“Bu konuyu okullarda ders olarak okutalım!” – PC! 15

“Bilgisayar Dersi mi? Hayır, Hayır…” Okullarda bilgisayar dersi okutulsa ne olur? Tefrika yazarımıza göre ‘kötü’ olur… En iyisi çocuğunuzu bilgisayarla başbaşa bırakın. Onlar nasılsa kafa barıştırır.

Bu yazıyı okuduğunuza göre, bilgisayarın gelecekte günlük yaşamda ne kadar önemli bir yer tutacağını farketmiş kişilerdensiniz. Peki bu durumda çocuklarımızın bu aracı kullanabilir hale gelmesini sağlamak için neler yapmalıyız? Yoksa siz de hemen “okullarda bilgisayar dersi olsun” mu diyeceksiniz? Hayır, hayır… Bana sorarsanız, en iyi yol, çocuğunuzu ekran başına oturtup kendi haline bırakmaktır. Çocuğunuz büyük bir olasılıkla bu ilginç aracı keşfetmeye çalışacak ve belki ilk önce bilgisayarda oyun oynamayı öğrenecektir. sonra kendi başına buldukları çok hoşuna gittiği için, önündeki aracı kurcalamaya devam edecek ve zaman içinde girdisini çıktısını bilir hale gelecektir.

Ben aslında bu yazıya atasözü gibi bir cümleyle başlamak istiyordum: “Gençlerin bir konudan nefret etmesini istiyorsanız, o konuyu ders haline getirip okullarda okutun!”

Biraz düşünürse herkes bu söz için kendi okul yaşamından örnekler bulabilir. Ama ben size, yine oğlumdan söz edeceğim. Barış ana okulundan beri matematiği çok sever. Ama ders kitaplarından daha çok, matematiğin eğlenceli yönlerini anlatan, içinde bilmeceler ve oyunlar da olan kitaplardan zevk alır.

Oğlumun ilgisini anlatmak için bir anektod aktarmam gerekiyor. İlkokul dördüncü sınıf öğrencisi iken bir gün Barış’ın yatağının başucunda, duvara yapıştırılmış bir kağıt gördüm, kağıdın üzernde 3,14… diye başlayan uzun bir rakam dizisi vardı. “Bu ne Barış?” diye sordum. Bana hafifçe gülümseyerek, “Pi sayısının ilk yirmi beş basamağını ezberledim de…” diye yanıt verdi. Çok değil, aradan bir yıl geçtikten sonra bizim Barış’tan bir yakınma duydum: “Baba matematik aslında çok ilginç, ama ders olunca çekilmiyor…”

Sanıyorum yalnızca matematik değil, bütün konular ders haline gelince ilginçliğini kaybedip sıkıcı olma özelliği taşıyor.

Bu sürecin nedenlerini bilemiyorum. Belki gençlik döneminin kendine özgü muhalefet eğilimi, belki eğitim sistemimizin tutuculuğu, belki de her ikisi birden böyle bir sonuca yol açıyor: Dünyanın en ilgi çekici konusunu bile okulda ders olarak okutmaya kalksanız, öğrencilere sıkıcı geliyor. Örneğin bizim zamanımızdaki “sanat tarihi” derslerinde, insanoğlunun o en görkemli yapıtları birer silik fotoğrafa dönüşür, sanatın yüzlerce yıllık macerası bozuk cümlelerle anlatılırdı. Hele o ezberlenecek başlıklar!

Sanat tarihinin aslında ne kadar zevkli ve heyecanlı konulardan oluştuğunu yıllar sonra anlamıştım: Gombrich adlı yazarın “Sanatın Öyküsü” adlı kitabını, Bedrettin Cömert’in çevirisinden okuduğumda, kitabın pırıl pırıl baskısına bakıp bakıp “niye ders kitapları da böyle değil?” diye düşünmüştüm.

Bilgisayar Dersleri !

İnsanlar büyüdükleri zaman okullarda gördükleri derslerin ne kadar zevksiz olduğunu unutuyorlar herhalde. Çünkü bir panelde, bir konferansta anlattığı konunun önemini vurgulamak isteyen her konuşmacı, hemen bir öneride bulunur: Bu konuyu okullarda ders olarak okutalım! Efendim, çevre sorunu mu var, okullara çevre dersi koyalım; trafik sorunu mu var, öğrenciler trafik dersi alsın! Türkiye’nin ekonomisinin düzelmesi için (örneğin) tarımın modernleşmesi mi gerek, hemen okullara tarım dersi koyalım… Uyuşturucuyla mücadele edelim! Nasıl?

Hemen okullarda bu konuyu ders olarak anlatalım. Hiçkimse düşünmüyor, araştırmıyor, “acaba şimdiye kadar bu dersler sayesinde Türkiye’nin sorunlarından çözümlenen oldu mu?” diye. Bilgisayar kültürü de kendisini ders haline gelme sürecinden kurtaramadı. Şimdi düşsel bir ülkede bu sürecin nasıl işlediğini tahmin etmeye çalışalım.

Ülkede bilgisayardan anlayan kişilere gereksinim duyulduğu gerçeğini farkeden büyükler, önce bu konuda ne gibi önlemler alınması gerektiğini düşünmeye başlarlar. Ne kadar süre düşünürler bilemiyorum, ama bazı meslek liselerine bilgisayar dersleri koyma fikri çok geçmeden ortaya atılır ve bu fikir hızla, yaygın biçimde benimsenir.

Daha sonra kararlar almak için etkili ve yetkili kişilerden oluşan komisyonlar kurulur. Bu komisyonların üyeleri bilgisayarın çok önemli bir şey olduğuna canı gönülden inanmaktadır, hatta aralarında bilgisayarı görmüş ve önündeki o küçük tuşlara basmış olanlar bile vardır.

Toplantılar yapılır, konular uzun uzun konuşulur, tartışılır, hangi okullarda haftada kaç saat bilgisayar dersi okutulacağı kararlaştırılır. Bütün kararların gerekçeleri raporlar halinde ve ayrıntılı biçimde yazılır.

Doğal olarak bütün bu işlemler aylar, hatta yıllar alır. Bu sırada bilgisayar sektöründe öyle hızlı gelişmeler olmuştur ki, hazırlanan ders programı (yani “müfredat”) çoktan günün gerçeklerinin gerisinde kalmıştır.

Ders kitaplarını hazırlayacak yazarların seçimi, kitapların yazılışı, düzeltilmesi, basılışı, dağıtılışı derken bir de bakarsınız ki, derslerde sözü edilen 286 mikroişlemcili araçlar piyasadan kalkmıştır. Kitaplarda ikinci versiyonu anlatılan DOS, altıncı, yedinci versiyonuna gelmiştir; program dili olarak öğretilen BASIC versiyonu tarih olmuştur.

Sonra bir de bu yeni alanı bilen hocalar bulunması gerekir. İster istemez bilgisayar mesleği dışından kişiler gelir derslere ve kendileri daha doğru dürüst öğrenemeden bilgisayarı öğrencilere anlatırlar. Konuyu iyi bilmeyen öğretmenin en kolayına gelen yöntem, kitapta yazılanları ezberletmek olacaktır. Böylece öğrenciler arasından inatla bilgisayarı merak etmeye devam edenler de konuya ilgilerini kaybederler.

Meslek yaşamlarının daha başında, bu kuşak, bilgisayar konusunda okulda öğrendiği herşeyi unutacak ve kendisine gerekli olan kısmını yeniden öğrenmeye çalışacaktır.

Nasıl Öğretelim?

Soruyu “nasıl öğretelim?” diye sorduğumuzda yanlış yapmaya başlıyoruz. Doğru soru şöyle olmalı: “Nasıl öğrensinler?” Bu soru değişikliği, aslında bir anlayış farklılığı anlamına geliyor ve daha geniş düşünmemizi sağlıyor.

