Kuşaklar da Yanar… — Bilim ve Sanat

Su da Yanar, Yön: Ali Özgentürk, Oyn: Tarık Akan, Şahika Tekand, Senaryo: Işıl Özgentürk, 1987 yapımı.

Bir “Kuşak Filmi” dir, Su da Yanar… Toplum tarihinde, her kuşak özgün bir yer tutmayabilir, ama önemli toplumsal çalkantıları, sıkıntıları birlikte yaşayanlar ortak bir dünya görüşü oluşturabilirler ve bu görüşleri sinemaya aktarabilirler. ABD’nin Vietnam Savaşı’na katılanlar, etkilenmelerini savaşa karşı bir düşünce oluşturacak biçimde dünyaya anlattılar. Bu filmlerde cephede ruhsal bozukluklar geliştiren (Birdy), bendensel olarak sakat kalan (Coming Home, The Deer Hunter), alkole sığınan (Apocalipse Now) bir kuşağı izledik, savaşa karşı insancıl duyguları (Hair), yaşadık.

Türkiye’de de, “kırkyedililer” olarak adı konmuş, özgün bir kuşak var. Bu kuşak, 1960’ların düşünsel açılım dönemiyle gerçeği (ya da”su”yu), 1968 olaylarıyla ateşi tanıdı, 1970 sonrasında ise suyun da yanabileceğini yaşadı. Oysa kendilerinden önceki kuşaktan yalnızca “su insanı boğar, ateş yakarmış” diye öğrenmişlerdi… Su da Yanar‘da kırkyedililerin “romantik halkçı” diye tanımlayabileceğimiz dünya görüşünün önemli ipuçlarını buluyoruz. Bu kuşak için Nazım Hikmet, yalnızca “romantik” bir şairdir, bir özdeşim nesnesidir. “Nazım’ın filmini yapma” izleği, aslında bu kuşağın kendini aşma çabasıdır. Ama bu filmin yapılabilmesi için şairin düşünsel anlamda ölmesi (“Sonra ben gideceğim” dizesi ile uyanma) gerekmektedir.

Film bu kuşağın yaşadığı içsel çatışmaları anlatıyor: Bir yanda insancıllık, dünyayı tanıma özlemi (Fellini-vari “Kar” bölümü), öte yanda baskı (“Adanalı Hamlet”) adeta yaşamın tiyatrosudur. Filmde Godot’yu Beklerken’i oynayanlar, 1968’lerin İstanbulundaki “Devrim İçin Hareket Tiyatrosu” değil mi? Ama beklerken, Godot yerine 12 Mart gelecektir.

Su da Yanar, yoğun çağrışım ve simgelerle dolu. Filmde kendisine hatırı sayılır bir yer ayrılan Beyazıt Meydanı, bir yandan “Beyazıt Meydanındaki Ölü” şiirini çağrıştırıyor, öte yandan, bu kuşağın toplumsal bir simgesi oluyor. Bu benzetme geliştirilerek, bi sonraki kuşak için de Taksim Meydanı bir toplumsal simge olarak düşünülebilir. 1968’lerde Beyazıt Meydanında yalnızca öğrenciler vardır, ama 1978’lerde Taksim Meydanında artık halkı görürüz. Belki de bu farklar kuşakların özelliklerini belirlemiştir.

Nazım’ın Vera’sı ile 1968 hareketlerinde Fransa’ya duyulan ilgi filmde üstüste biner, yoğunlaşır ve Fransız sevgilide bütünleşir. Kösnül değil “romantik” olan bu ilişki, adeta yaşama ekleme gibi durur. Filmde köklerini arayan yönetmen, sıkılıp sazlı toplantılardan ayrılan sevgilisinin peşinden gitmeyecektir.

Filmin sinemamız için tanıdık olmayan karmaşık kurgusu, aslında 1980’ler dünya sinemasının birikimini taşıyor, örneğin anılar, düşler, fantastik sahneler, hatta “şair baba” ile Tarkovski’nin Ayna filminin biçimsel özelliklerini çağrıştırıyor.

Su da Yanar‘da Tarık Akan’ın donuk bakışlı, adeta “maskeli” oyunu, başkişinin arayış halindeki, yabancılaşmış durumunu yansıtmanın bir aracı olmuş. Yoğun, birkaç kez izlenmeğe ve incelenmeğe değer bir film olan Su da Yanar, bir kuşağın özeleştirisi de sayılabilir. Bu filmde “kırkyedililer” sanki “Biz buyuz, elimizden gelen budur. Bizler iyi niyetliyiz, toplum için çalıştık, alabildiğimiz yol uzun değilse bundan yalnızca bizi sorumlu tutmayın” diyorlar.

