Antipsikiyatri reklamı mı? — Hüray Fidaner

Hüray Fidaner* — 7 Nisan 2002 — Radikal İki

Şizofreni her yüz kişiden birine rastlayan bir hastalık. “A Beautiful Mind/Akıl Oyunları”nda izlendiği biçimde algı ve düşünce bozuklukları, toplumla iletişimde güçlükler, önceden öngörülemeyen davranışlarla giden bir beyin hastalığı. Filmden, konudan çıkarılması gereken önemli bir mesaj, psikiyatrik rahatsızlıklardan en azından bir bölümünün, hipertansiyon gibi, diyabet gibi, ne denli yetkin beyin donanımında olursa olsun kişilerin yaşamına, onların iradeleri dışında yön verebileceği. Nash’in hastalandığı yılların psikiyatri tarihi açısından önemli bir dönem olduğunu okurlar bilmeyebilir. 1950’lerde şizofreni tedavisinde kullanılan ilk ilaç olan, yeni ilaçların ağabeyi sayılan Klorpromazin molekülünün keşfedilmesi, hem sağaltımdaki başarıları sonuçladı hem de bu hastalığın doğasını tanımlayan bir dizi düşüncenin ortaya çıkmasına yol açtı. 1950’lerden önce şizofreninin oluşumu hakkında öne sürülen görüşlerin çoğu bugün geçersiz. O yıllarda anne-babaların çocuklarına yönelik tutumlarının bu hastalığa yol açtığı gibi varsayımlar öne sürülüyordu, bugün ise artık yapısal ve işlevsel bir beyin hastalığı olduğu biliniyor. Şizofreni bugün ilaçların psikoterapiler ve rehabilitasyonun yanı sıra kullanım gerekliliğinin en tartışılmadığı birkaç durumdan biri.

Duncan ve Whitaker’ın tezleri

Barry Duncan’ın, Amerikan kökenli bir sivil toplum kuruluşu olan NAMI’nin bağlantılı olduğu Mind Freedom [1] adlı bir web sitesinden alınan, kaynağı belirtilmeyen yazısını Radikal İki’de [2] okuduğum sırada bir bilgi aldım. Meslektaşım Profesör Kerem Doksat aynı metinde yer alan Robert Whitaker’e ait bir diğer mektubun Cumhuriyet’in Bilim Teknik ekinde yayınlandığını duyurdu. Araştırınca, konunun yanlış anlamalara meydan vermeyecek şekilde yeniden ele almaya değdiğine karar verdim.

Aynı web sitesinde çevirmenini bekleyen isim David Oaks, antipsikiyatri akımının sözcüsü bir psikolog ve yedi ülkede destek koalisyonu koordine ediyor. Yazısındaki sav şöyle özetlenebilir. “Akıl Oyunları’nda Nash asla ilaç almadığını belirttiği halde ilaç reklamı yapılıyor. Psikiyatrik hasta haklarını koruyanlar adına Universal, Imagine and DreamWorks Pictures bu durumu düzelten açıklama yapmalıdır.” Diğer yazarlardan Barry Duncan klinik psikolog. Robert Whitaker ise emekli kimyacı, şimdi yazar. Yani her ikisi de ilaç ve ruhsal hastalıklara kısmen aşina kişiler. Hekim olmadıkları halde tıp üzerinde akıl yürütüyorlar. İkisinin de kitapları var. Whitaker’ın kitabı “Mad in America” hakkında bakın Fuller Torrey ne diyor “Tabloid düzeyinde bir ‘derin inceleme’. Kitabın ikinci bölümünde, şizofrenide kullanılan ilaçlar yoluyla Amerikan tıbbının para bastığını ima eden bir bölüm var. Tedavi almamış şizofrenideki nöroanatomik bulguları hiçe sayarak. İlaçların kendisinin şizofreniyi ortaya çıkardığına varan açıklamalar yapıyor. İlaç yan etkilerini abartıyor, sevgi ve anlaşılma gibi ‘tedavi yöntemlerini’ önererek 18. yüzyılı çağrıştırıyor.”

Duncan ise “The Heroic Client” adlı kitabında kişisel deneyiminden yola çıkarak ilaç veren hekimleri hastayı tiranize etmekle suçluyor. Eğiliminin psikoterapilerden yana olduğu, ilaca karşı olduğu aşikâr.

Buraya kadar yazarların kendi görüşlerini öne sürmelerine söyleyecek bir şey yok. Bir tıp dalı olan psikiyatri’nin bazı özellikleri, onu hakkında kolayca akıl yürütülür hale getiriyor ve bu yaklaşımlar konuya görece uzak olanların aklını bulandırmakta önemli işlev görüyor. Antipsikiyatri yaklaşımları, psikiyatrik tedavi ve yaklaşımlarını kolayca yargılıyor. Psikiyatrik tedavi görenleri “psikiyatri kurbanları” olarak tanımlıyor. Yazarları ve çeşitli dergi ve eklerinde yer alan çevirileri yapanları birkaç açıdan uyarmak gerekiyor. Bir konuda birçok söz söylenebilir. Ancak söylenenleri zaman, yer ve yazanın perspektifini tanımlamaksızın aktarınca, ortaya bir Hollywood filmindeki detayların ilaç karşıtı gruplar tarafından “kanıt” olarak sunulması gibi garip bir durum çıkıyor. Oysa romantik bir üslupla yazılmış, kişiyi hüzünlendiren bir öykü bu film eninde sonunda. Çevirmenin Türkiye’deki okura, açıklama yapmaksızın metni aktarması, akılları karıştırıyor. Konu şizofreni olunca bu konuda psikiyatrinin söyleyecek sözü olduğunu, bu tablonun tanısı en tereddütsüz beyin hastalıklarından biri olduğunu söylemek gerek. Tıpta, 1963’ten bu yana yayınlanmış, sadece şizofreni tedavisinin tartışıldığı tam 26 bin 708 makale var.

Psikiyatri-psikoloji çatışması

Gerek ruh sağlığı çalışanlarının, gerekse hizmet alanların çatışması olan “İlaç mı psikoterapi mi?” ikilemi bugün hâlâ güncel pratiğimizde tartışılıyor. Psikiyatrinin bu konuda bir açmazı yok, ancak tüketiciler ve “yakın” meslek alanları arasında, sorunlar görülüyor.

Kime ilaç, kime psikoterapi uygulanır? Bazı ruhsal rahatsızlıklar insanın donanımı (hardware) yani kalıtsal özellikleri, beyin kimyası ile, bazıları ise yazılım (software) yani yetiştirilme biçimi, karşılaştığı yaşam travmaları süreciyle yakından ilişkili, bazılarında ise ikisinde birden sorunlar olabiliyor. İlaç donanımı, psikoterapiler yazılımı düzenlemede işe yarıyor. Birçok durumda ise, bu iki süreç birbirlerini de etkilediklerinden ideal tedavi kombinasyonlar oluyor. Bu perspektiften bakınca, temelinde donanım sorunu olan şizofreninin ilaçsız düzelmesinden söz ediliyorsa bunun nedenlerini araştırmak gerek. Ayrıca filmde böyle söylenmiyor. Nash biraz nefret etse de ilaçlarını alıyor ve bunu söylüyor. O halde yukarıda anılan yazılarda sözü edilen çatışma ve itirazlar neden?

İtirazlar, Nash ilaç kullanmadan düzeldiği halde ilaç endüstrisinin filme reklam vermesi gibi sunuluyor. Diyelim ki Nash gerçekten ilaç almadan düzeldi. Diyelim ki, ilaç endüstrisinden gelen destek veya daha yumuşak bir yorumla, hastalığı olanlara yanlış mesaj verilmesinden kaygılananların öngördüğü üzere “ilaç kullanarak düzeldim” dedi. Bu neyi gösterir? Üzerinde kıyamet koparanlara göre yanlış mesajdır. Oysa bu sürprizlerle dolu olduğunu söylediğimiz rahatsızlık hakkında sadece zayıf bir ipucudur. Yeryüzünde kaç kişi var ki, Nobel kazanacak bir beyne sahip olsun ve bu beyin günün birinde hastalansın.

