Sınırı nerede koymalıyım? – PC! 07

Büyüklerimiz bize “her şeyin azı karar, çoğu zarar” diye öğrettiler. Bu nedenle oğlumun bütün yaşantısını bilgisayar ile doldurmasını istemiyorum. Ama… “Eyvah, oğlum bilgisayarın başından ayrılmıyor!”

“Barış, Windows 95 hata mesajı veriyor. Galiba kurulum sorunu var, halleder misin?”

“Barış, Eudora’daki mail’leri Netscape’e nasıl aktaracağız?”

Oğlum Barış bugün ortaokul ikinci sınıfa gidiyor. Hafta içi günlerde her gün ortalama üç-dört saatini, tatil günlerinde ise bunun belki iki-üç kat zamanını bilgisayarın başında geçiriyor; hem oyun oynuyor, hem diğer programları biliyor hem de kendi programlarını yapıyor… Bizim evde her türlü bilgisayar problemini de o çözüyor. Acaba Barış bir “bilgisayar meraklısı” sınırını aşmış sayılır mı? Bu uğraşısı gelecekteki yaşamında ona yarar mı sağlayacak, yoksa bilgisayara olan ilgisi şimdiden bazı yönlerinin eksik kalmasına mı neden oluyor?

Büyüklerimiz bize “her şeyin azı karar, çoğu zarar” diye öğrettiler. Bu nedenle oğlumun bütün yaşantısını bilgisayar ile doldurmasını istemiyorum. Ama bir yandan da teknolojiden geri kalmasın, akranlarının bildiklerini o da öğrenmiş olsun istiyorum. O halde sınırı nerede koymalıyım? Ne zaman “Yeter artık, biraz da ders çalış” demeliyim? Gerçekten derslerde öğretilenler Barış’a ileride (bilgisayardan daha fazla) gerekecek mi?

Bütün bu sorulara içim rahat ederek yanıt verebilmiş değilim. Ama her şeyin hızla değiştiği yeni dünyada, ana-babaların uğraştığı sorunların da değişmesini doğal karşılıyorum. Aslında bilgisayarla ilişki konusunda da kimi kurallar konabileceğini düşünüyorum.

Ama bu kuralları nasıl koymak gerek? Kural koyarken hangi temel ilkelerden hareket etmek gerek?

Aileler ve Bilgisayar

Elbette ana-babalar çocuklarının iyi yetişmesini, topluma alışmasını ister, koydukları kuralların da böyle bir amacı olduğunu iddia ederler. Bunu da kuşkusuz kendi alışkanlıklarına, bilgilerine, belki de önyargılarına göre yaparlar. Belki bu nedenlerle, evinde bilgisayar bulunan ailelerin çocuğun bilgisayar kullanması için koyduğu kurallar birbirinden çok farklı olabiliyor..

Kimi ailede çocuğun bilgisayarı ancak haftasonları kullanmasına izin veriliyor, bazı aileler bilgisayara oturabilmek için derslerde belli bir başarıyı şart koşuyorlar ya da kötü notlara bilgisayar yasağı cezası veriyorlar. Bazı arkadaşlarımın “eve bilgisayar girerse çocuğumuzun dersleri aksar” diyerek bu teknolojik olanaktan evde yararlanmadıklarını biliyorum. Bazı evlerde okulların açılmasına rastlayan sonbahar temizliğiyle birlikte bilgisayar da kapatılıp kaldırılıyor. Bunun yanında (bizim gibi) evde çocuğun olabildiğince özgür (? -Aslında bunu Barış’a sormak gerek!) biçimde bilgisayar başında bulunabildiği aileler de var. Ama en doğrusu bizim yaptığımız mı? Emin değilim.

Bana öyle geliyor ki, bu davranış farklılıkları, bilgisayar denen araca yaklaşımdaki farklılıktan ortaya çıkıyor. Bizim kuşaktan aileler, bilgisayara yaklaşım açısından birkaç gruba ayrılıyor.

Bir kısım aileler bilgisayarı yalnızca oyun ve eğlence aracı olarak algılıyor ve çocuğu için bilgisayar “game-boy” ya da Atari ile aynı şeymiş gibi düşünüyor. Bu düşüncenin bilgisayarı az tanımak ile ilgili olduğunu ve zaman içinde aşılacağını sanıyorum.

Bir kısım arkadaşlarımız ise bilgisayara yabancı bir evdeki komodin çekmecesi muamelesi yapıyorlar; bu yabancı alete ne kendileri dokunuyorlar, ne de çocuklarına elletiyorlar… Herhalde “belki istemeden bozarız” gibi bir endişeleri var. Her şeye bir ad takmaya meraklı olan Amerikalılar, bir dönem bu yaklaşıma da “computer fear”, yani “bilgisayar korkusu” diye bir isim verip adeta klinik bir tablo olarak tanımlamışlardı. Ev tipi bilgisayarların gazete kuponlarıyla da dağıtıldığı bir memlekette bu korkunun da hızla rafa kalkması hayal olmasa gerek…

Bir de olumlu örnek verelim. Bir kısım aileler de, kendileri için olduğu gibi, çocukları için de bilgisayarın nasıl yararlı olabileceğini düşünmeye çalışıyorlar. Ama doğrusu bu iş çok kolay olmuyor. Çünkü bilgisayarın ana-babalar için ifade ettiği şey ile çocuklar için ifade ettiği şey birbirinden farklı. Galiba değişen dünyada böyle olması da gerekiyor.

Kuşak Farkları…

Yirminci yüzyılın başlangıcı ile bugünü karşılaştırdığımızda görüyoruz ki, kuşaklar arasındaki farklılıklar giderek artıyor. Bu nedenle çocuklarımızı (aynı zamanda ana-babalarımızı!) anlamamız güçleşiyor. Gelecek kuşaklar için bilgisayarın ne ifade edeceği konusunda biz büyüklerin henüz kesin bir fikri oluşmadı; bizim kuşak için bilgisayar hâlâ sihirli bir kutu. Bu durumda çocuklarımızın bu aleti nasıl kullanacağını bilmemiz beklenemez.

Kendi gençliğimi anımsıyorum: Bir problemim olup da “Babama danışsam mı?” diye düşündüğümde, hemen ardından kendi kendime, “Ama babamın büyüdüğü koşullar şimdikinden çok farklıydı; şimdi benim başıma gelenleri ona anlatabilir miyim? Bana gerçekten yardımcı olabilir mi acaba?” diye akıl yürütürdüm. Şimdi ise “Çocuğuma danışabilirim, çünkü onun büyüdüğü koşullar çok farklı” diyorum kendi kendime.

Galiba maceraya en başından başlamak gerekiyor. Çünkü Barış’ın bilgisayarla olan ilişkisini anlattığımızda, belki de seksenli yıllarda doğmuş kuşağın ortak öyküsünü yansıtmış olacağız.

Barış 1983’te doğdu, küçük yaşta da yuvaya gitmeye başladı. O zamanlar Türkiye bilgisayarla yeni yeni tanışıyordu. Bizler de yazılarımızı henüz daktilo ile yazıyor, her yanlışta ya yeni bir sayfa takıyor, ya da daksil kullanıyorduk. Henüz üç yaşındayken Barış’ın bir gün daktiloda kendi adını yazdığını görüp şaşırdık. Öğrendik ki, Barış yuvada bilgisayarla tanışmış, adını yazmayı da oradan öğrenmiş! İşte oğlumun bilgisayar konusunda benden daha önde olacağının ilk işaretini o zaman almıştım.

Konuyu Barış’ın annesiyle aramızda tartıştık ve “Bilgisayar ve benzeri teknolojiler önümüzdeki yıllarda ailemizin yaşantısında önemli bir yer tutacak, bari bu teknolojiden biz de yararlanalım” diye bir karar aldık. Ancak uygulamada geciktiğimizi çok geçmeden anladık. Ne zaman mı? Barış’ın odasında kartondan kesilerek imal edilmiş bir bilgisayar gördüğümüzde! Ekranı arkadan destekle dik hale getirilmiş, amatörce de olsa üzerine çizilmiş tuşlarıyla klavyesi düzenlenmiş, hatta kartondan faresi ve kabloları bulunan bir bilgisayar maketi! O sırada ilkokul birinci sınıf öğrencisi olan Barış, talebini cümleler halinde dile getirmemiş, ama bilgisayar istediğini bize kibarca anlatmıştı.

Acilen evimizin ilk bilgisayarı olan Amiga 500’ü alarak kararımızı uyguladık; bilgisayar teknolojisinden yararlanmaya başladık, hâlâ da yararlanıyoruz. Kendi başına yeterli olmayan bu kararın bir de ikinci bölümü vardı:

“Bilgisayar teknolojisinden yararlanma biçimimizi ya da bir başka deyişle bilgisayar ile ilişkimizi denetim altına almalıyız.” Bu ikinci kararımızı yerine getirebilmek için de oldukça çaba gösterdik; ama başarılı olabildik mi, çok emin değilim.

Kağıt üzerindeki yazıları okumak için gittikçe daha az zaman ayrılan bir dünya için bu yazı bile biraz uzun oldu gibi geliyor bana. Ama bu konuda söyleyecek başka şeyler de var. Kısmetse gelecek hafta size Barış’ın ve ailemizin bilgisayar macerasını anlatmaya devam edeceğim.

Dr. Caner Fidaner
PC! 07 \ > 15/04/1997
Kim Korkar PC!’den?
Yeni Başlayanlar İçin

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “Sınırı nerede koymalıyım? – PC! 07

  1. Pingback: Barış ve Bilgisayar | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Barış ve Bilgisayar — derleme | YERSİZ ŞEYLER