titizliği ile belirlenen davranışları, ruhsal sayrılığa yaklaşan kişilerin değişen dış dünya ve içsel çatışmaları dizginlemeye çalışma çabaları olarak anlam kazanmaktadır. Zebercet değişen dünya ile de başa çıkmaya çalışmaktadır.

Buna bağlı olarak daha da derinde bir yorum eklenebilir bu filme. Binanın konak olarak yapım yılı olan 1839, aynı zamanda Tanzimat Fermanının ilan edildiği yıldır. Romanda da yer alan bu tarihe eklenen bir sözle, konağın 1923’te yani Cumhuriyetin ilan edildiği yıl otele çevrildiğini öğreniyoruz. Zebercet’in doğum yılı da romanda 1930 iken filmde 1950 oluyor, yani Zebercet de Demokrat Partinin seçimleri alıp iktidara geçişiyle yaşıt. Bütün bunlara bakıp, “Dış dünyayla ilişkisini yitirip, için için yok olan yalnızca bir kişi mi? Yoksa filmin bir başka simgesel iletisi mi var?” diye sorabilir, Yönetmene, horoz dövüşünde “birbirine kırdırılan” horozlardan neden “soldaki kırmızı” diye sorabilir ve filmi bir de o gözle izleyebilirsiniz.

Yönetmen Ömer Kavur, özgün çizgisini titizlikle sürdürüyor. İlk filmi Yatık Emine‘de (1974) de toplum dışı kalmış bir kişiyi, kasabaya sürülmüş bir fahişe olan Yatık Emine’yi (Necla Nazır) anlatıyordu. Şimdi yine ayrıksı bir kişiyi, ama bu kez daha derinlemesine ve kapsamlı olarak işlediğini görüyoruz. Anayurt Oteli‘nin kasaba ortamı, Yatık Emine, Kırık Bir Aşk Hikayesi (1981) ve Göl‘deki (1982) gibi son derece gerçekçi; çevre düzenlenmesi Yusuf ile Kenan‘daki (1979) Ah Güzel İstanbul‘daki (1981) ve Amansız Yol‘daki (1985) gibi çok güzel. Başta Macit Koper olmak üzere bütün oyuncular da çok başarılı.

Ömer Kavur’u Yılmaz Güney sonrası dönemin özgün ve kalıcı yönetmenlerinden biri olarak görebiliriz.

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Aralık 1987, 84:50

(*) Anayurt Oteli, Yönetmen: Ömer Kavur, Oynayanlar: Macit Koper, Orhan Çağman, Serra Yılmaz, Görüntü Yönetmeni: Orhan Oğuz, 1987

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “Anayurt ve Oteli — Bilim ve Sanat

  1. Pingback: Bilim ve Sanat yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Korkma Evladım — derleme | YERSİZ ŞEYLER