İlacı reddeden üç yazardan ikisi psikoloji disiplininden geliyor. Yıllar yılı yakın meslek/disiplin mensupları arasında rol çatışmaları, sınır sorunları sürer gider. Tıpta bu çatışma en çok psikiyatristler/ klinik psikologlar hatta tüm psikologlar arasında görülür. Klinikte çalışan psikologlar psikoterapi becerileri ile sınırlanmaktan her zaman çok mutlu olmayabilmekteler. Buna gözlemledikleri kötü hekimlik deneyimleri de eklenirse açmazlar, tartışmalar sürer.

New Mexico’da, Amerikan Psikologlar Birliği’nin 1984’ten bu yana süren lobi faaliyetleri sonucunda geçtiğimiz aylarda klinik psikologlara ilaç kullanma izni verildi. Gerekçe, hekime başvurulmaksızın ilaç yazmanın daha ucuza gelmesiydi. New Mexico kararından önce bu hak 1998’de Guam’da psikologlara tanınmıştı. Fakat kısıtlayıcı tedbirler nedeniyle hiçbir psikolog bu hakkı kullanmadı. New Mexico’da bu karar beraberinde belli yükümlülükleri de getirdi. İlaç yazmaya niyetli psikologların teorik ve pratik eğitimden geçmeleri, 100 hastayı doktor süpervizyonu ile izlemeleri ve sınavı geçmeleri gerekiyor. Sınavı verdiklerinde sınırlı lisans sahibi oluyorlar. New Mexico’da gençlerde intihar hızının ülke ortalamasından yüzde 75 daha fazla olduğunun altı çizilerek, psikologlar ilaca başlayabilirlerse bu hızların azalacağı bildirildi. Amerika Psikologlar Birliği’nin bu tutumuna karşı çıkan Amerikan Psikiyatri Birliği Başkanı Paul Appelbaum, psikologların laboratuvar testi isteyip değerlendirmeleri ve ilaç yazmalarının, psikiyatrik hastalıkların doğasını hiçe saymak olduğunu öne sürdüğü, ayrıca ilaçların diğer organ ve sistemlere etkisinin nasıl izlenebileceğini sorduğu bildirildi. Bu durumun psikiyatrik tanı alan hastaları ikinci sınıf durumuna düşüreceğinden endişe edildiği görüldü. [3]

Antipsikiyatri reklamı

Nash’in otobiyografik öyküsünün şizofreniye ilgiyi artırdığı gerçek. Filmin sanatsal özellikleri konunun gerisinde kaldı bu arada. İzleyene hüzün veren sahneleri, psikiyatristin ofisinde, yerde yatan Russell’a el uzatmayıp hizmetli çağıran doktor; ıssız adada gibi hastalığı başbaşa göğüsleyen çiftin hali. Güzel bir konunun Oscar’a aday film formatında biraz çar çur olmuş izlenimi veren işlenişi…

İlaçlarla ilgili polemikler hakkında son söylenecek şey, ilaç reklamı iddialarının antipsikiyatrinin reklam öğesi olarak kullanıldığı, bunun da ilginçlik adına gerisinin araştırılmadan medyatikleştirilmesi düşüncesi olabilir. Ne dersiniz?

(*) Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi

[1] http://www.mindfreedom.org/

[2] İlaç firmalarının sinsi taktikleri. Radikal İki/24 Mart 2002

[3] Josefson D: Psychologists allowed to prescribe drugs for mental illness. BMJ 2002; 698

1 Comment

Filed under dergi, makale, programlama

One response to “Antipsikiyatri reklamı mı? — Hüray Fidaner

  1. Pingback: Hüray Fidaner’e Dair | YERSİZ ŞEYLER