Etkileyici ve kalıcı bir film olan Su da Yanar için daha çok, daha değişik yorumlar da yapılabilecektir.

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Ocak 1988, 85:55

Televizyonda Sinema, Ocak 1988

Dikkat Kaçırmayın!

Bu ay televizyonda gösterilmesi planlanan filmlerden kaçırmamanızı önerdiklerimizi aşağıda sıraladık. Ancak programın her an değişebileceğini unutmayın ve bu filmlerden bir kısmına televizyonda rastlamazsanız hiç şaşırmayın…

* 7 Ocak Perşembe (TV-1) Birth of a Nation (Bir Ulusun Doğuşu) Yön: David Wark Griffith, 1915 yapımı. Amerikan sinemasının kurucularından sayılan Griffith’in ilk uzun filmi. Konusu, Thomas Dixon adlı bir rahibin Ku Klux Klan’ı öven “The Clansman” adlı romanından alınan ve Amerikan iç savaşını güneyli gözüyle anlatan bu film, ırkçı içeriği nedeniyle yoğun biçimde eleştirilmiş, ama yüz milyonu bulan seyirci sayısıyla zamanının en çok kâr getiren filmi olmuştu. Griffith’in bu filmden kazandığı parayla çektiği ve demokratik bir dünya görüşünden kaynaklanan Hoşgörüsüzlük (Intolerance, 1916) ise, ne yazık ki öncü niteliklerinden dolayı tam bir ticari başarısızlığa uğramıştı.

* 14 Ocak Perşembe (TV-1) Gold Rush (Altına Hücum) Yön: Charlie Chaplin, 1925 yapımı. Chaplin’in ilk başyapıtı. Yalnızca altın arayıcılarını değil, genel olarak “Amerikan düşü”nü anlatan bu filmin kulübede postal yemeği, masada çatal-sandviç dansı gibi klasik sahnelerini kaçırmayın. Olanağınız varsa filmi videoya alın.

* 19 Ocak Cumartesi (TV-1) Under the Vulcano (Volkanın Altında), Yön: John Huston, 1984 yapımı. Meksikadaki alkolik İngiliz konsolosunun yaşamının son günü. 1938’de geçen film, çağın sosyopolitik tablosu önünde, bir çöküşü anlatıyor. Yönetmen Huston, geçtiğimiz aylarda öldü. Bilim ve Sanatın 77’nci sayısında (Mayıs 1987) bu filmle ilgili bir yazı bulabilirsiniz.

* 23 Ocak Cumartesi (TV-1) Aaahh Belinda… Yön: Atıf Yılma, 1986 yapımı. Kendisini, çevirdiği reklam filminin karekteri Naciye’nin dünyasında bulan Serap (Müjde Ar), yeni durumuna alışabilecek mi? Bilim ve Sanat’ın 73’üncü sayısında (Ocak 1987) bu filmle ilgili bir yazı bulabilirsiniz.

* 26 Ocak Salı (TV-1) Tootsie, Yön: Sydny Pollack, 1982 yapımı. Dustin Hoffman’ın zorunlu nedenlerle kadın kılığına giren bir erkeği canlandırdığı bu sevimli güldürüyü izlemelisiniz. Jessica Lange’ın bu filmdeki oyunuyla en iyi yardımcı kadın oyuncu Oskar’ını aldığını anımsatalım.

* 29 Ocak Cuma (TV-2) Rive Droite Rive Gauch (Sağ Yan, Sol Yan), Yön: Philippe Lebre, 1985 yapımı. Tekellere satılmayı reddeden iki aydının aşkını anlatan ve Gerard Depardieu ile Nathalie Baye’ın oynadığı bu Fransız filmiyle ilgili bir yazıyı Bilim ve Sanat’ın 81’inci sayısında (Eylül 1987) bulabilirsiniz.

* 30 Ocak Cumartesi (TV-1) Teyzem, Yön: Halit Refiğ, 1986 yapımı. 1950’li yıllarda doğanların nostaljik tatlar bulacağı bu film, bir genç kızın (Müjde Ar) örselenmiş yaşamına, yeğeninin gözüyle, sıcak, sevecen ve duyarlı bir bakış olarak özetlenebilir. Sinemalarda gösterildiğinde nedense fazla sözü edilmeyen bu güzel film televizyonda ilgi çekebilir.

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “Kuşaklar da Yanar… — Bilim ve Sanat

  1. Pingback: Bilim ve Sanat yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Korkma Evladım — derleme | YERSİZ ŞEYLER