İçimizden İnsanlar — Bilim ve Sanat

Biri ve Diğerleri, Yön: Tunç Başaran, Oyn: Aytaç Arman, Meral Oğuz

Sinemamızda artık kişilerin iç dünyaları, tedirginlikleri, zaafları da işlenmeye, hatta geleneksel “mevzu”nun yerini almaya başladı. Biri ve Diğerleri de, klişeleri yıkan, özgün ve insancıl yanı ağır basan bu yeni tip filmlerden birisi.

İçedönük, çekingen bir adam, yağmurdan kaçarken bir “entel barı”na sığınır. Kahramanımız yalnızdır, arayış içindedir, kendi kendisiyle hesaplaşmaktadır. Ama çevresinde de insanlar vardır, bir yandan barın çalışanları, bir yandan bara gelip gidenler, adeta bir küçük-toplum oluştururlar. Herkesin kendine göre bir dünyası olduğunu anlarız. Bu dünyada özellikle kadın erkek ilişkilerinin çeşitli boyutlarını buluruz, ruhbilimcilerin “sosyal oyun” dedikleri, içten olmayan, kışkırtıcı davranışların yaşamda tuttuğu yeri gözleriz. Paranın kadın-erkek ilişkilerindeki özgül rolünü izleriz: Aşçının eski karısı hem nafaka istemeye, hem bir öğün yemek yemeye gelmiştir, masadaki boşanmış çift, birikmiş ve çözümlenmemiş duygusal sorunlarını çarpık biçimde ifade ederler; genç çiftin ilişkisi ise henüz çok yeni, güvensiz, ama daha çağdaştır… Kahramanımız Barış da (A. Arman), bu sosyal oyunları daha dürtüsel düzeyde, düşlerinde yaşattığı kadınla yaşamaktadır: Onu kesik telefonla “aramakta”, düşünce akımı sahnelerinde onunla hesaplaşmaktadır.

Düşsel değil, gerçek bir kadın olan Ümit (M. Oğuz), Barış’ın iç dengelerini bozacak, sonuçta adı gibi bir ümit olarak kalacaktır. Ama Barış’ın Ümit’le iletişim kurması bile çok güç olacaktır. Eski Sirano de Bergerac oyuncusu aktör Nedim (Mücap Ofluoğlu), bu iletişime aracı olur, Bergerac’ı oynayarak bu iki kişinin duygularını birbirine aktarır. Filmin en yoğun, en güzel sahnesi olan bu bölüm de bir sosyal oyundur aslında.

Öte yandan, Mahmut Bey’i bekleyen adam, uzaktan uzağa Beckett’i çağrıştırır. Ama filmdeki bekleyiş sonuçsuz kalmayacaktır. Varoluşçu düşünce bireyin biricikliğini ve anlaşılmazlığını savunurken, Biri ve Diğerleri‘nde bekleyenler kimi mutlulukları yakalayabilirler. Mahmut Bey’i bekleyen Mahmut Bey bile, vestiyer aralığında da olsa küçük bir sohbet, iki kadeh içki ile hem sıcağı, hem insancıl ilişkiyi bulabilmiştir.

Yaşanan, işte, öylesine bir gecedir ve mutlu bir uykuyla noktalanır sonunda.

Sosyal oyunları simgeleyen düşsel bölümlerin yapaylığı bir yana bırakılırsa, Biri ve Diğerleri oldukça sağlam yapılı, iyi kurgulanmış, duygulara seslenen, düşündüren bir film. Düşsel bölümlerdeki damalı zemin, bilardo oyunu, insan ilişkilerinin hesaplı yanlarını anlatıyor. Kadın erkek ilişkileri de filmde duygulardan saldırganlığa dek değişik davranış biçimleriyle aktarılmış. Kuşkusuz, insan ilişkileri kısa ömürlü duygusallıklara indirgenemez, ama kapalı bir mekânda da olsa, bir gece gibi kısa süreli de olsa yaşanan insan ilişkileri, toplumda var olan karmaşık ilişkiler yığınının bir modelidir, o yığının öğelerini içinde taşır.

Biri ve Diğerleri, ağızda güzel bir tat bırakan bir yemek gibi, seyircide tatlı hazlar bırakıyor. İnce bir mizah duygusuyla işlenmiş bu sevimli filmi görmek gerek.

Kadının Adı Yok, Yön: Atıf Yılmaz, Oyn: Hale Soygazi, Aytaç Arman, Şahika Tekand

Kitabı satış rekorları kıran, sonra da muzır diye toplatılan, filmi de oldukça ilgi gören Kadının Adı Yok, ülkemizde neredeyse sosyolojik bir olay haline geldi. Bu filmde toplumsal kimi özellikler arayacakları baştan uyaralım da böyle bir işe kalkışmasınlar. Çünkü filmde eli yüzü düzgün bir sinema gösterisinden ve bir kadının kendi adını bağıra bağıra arayışından fazla bir şey bulamayacaklar. Aslında filmde toplumsal değil, ruhbilimsel yaklaşım odak alınmış, hatta çok da sağlıklı olmayan bir birey anlatılıyor.

Küçük bir kız çocuğu, annesi gibi “edilgen” bir kimlik yerine, babası gibi “etkin” bir rol benimsiyor. Film böylece oluşan kişiliğin özellikle cinsel kimlik yönünü vurguluyor. Babası komşu kadınla yattığı için, kız da yadsıdığı kimliğin “negatifi” olarak önüne gelenle ilişki kuruyor. Aradığı kimliği özümseyemediği için, kurduğu ilişkiler, doyumsuz, yetersiz ve nörotik yinelemeler biçiminde oluyor.

Atıf Yılmaz, Ankara Film Şendliğinde bir panelde, filminin uyarlandığı kitaptan farklı olduğunu ve kitaptaki kimi değerlendirmelerin filmde yer almadığını vurgulamıştı. Belki de sağlıksızlığın ön plana alınması, bu farklılığı sağlamak için düşünülmüştür. Ancak gerek baştaki denize girme ile, gerekse finaldeki dış ile bu sağlıksızlıktan “arınmak” pek olası görünmüyor.

Ruhsal etkilenmeler, birçok filmde önemli bir yer tutar, ancak bu etkilenmeleri bir ruhbilim kitabının satırları olmaktan çıkarıp sinema olarak işlemek gerekir. Yoksa film de, kişiler de şematik olarak kalır. Örneğin, analitik ruhsağaltım kitaplarında “Elektra karmaşası” diye geçen ruhsal çatışmanın bir kitaptan filme adeta satır satır aktarıldığı duygusuna kapılmamak elde değil. Seyirciye konuyu böyle anlatmak, hekimin hastasına “Sizde Oidipus karmaşası var” demekle yetinmesinden pek farklı olmuyor.

Gerçek toplumdaki erkekler, filmdeki gibi, bir yanda anlayışsız, görgüsüz, eve aldığı eşyaları bile karısına danışmayanlar ile öte yanda, empotan, zararsız, anlayışlı olanlar diye iki ana gruptan oluşmuyor. Gerçek yaşamdaki kadınlar da Işık’tan farklı, kadının çalışmaya başlamasının nedeni can sıkıntısı değil, ekonomik ve toplumsal gereklilikler.

Kadının Adı Yok‘u izleyip bitirdikten sonra Işık’ın çabaları karşısında hayranlık duymak yerine, ona acıyorsunuz; çünkü adının olmadığını anlamak için bu denli zaman ve emek harcaması gereken bir kadının, gerçekte adının ne olduğunu anlaması için herhalde çok daha fazla çaba göstermesi gerekecek. Biz kendi payımıza, kendi adının ne olduğunu bilen kişileri anlatan filmleri tercih ediyoruz.

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Temmuz 1988, 91:56



İzledikten Sonra

Sigarasız, alkolsüz film olmaz mı?

Bazı filmlerde, kahramanlar o denli çok sigara ve alkol tüketiyor ki, filmi seyrederken dumana boğuluyormuş gibi oluyorsunuz, ya da diliniz peltekleşmiş gibi geliyor… Red Kit’in bile ağzından sigarasının alınıp yerine bir çöpün tutuşturulduğu günümüzde, filmlerdeki tütün ve alkol tüketimi sahnelerinin de azalmasını bekliyoruz. Herhalde karakterlerin sıkıntılı olduğunu anlatmanın, onlara şak şuk sigara yaktırmaktan başka yolları da vardır. Ülkemizde yetişkin insanların yarıdan çoğu sigara içmiyor ve sigara içmeyenlerin yüzde doksanı yanlarında sigara içilmesinden rahatsız olurlar. Üstelik, sinema oyuncuları genç kuşak için çok önemli bir özdeşim kaynağıdır. “Sigara insanı yakışıklı gösterir”, “Sigara sıkıntıyı giderir”, “Sigarayı her büyük içer” gibi yanlış önermelerin en önemli yayılma aracı ne yazık ki sinema filmleri oluyor. Yönetmenlerimizden dumansız, alkolsüz filmler bekliyoruz.

H-C.F.

Televizyonda Sinema, Temmuz 1988

Dikkat, Kaçırmayın!

Temmuz ayında TV programlarında gösterilecek filmler için, “Çocuk Sineması” (Perşembe, öğleden sonra, TV-1), “Siyah-Beyaz” (Perşembe, gece, TV-1), “Gece Sineması” (Cuma, gece yarısı, TV-1, korku ve gerilim filmleri) gibi yeni kuşaklar eklenmiş. Ama ayın iyi filmlerinin sayısı üçü-beşi geçmiyor.

* 12 Temmuz Salı (TV-1) Lilli Marleen (Yön: R.W. Fassbinder, Oyn: Hanna Schygulla, Giancarlo Giannini, Mel Ferrer, 1980, Alman-İtalyan ortak yapımı) Yeni Alman Sineması’nın en tanınmış ismi olan Fassbinder, bu filminde Wilkie adlı şarkıcı kızın savaş sırasında yahudilere yardım edişini ve söylediği Lili Marlen şarkısıyla ün kazanmasını anlatıyor.

* 15 Temmuz Cuma (TV-2) The Roman Spring of Mrs. Stone (Roma’da Bahar; Yön: Jose Quinteno, Oyn: Vivien Leigh, Warren Beatty, 1961, ABD yapımı) Vivien Leigh’in sondan bir önceki filmi. Tenesse Williams’ın uzun öyküsünden alınmış. Amerikalı dul bir bayan oyuncunun Roma’da başına gelenler anlatılıyor.

* 29 Temmuz Cuma (TV-2) Mattei Affair (Mattei Olayı; Yön: Francesco Rosi, Oyn: Gian-Maria Volonte, 1973, İtalyan-Fransız ortak yapımı) Gösterilebilirse, ayın en önemli filmi olacak. Çok başarılı bir siyasal sinema örneği. Filmde, fabrika işçisi iken genç yaşta fabrika müdürü olan ve gittikçe güçlenerek ülkesinin doğal kaynaklarını uluslararası tekellere karşı savunan, sonunda da kuşkulu bir uçak kazasında ölen Mattei’nin, yaşamı, çeşitli röportajlar yöntemiyle anlatılıyor. Volonte’nin oyunu birinci sınıf. Film, 1972’de Cannes Şenliği büyük Ödülü’nü paylaşmıştı. Ayrıca, Fransız filmlerinden hoşlananlar, Andre Cayette’nin yönettiği şu iki filmin tarihlerini not edebilir: Ölesiye Sevmek (Mourir d’Aimer, Oyn: Annie Girardot, 1971, Orta yaşlı bayan öğretmenle öğrencisinin aşkı, 11 Temmuz Pazartesi, TV-2) ve Katmandu Yolları (Les Chemin du Kathmandou, Oyn: R. Varley, J. Birkin, E. Martinelli, 1969, Uyuşturucu bulmak için Nepal yollarına düşmüş Hippiler, 30 Temmuz Cumartesi, TV-1) Son olarak, meraklısına notlar:

* 6 Temmuz Çarşamba (TV-2) Little Eyolf (H. Ibsen-Tiyatro)

* 13 Temmuz Çarşamba (TV-2) Der Operball (R. Heuberger-Operet)

* 20 Temmuz Çarşamba (TV-2) Cavalleria Rusticana/Köy Şövalyesi (R. Mascagni-Opera)

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “İçimizden İnsanlar — Bilim ve Sanat

  1. Pingback: Bilim ve Sanat yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Korkma Evladım — derleme | YERSİZ ŞEYLER