Türkiye’de bilim politikaları — Evrensel Gençlik

“Klasik sanayileşme modeli içinde mal üretmeye odaklandık. Teknoloji üretmenin stratejik önemini kavrayamadık.”

Bu sözler TÜBİTAK başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak’a ait. Pak, aynı konuşmasında, teknolojinin gelişmesi için eğitime yatırım yapılması gerektiğini söylüyor. “Stratejik” önemin ne olduğunu anlamak için TÜBİTAK’ın internet sitesinden Pak’ın yaptığı sunulara bakıyoruz.

“Bugün, artık, ileri sanayi ülkeleri, yalnızca mal değil, teknoloji ya da teknoloji-yoğun mallar ve hizmetler üretir ve satar hale gelmişlerdir.”

Pak, üniversiteye dayanmayan bir sanayinin eksik kalacağını, “üniversite ile sanayiyi en iyi bilimsel ve teknik ortamlarda birleştirmenin” TÜBİTAK’a düştüğünü söylüyor. Yani teknoloji üretir ve satar hale geldiğimizde ileri bir ülke olacağız ve bunun için de üniversitenin sanayi ile işbirliği yapması gerekiyor.

Peki bu mühim teknolojiler nelerdir? Bu en iyi anlayabileceğimiz yer, sermayenin üniversiteye girmesi anlamına gelen teknokentler.

ODTÜ teknokentte bilişim, savunma gibi alanlarda çalışan birçok şirket var. Savunma alanında çalışan şirketler çoğunlukta. Genelkurmay, TÜBİTAK, NATO ile işbirliği içinde çalışan şirketler var. Üretilen teknolojiler arasında atış poligonları, eğitim simülatörleri, arıza tespit sistemleri, roket ve füze sistemleri, askeri konum belirleme sistemi, komuta ve atış kontrol sistemleri gibi savaş araçları var, bunların dışında verim arttırmaya yönelik sistemler üretiliyor.

Şimdi de Aydınlanma Konferanslarında konuşan Emekli Orgeneral Suat İlhan’ın Bilim ve Teknik dergisinde çıkan konuşmasına bakalım:

“Türkiye coğrafyasında … bir ülkenin, özgürlüğünü ve geleceğini sürekli kılabilmek için coğrafi bütünlük içinde, üniter ve her konuda güçlü olması gerekir. … Bu olanakları Türk toplumuna sağlayacak kurumların başında TÜBİTAK gelir. TÜBİTAK’ın, jeopolitiğin Türk coğrafyasına sunduğu verileri Türk savunmasına kazandırması gerekir.”

İlhan’a göre Türkiye, “dünya üzerinde üç kıtanın menteşesi, bu menteşe üzerine vurulmuş kilit ve o kilidi açacak anahtar” durumunda. Ayrıca “bütün evrensel (’emperyalist’ olarak da okuyabilirsiniz) politikaların güzergâhı üzerinde” bir ülke. “Üniter” devlet yapısının korunması, mevcut ‘milli politika’ların sürdürülmesi için güçlü olması gerekiyor. Buradan da TÜBİTAK’a görev düşüyor.

Anlaşılıyor ki, TÜBİTAK’ın üniversitelere verdiği toplumsal rol, sanayi ile işbirliği noktasına kilitlenmiş durumda. Bunun amaçlarından biri, savunma teknolojisini geliştirerek Türkiye’nin askeri gücünü artırmak. Diğeri ise daha çok savunma alanında yoğunlaşan dünya teknoloji pazarından pay kapmak. Yine Pak’ın konuşmasından:

“Türkiye, tüm dezavantajlarına karşın 20. yy’ın son yarısını sanayi üretimini artırıp çeşitlendirerek tamamlıyor. 21. yy’ın ilk yarısında bilim ve teknolojideki geri kalmışlık zincirini de kırabileceğimiz yolundaki umutlarımızı canlı tutan pek çok gelişme var.”

Geri kalmışlık zincirini kırmanın yolu nedir? Üniter devlet adına bugüne kadar izlenen, eğitim başta olmak üzere ülkenin her türlü gelişimine zincir vuran politikaları sürdürmek midir? Büyük emperyalist güçlerin ihtiyaç duyduğu (çoğunlukla askeri) teknolojileri üreterek dünya pazarında yer kapmaya çalışmak mıdır? Bilimsel ve teknolojik gelişme deyince akla bunlar mı gelir?

Bütün bunlardan sonra, TÜBİTAK’ın izlediği bilim politikalarının birçok yönden eleştiriye açık olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de bilim alanında, bilimle ilgilenen insanların çalışmalara yönlenmesinde önemli bir yer tutan bu kurum sorgulanmadığı sürece, bu çevrelerdeki bilim anlayışının ve bilimsel bakış açısı anlayışının değişmesi çok zor görünüyor.

TÜBİTAK’ın gelecek “vizyon”u

TÜBİTAK bilim ve teknoloji üzerine “Vizyon 2023” adıyla çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda yapılan “teknoloji öngörüsü” panellerinin raporlarında birçok alanda değerlendirmeler yapılmış, hedefler konulmuş. Bunlardan bazılarını inceledik:

Tarım ve gıda alanında vizyonlardan biri “toplumun sağlıklı beslenmesini, gereksinimlerini yeterli nicelik ve nitelikte karşılayabilen bir Türkiye”. Bu vizyona yönelik sosyo-ekonomik hedefler arasında “tarım yapan nüfusu toplam nüfusun %10’unun altına” çekmek var. Bu hedefin doğal sonucu olan “kırsal kesimden kente plansız göç”, bir tehdit olarak görülüyor. Ayrıca “nüfusun beslenme zorunluluğu”, “fırsat”lar arasında sayılmış! IMF’nin belirlediği tarımdan devlet desteğini çekme, tarım alanında dışa bağımlılaşma politikasından ise söz açılmamış. Ancak buna karşı bir öneri olarak anlaşılabilecek bir hedef, “pazara yönelik, kaliteli üretim yapılması”.

Pazara yönelik bilim

Sağlık ve ilaç alanındaki vizyonda uluslararası rekabetten, tıbbi cihaz ve malzemesi üretimine, personel haklarına kadar birçok konudan ayrıntılı olarak bahsedilmiş. “Her türlü personelin istihdam ve özlük hakları”nın sağlanmasının sorun olarak görülmesine karşın insanların sağlık hizmeti alma hakkı bir sorun olarak ele alınmamış.

‘Savunma’ ağırlıklı vizyon

Savunma, uzay ve havacılık alanına ilişkin rapor oldukça kabarık. Vizyonda bu alana “bilim ve teknoloji düzeyinin gelişmesinde öncülük” rolü verilmiş. ARGE’ye en çok ağırlık veren alan savunma olmuş. İstihdam miktarını ve bütçeden desteği artırmayı kesin rakamlarla hedefe koyabilen tek alan da savunma.

(Evrensel Gençlik sayı 6)

2 Comments

Filed under bilim, makale, programlama

2 responses to “Türkiye’de bilim politikaları — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER