Kongreden notlar… — Evrensel Gençlik

sayi8b

Yirmi Birinci Dünya Felsefe Kongresi, savaş ve krizlerin dünyayı ayağa kaldıracak ölçülerde yükseldiği, hem devlet politikalarının hem de BM gibi uluslararası kuruluşların meşruiyetinin yüksek sesle tartışılır hale geldiği bir dönemde toplandı. Bu tartışmaların kongreye ne biçimde yansıyacağı ve oluşan soru işaretlerinin nasıl yanıtlanacağı merak ediliyordu.

Üç hafta önce bu kongrenin anlam ve önemi üzerine, öğrencilerin, öğretim üyelerinin ve araştırma görevlilerinin görüşlerine yer vermiştik. Kongrenin bir çözüm getirmeyeceğini söyleyenler de vardı, kongreyi büyük bir fırsat olarak görenler de. Bir hafta süren kongreden aklımızda kalanları aktarıyoruz:

Kongreye gelenlerin çoğu yurt dışındandı. Bazı gazetelerde “gençlerin ilgisi yoğun, oturumdan oturuma koşuyorlar” gibi ifadeler gördük; ama, bizim görebildiğimiz kadarıyla gençlerin koşturması ilgi çekici bir oturum bulabilmek içindi… Katıldığımız oturumlarda fazla genç göremedik, oturum başlığıyla ilgilenip gelenler de çok geçmeden çıkıyorlardı. Bazı oturumlarda sunumlar beş altı kişiye yapılıyordu.

Katıldığımız toplantılar arasında gençleri toplamayı en iyi başarmış olan “21. yüzyılda Sosyalizm ve Market” başlıklı oturumdu (kongrenin yıldızı Habermas’ın katıldığı oturumu saymazsak tabi…). Rusya ve Çin’den gelen konuşmacılar sosyalizm ile ilgili geçmişten alınan dersleri ve sosyalizmin aslında ne olduğunu, Kanadalı konuşmacı sosyalizmle çelişen market ekonomisinin insanlara psikolojik etkisini, Kübalı konuşmacı ise “diyalektik materyalizme göre” sivil toplumun geliştirilmesi gerekliliğini anlattı. Fakat nasıl olduysa konuşmacılar sosyalizmi anlatırken sınıfların ve sınıf mücadelesinin hiç sözünü etmediler… Başka bir oturumun başlığı İsrail – Filistin çatışmasıydı. Bu oturumda tartışma yoğunlaştı, politikleşti ve konuşmacılardan birisi neredeyse oturumu terk ediyordu. Sonra oturum başkanının “politikayı bırakıp felsefeye dönelim” uyarısıyla ortalık yatıştı. Kongrenin genel havası ve bunun gibi olaylar felsefeye “çatışmaları yatıştırmak” gibi ulvi bir misyon verildiğini gösteriyordu.

“Komünizmin çöküşünden sonra…” Kongrenin büyük oturumlarındaki sunumların çoğu böyle başlıyordu lafa. Ardından barış, adalet, istikrar gibi “herkesin arzuladığı” idealler ortaya konuyor, bunların gerçekleşmesi için “nasıl bir hukuk gerektiği” gibi normatif değerlendirmeler geliyordu… Böylece çöküşün ardından felsefenin durumu da ortaya konmuş oluyordu.

İnsan hakları konusunda Kant, sunumlarda görüşlerine en çok başvurulan filozoftu. Hobbes, Locke gibi aydınlanma çağı filozofları da bolca anıldı. Oysa felsefesiyle bir yüzyılı etkilemiş olan Marks’tan neredeyse hiç bahsedilmedi. Uzun bir dönem boyunca tartışmaların en popüler konusu olan postmodern felsefeye de değinen pek yoktu. Yalnızca Türkiye’den bir sunum, “Büyük Geri Sıçrama: Belirsizlik Felsefesi”, bu konularla ilgileniyordu.

Katıldığımız oturumlarda sunumların önemli bir bölümü hazırlanan belgelerin okunması ile sınırlıydı. Tartışmalar, belli bir konunun anlaşılmasına yönelik olmanın dışına pek çıkmadı. Buna rağmen böyle bir kongrenin neden toplandığını merak ediyoruz. Sonra konuşmacıların kongre öncesinde bir ay boyunca Türkiye’de turistik olarak gezmiş olduğunu hatırlıyoruz.

sayi8a

Amerikan Felsefesi

Salona girdik. Amerikan Felsefesini Geliştirme Topluluğu, “Pragmatizm, Savaş ve Barış” konulu sunumlarını yapıyor. Oturumda ilk ortaya atılan soru şöyle: “Her türlü savaşa karşı mı olmalıyız yoksa son çare olarak savaş düşünülmeli midir?”

Konuşmacılar akıllı bomba teknolojisiyle savaşlarda sivil ölümlerin azaltıldığını anlatıyorlar, Iraklıların “kötü”den kurtarılmasından bahsediyorlar. Dinleyenlerden genç bir Alman soruyor: “Pragmatistseniz materyalist olmalısınız, iyi-kötü gibi kavramlar idealist kavramlardır. ABD’nin Irak’ı petrol ve güç için istila ettiğini neden söylemiyorsunuz?” Konuşmacı “sözün gelişi” diyor. Amerika’da bile mükemmel olmayan demokrasinin geliştirilmesi gerektiğini anlatıyor ve bunun için öne sürülen beş şartı anımsatıyor.

Dewey’e göre demokrasinin beş şartı şunlarmış: Ucuz iletişim, örgütlenme özgürlüğü, planlama yeteneklerinin gelişmesi, bürokratların adilce seçilerek görevlendirilmesi, her insanın kendine güvenen yetişkin birer birey olması. Bunların ilk üçü gerçekleşmiş, diğer ikisi için de eğitimin geliştirilmesi öneriliyor. Bu sefer ABD’li bir dinleyicinin sorusu: “İletişim ucuzlaştı, doğru; ama medya bizi her yandan sarıyor, yalan bombardımanına tutuyor. Bu durumda iletişimin ucuzlaşmasıyla demokrasinin geliştiğini nesnel olarak nasıl söyleriz?” Konuşmacı yanıtını Dewey’e dayandırıyor: Eğitimin gelişmesi ile her birey doğru ile yanlışı ayırt edebilecekmiş. Fakat bu işin nasıl olacağı anlaşılamıyor…

Yapılan son sunumda önceki konuşmacılar eleştiriliyor. Konuşmacılar aralarında Dewey’in görüşleri konusunda anlaşmazlık yaşıyorlar. Salondan çıkıyoruz.

(Evrensel Gençlik sayı 8, Seçil Aracı ile)

2 Comments

Filed under deneyim, makale, programlama

2 responses to “Kongreden notlar… — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER