YÖK’te olan YEK’e — Evrensel Gençlik

sayi13

Boğaziçi Üniversitesi’ndeyiz. Kayıt dönemi. Eski öğrenciler kayıt yeniliyor, aynı zamanda yeni öğrenciler için hazırlanan tanıtım programı var. Okul epeyce kalabalık yani. Önce yeni gelenlerden birine yaklaşıp onunla konuşalım diyoruz. Yeni ‘üniversiteli’ olanların üniversiteden neler beklediğini merak ediyoruz, cevabını az çok bilsek de.

Elif Berk, Elazığ’dan. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü kazanmış. ‘Üniversiteden ne bekliyorsun’ deyince ‘iyi bir akademik ortam’ diyor Elif ilkin, ardından hemen ‘tabi sosyal ortam da’ diye ekliyor. Sonra Elif’in okuldaki gelir seviyesi farklılığından tedirgin olduğunu öğreniyoruz. Üniversite küçük bir kent Elif’e göre, ve bu yüzden kampüs sadece binalardan oluşmamalı. Neden Uluslararası İlişkiler bölümünü seçtiğini soruyoruz. “Uluslar arasındaki ilişkileri anlayınca her şeyi çözebileceğimi düşündüm” diyor. “Böylece savaşları, entrikaları anlayabileceğim.” Sonra üniversitenin de bunu tamamıyla öğretmeyeceğini bildiğini söylüyor. ‘Kendimi geliştirmek istiyorum’ diye ekliyor.

Elif’e YÖK-AKP tartışması konusunda ne düşündüğünü soruyoruz. ‘İnsanlar kendi çıkarları doğrultusunda değiştiriyorlar’ diyor; “Eğer üniversitelerin özerkliği sağlanmaya çalışılıyorsa YÖK gibi bir kuruma ne gerek var? Bir profesör ya da öğrenci bir şey yaparken neden YÖK’ten korksun?” AKP’nin tasarılarının da varolan sistemden mantık olarak farklı olmadığını söylüyor Elif; “AKP de kendi kadro değiştirme olayını böyle yapıyor. YÖK’te olan YEK’te de olacak. Sadece adı AKP YÖK’ü kaldırdı olacak.” Daha sonra iş bulma kaygısı olmasaydı Boğaziçi’ne gelmezdim, diyor. Eğitimin İngilizce olmasından rahatsız; “Eğitim İngilizce olunca ulaşmak istediğin şey ile arana bir duvar çekiliyor.” diyor.

Oyun Kulübü’nün masasına oturmak istediğimizde “Bizden haber çıkmaz, biz daha oyun yaşımızı geçemedik” diyor biri. YÖK konusunda ne düşündüklerini soruyoruz. Asım YÖK devletin denetimi altına alınmalı, diyor. Kayıt parasının her sene arttığını hatırlatıyoruz. Ender, harçların artmasını yönetimin parası olmamasına bağlıyor. Daha sonra okulun topladığı paraları ne yaptığı üzerine konuşuyoruz.

Asım, bütçe şeffaflaşmalı diyor, öğretim üyeleri, öğrenciler kararları bilmeli, birlikte karar vermeli diyor. Öğrenciler bu konuda ne yapabilir deyince Abdullah, “Seçimde oy verdik, daha bir şey yapamayız, bizden daha iyi bilirler” diyor. Asım eğitimin özelleştirmesini savunuyor, yoksul öğrencilerin başarılı olanlarının sınavla seçilip burslu olarak okutulması gerektiğini söylüyor. Sermayenin ağzından duymaya alıştığımız bu tezlerle karşılaşınca şaşırıyoruz… “Başarı genetik mi, olanaksızlıkların hiç mi rolü yok?” diye soruyoruz. Ekonomik koşulların olanak sağlamayı engellediğini söylüyorlar. Biraz sonra ayrılıyoruz.

