Bilgisayarcı nasıl birisi? – PC! 25

“Bilgisayar Meraklısı” Nasıl Bir Tip?

Barış’ın bilgisayarla olan maceraları tüm hızıyla devam ediyor. Kısmet olursa, Barış’ın bir bilgisayar uzmanı olduğu ve çocuğunun bilgisayar merakından yakındığı günleri de göreceğiz. Şimdilik, anne-babasına sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Televizyon reklamlarında olsun, sokaklardaki reklam afişlerinde olsun, zaman zaman “bilgisayarla uğraşan kişi” diye adlandırabileceğimiz bir tip görmeye başladık. İlginçtir, bu tip genellikle bir çocuk ya da delikanlı oluyor. Benim görebildiğim kadarıyla bu tipi biraz saçı başı dağınık, dalgın (veya derin) bakışlı, genellikle gözlüklü olarak tanımlıyorlar. Yanlış anlaşılmasın, doğrudan doğruya bilgisayar sektörünün reklamlarında böyle bir “sanal kişi” yok. Onlar reklamlarında daha çok şık giyimli, kibar, gülümseyen, profesyonel tiplere yer veriyorlar. Benim söylediğim, daha çok bilgisayar dünyasına belki dışından, belki kıyısından bakan reklam afişleri. Bizim Barış’a bakıyorum, o afişlerdeki gence çok da benzemiyor. Gerçi çok düzenli bir çocuk sayılmaz, hatta zaman zaman derin ve dalgın baktığı da olur.

Ama yine de o sanal karakter kadar saçı başı dağınık değil. “O halde diyorum”, bu “bilgisayarla uğraşan tip” görüntüsü daha çok bir yakıştırma, belki de toplumun algı biçimini yansıtan bir benzetme…

Benim çocukluğumda bir “dalgın profesör” tipi vardı, özellikle karikatürlerde, güldürü filmlerinde bu tipe sıkça rastlanırdı. Genellikle laboratuvar önlüğü giyen bu kişinin saçı başı dağınık olur, onun yaptıklarını çevredekiler anlamaz, toplumda neler olup bittiğini de bizim profesör kavrayamazdı. Kafası dağınık olduğu için herşeyi unutan bu tipin en bilinen örneklerinden birisi, Tenten’in arkadaşı olan ve adı Türkçeye “Profesör Turnusol” diye çevrilmiş olan karakter (İngilizce adıyla Professor Calculus) idi. 1980’li yıllarda çevrilen “Geleceğe Dönüş (Back to the Future)” filmlerindeki Dr. Brown’u da, bu filmleri sık sık yeniden gösteren televizyon kanalları sayesinde hatırlıyorsunuz herhalde.

“Bilgisayarcı” Nasıl Bir Tip?

Ülkemizde 1980’li ve 1990’lı yılllarda yeni mezun olan bilgisayar mühendisleri, her kurumda yeni kurulan bilgi işlem dairelerinde görev almaya başladılar. Bir yandan da, yakın dallarda eğitim görmüş mühendisler arasından kendisini bilgisayarcılığa adayanlar oldu. böylece kısa süre içinde bir “bilgisayarcı grubu” ortaya çıktı. Bizler, yani bu mesleği dışardan izleyenler de gördük ki, aslında diğer meslek grupları gibi “bilgisayarcılar” dediğimiz meslek grubu da, farklı yapıda kişileri bir araya toplar. Çok girişken bilgisayarcılarla tanışabileceğiniz gibi, içine kapalı, daha çok yalnız kalmayı seven bilgisayarcılar da görebilirsiniz.

Ancak bir de, mesleğin getirdiği alışkanlıklar ya da insanların bir mesleği seçmesine yol açan özellikler var. Örneğin subayların, her zaman değil ama genellikle, yalnızca görev başında değil, evde de düzen ve disiplin istediklerini gözlemişimdir. Acaba daha çok düzenli olmayı seven kişiler mi subay olur, yoksa mesleğin gerekleri ister istemez yaşamın öteki alanlarına mı yansır, bilemiyorum.

Bilgisayar çalışanları için de böyle genel özelliklerden söz edilebilir mi? Bir kere bilgisayarcılar kendilerinden önce varolmayan yeni bir dili, yani yeni bir iletişim biçimini öğrenmeye ve bunu geliştirmeye çalışan kişilerdir. O halde işleri derin derin ve uzun uzun düşünmeyi gerektirir. Bu nedenle bilgisayarcıların düşünmeye eğilimi, başka insanlardan daha fazladır. Hatta düşünmeyi sevdiklerine göre, akıllılık düzeyleri de toplumun ortalama düzeyinin üstünde olmalıdır. Ayrıca bilgisayar kullanan kişiler her şeyi biliyor olmasalar bile, birçok bilgiye başkalarından daha kolay ulaştıkları için toplum ortalamasından daha bilgili olmaları da beklenebilir. Bir kısım bilgisayarcı için, taşıdıkları bu özellikler onları toplumun geri kalanından ayırmaya neden olur, ama bir kısım bilgisayarcı, insanlarla daha iyi ilişki kurmak için bu olumlu özelliklerinden yararlanabilir. Bilgisayarcıların yaşamında kendilerine özgü bir etkileşim biçimi, yani insan-makine etkileşimi çok yer tutar. Buna ek olarak, başkalarının çok da anlayamayacağı sözcükleri sık sık kullanırlar. Düşünün; iş yerinde asansöre biniyorsunuz. O sırada içeride olan iki bilgisayarcı aralarında heyecanla tartışıyor. “Şimdi bak, eğer veb bölgesini pablik rayttan kaldırırsak daha sekür olmaz mı?” “Onun yerine pesvör mesvör gibi bir şey koymaya ne dersin?” Size laf olsun diye verdikleri selamı aldınız ama, bir yandan da düşünüyorsunuz: “Neyi nerden kaldırıyorlarmış? Kaldırınca ne olacakmış? Ya ikincisinin dediği pesvör de ne ola ki? Şu anda bana da fikrimi sorsalar ne derim? Hangisinin tarafını tutarım?” Neyse ki o sırada asansör ineceğiniz kata gelmiştir de o ortamdan kurtulursunuz… Sonuçta, örneğin aynı iş yerinde çalışan ya da aynı okulda öğrenim gören beş-on bilgisayarcı arasında dışardakilerin her zaman içine giremeyeceği bir arkadaşlık ortamı oluşur. Bu ortaklık dışarıdan “bunlar da ne kadar kendini beğenmiş, kendilerinden başka hiç kimseyle konuşmuyorlar, herkesi küçümsüyorlar…” diye algılanabilir.

Kısa ve Net Konuşma Biçimi…

Acaba “bilgisayarcı” dediğimiz tip, daha kendi içine kapanık, daha çok kendi kendine kalmayı seven bir kişi midir? Belki insan ilişkilerinden hoşlanmayan, bunun yerine insan-makine etkileşimini tercih eden kişiler de bilgisayar başında daha rahat ediyor olabilirler. Düşünürseniz, böyle örnekler de gördüğünüzü hatırlayabilirsiniz. Ama böyle aşırı kişilik özelliklerine çok da sık rastlanmıyor. Seyrek durumları bir kenara bırakalım da, bilgisayarla uğraşanlarda daha sık gözlenen davranış biçimlerine bakalım. Örneğin, Barış’la telefonda konuşan arkadaşlarımız da onaylayacaktır, bizim Barış, kendisine sorulan sorulara kısa ve net yanıtlar verir, yalnızca gereksinimi karşılayacak kadar konuşur. Barış’ın cümlelerinde eksik sözcük yoktur, ama fazla sözcük de bulunmaz.

Biz (yani eşim Hüray ve ben) bu durumu “Barış bilgisayar komutları gibi konuşuyor.” diye yorumluyoruz. Örneğin bir okul dönüşü diyaloğu: “Barış, bugün İngilizce sınavı olacaktı, oldu mu?” Yanıt: “Evet” “Nasıl geçti?” “İyi!” “Canım, yani mesela kaç alırsın?” “Sıfır ile yüz arası”… Israr boşunadır, çünkü o sırada Barış bilgisayarın başına geçmiştir ve artık bizi duyması çok zordur. Düşünüyorum da, şimdi bu kuşak acaba romantizmi nasıl yaşayacak? Aşk mektupları telgraf metni gibi mi olacak? Örneğin: “Seni seviyorum… STOP Benimle evlenir misin? STOP İki çocuğumuz ve yeşil pancurlu bir evimiz olur STOP Barış” Belki şöyle bir yanıt gelebilir: “Ben de seni… STOP Ne zaman ve nerede evleniyoruz? STOP İsimlerini beraber koyalım STOP Pancurların önünde güller de olsun… STOP Bayan X”

Şaka bir yana, aslında romantizm de bilgisayar gibi az sözcükle olur. İki gönül bir olunca denizin şırıltısı sözcüklerin yerini alır, yıldızların görüntüsü her türlü şiirin yerini tutar. Şimdi bu dağınık yazıyı nasıl toparlayalım? Şöyle diyebiliriz: Bilgisayarla uğraşmak, yeni kuşağın davranış biçimini bir ölçüde de olsa etkiliyor olsa gerek. Ama bunu “bilgisayarcılar toplumun diğer bireyleriyle ilişki kuramazlar” diye aşırıya vardırmak yanlış. Olsa olsa, bilgisayarla uğraşanlar her türlü iletişimde daha kestirmeci oluyor, daha kısa ve özlü konuşuyorlar…

Ya düşünmekten çok konuşmaya meraklı olanlar? Onlar zaten ömürlerini cep telefonlarıyla geçiriyorlar… Haydi size yeni bir tartışma konusu: Bilgisayar mı, cep telefonu mu?

Dr. Caner Fidaner
PC! 25 \ > 19/08/1997
Kim Korkar PC!’den?
Yeni Başlayanlar İçin

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “Bilgisayarcı nasıl birisi? – PC! 25

  1. Pingback: Barış ve Bilgisayar | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Barış ve Bilgisayar — derleme | YERSİZ ŞEYLER