Ben diyorum ki, günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olan başka eylemlere bakalım. Örneğin, çocuklar konuşmayı nasıl öğreniyor? Sürekli uygulayarak… Caddede yürümeyi nasıl öğreniyorlar? Biraz düşe kalka… Biz onlara yalnızca trafik kurallarını öğretiyoruz.

İşte bilgisayar eğitimi de böyle olsun istiyorum. Varsa olanağımız, önlerine bilgisayarları koyalım ve onları makineyle başbaşa bırakalım.

Evet, bu yöntem evde olduğu gibi okulda da uygulanabilir. Ama bu durumda bir süre sonra çocukların eğiticilere bir şeyler öğretme “tehlikesi” doğabilir.

Kuşkusuz, eğer siz bu durumu bir “tehlike” olarak gören eski tip eğiticilerdenseniz…

VRAM NEDİR?

VRAM (Video RAM) görüntü bilgilerini hızlı bir biçimde aktarmak ve işlemek için optimize edilmiş bir bellek çeşitidir. Normal bellek devreleri olan DRAM’lerin tek bir giriş-çıkışı bulunur; iki ayrı birim aynı anda DRAM’e erişmez. Görüntü kartlarındaki DRAM kontrolcüsü hem ekranda görüntülenecek olan görüntü bilgisinin toplanmasından hem de bunların monitöre gönderilmesinden sorumludur. VRAM kullanıldığı zaman ise görüntü bilgisini oluşturan ve bu bilgileri monitör için hazırlayan iki ayrı devre vardır ve bu iki ayrı devre aynı anda ayrı giriş-çıkışlar üzerinden VRAM’e erişebilir, bu da performansı arttırır. Yalnız burada VRAM’in çift giriş-çıkışlı (port’lu) olmasının performansı da iki kat arttırdığı düşünülmemelidir. Bellek hücreleri DRAM’de de, VRAM’de de aynıdır ve bu hücrelerin bilgi akış kapasitesi sınırlıdır. Çünkü her bir hücrenin adresini belirleyen satır ve sütun sinyallerinin hazırlanması zaman alır. DRAM hücrelerinden toplam bilgi akışı bant genişliği (bandwidth) olarak adlandırılır. VRAM’in çift portu bant genişliğini ikiye katlamaz; yalnızca bir miktar daha arttırır. Bant genişliğindeki artış özellikle yüksek çözünürlük ve çok sayıda rengin söz konusu olduğu durumlarda işe yarar. Örneğin, 1280 X 960 çözünürlük ve 16 milyon renk durumunda işe yarar. Ama daha alt çözünürlüklerde bant genişliğinin artmış olmasının bir önemi yoktur. Bu durumlarda VRAM’in ekstra bant genişliği çoğu zaman kullanılmadan kalır. Bu yüzden düşük çözünürlükler söz konusu ise üretici firmalar DRAM’i yeğlerler. Görüntü devresi olarak DRAM kullanıldığında ekranı tazelemek için kullanılan belleğin dışındaki tüm bellek video kontrolcüsünün emrindedir. Kontrolcü de bu belleği karmaşık görüntüleri oluşturmak için kullanır.

Bir de WRAM varmış. Bu bir yazım hatası mı, yoksa aslı astarı var mı?

WRAM (Window RAM) bellekler VRAM belleklerin biraz daha geliştirilmiş bir çeşitidir. WRAM bellekler eklenen ek devreler aracılığı ile bazı özel görüntü fonksiyonlarının daha hızlı gerçekleştirilmesini sağlarlar. Yalnız bunun için donanım ve yazılım tasarımının özel olarak ayarlanması gerekir. Bu devreler özellikle animasyon işlerinde yüksek performans sağlarlar ama normal işlerde pek bir üstünlükleri yoktur.

Dr. Caner Fidaner
PC! 15 \ > 10/06/1997
Kim Korkar PC!’den?
Yeni Başlayanlar İçin

2 Comments

Filed under makale

2 responses to ““Bu konuyu okullarda ders olarak okutalım!” – PC! 15

  1. Pingback: Barış ve Bilgisayar | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Barış ve Bilgisayar — derleme | YERSİZ ŞEYLER