Sinema Kulübü’nün masasına yöneliyoruz. YÖK tartışmaları hakkında ne düşündüklerini soruyoruz. Beste, öğrencilere sorulmaması açısından yeni tasarının YÖK’ten farksız olduğunu söylüyor. Nazar da ona katılıyor, ayrıca ‘dinci adamları getirecekler’ iddiasının yersiz olduğunu, esas istenenin önceden beri sürdürülen şeye demokrasi adı altında kalıp yaratmak olduğunu söylüyor. Bunun nasıl değiştirileceğini soruyoruz. Tümay, YEK’e karşı çıkmanın YÖK savunuculuğu ile karıştırılabileceğinden endişe duyuyor. Bazı siyasal gruplar olmasına karşın genel olarak Boğaziçi öğrencisinin bu konularla ilgilenmediğini, bir hareket oluşmayacağını söylüyorlar. Geçen sene savaş karşıtı kulüplerin yüzlerce öğrenciyi topladığını hatırlatıyoruz ve ‘yeni tezkereye karşı ne olabilir’ diyoruz. Beste, bu eylemlerin kalabalık olmasının savaş karşıtlığının popülerleştirilmesi ile ilgili olduğunu, bilinçsiz bir kitle olduğunu söylüyor. Tümay da katılıyor ve bunun bir güce dönüşemeyeceğini düşünüyor. Beste, Türkiye’den asker giderse “Bizim askerimiz gitmesin” biçiminde bir tepkinin oluşabileceğini, ama şehit anaları gibi bir anlayışla olabileceğini savunuyor. Nazar, Boğaziçi’ndeki insanların ayrıcalıklı azınlık psikolojisi ile tepkisiz kalacaklarını söylüyor.

Daha sonra Güzel Sanatlar Kulübü’nden Burak Can ile konuşuyoruz. Öncelikle üniversitelerin daha çok birer meslek edindirme kursu olarak algılandığına, öğrencilerin iyi bir meslek için, eğitim değil para kazanmak için üniversiteye gittiğine dikkat çekiyor. Bu koşullar altında entellektüel bakış açısının gelişemeyeceğini savunuyor. YÖK tartışması konusunda ne düşündüğünü soruyoruz. Rektörlerin sert çıkmasına, laiklik tartışmasına dönüştürülmesine şüpheyle baktığını, esas sorunun rant olduğunu söylüyor.

Öğrencilerin bu durumu nasıl değiştireceğini sorunca ’68 Fransa’sını örnek veriyor. Öğrenci hareketinin ancak iş güvencesinin entellektüel birikime olanak tanıdığı zaman olduğunu düşünüyor. Şimdi insanların tek derdinin mezun olup bir şirkete girmek, yönetici olmak olduğunu söylüyor. Sistemli olarak işsizler ordusu yaratıldığına ve böylece iş güvencesinin ortadan kaldırıldığına dikkat çekiyor. Tezkere karşısında ne yapılabileceğini soruyoruz. Hiçbir hareket olmayabilir, ya da büyük bir öğrenci hareketi olabilir, insanlara bağlı diyor.

***

sayi13b

Bu ne kuyruğu?

Bilgisayar laboratuvarının önünde bir kalabalık… Ellerde ders listeleri, çakışan dersler, uymayan dersler, dolan dersler… Kimisi sabah erkenden gelmiş, kimisi geceden beri sıra bekliyor. Güvenlik görevlisi kapının önüne çıkıp “doksan dokuz!” diye bağırıyor. 99. kişi içeri giriyor. İşte Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek bilişim teknolojileriyle yapılan bir ders kaydı. Hocalar derslerine hangi bölümden kaç öğrenci alacaklarını, öğrenciler de almak istedikleri dersleri belirliyor.

Sonra, bilgisayarlı kayıt sistemi, bir sabah saat 10’da, adeta bir yarışın başlama düdüğü çalmışçasına açılıyor. Derslerde yer kapabilmek için bilgisayar laboratuarında Gece yarısı 12’den sabah 10’a kadar bütün gece sırada bekleyen, saat başı yoklama verenler, kaydını da ilk yaptıranlar oluyor. Geç kalıp derslerini alamayanlar ise derse girme izni almak için öğretmenlerin kapılarını aşındırıyor. Az ya da çok, bu işkence her dönem yaşanıyor.

(Evrensel Gençlik sayı 13, Seçil Aracı ile)

***

sayi12cizim

2 Comments

Filed under bilim, deneyim, görüşme, makale, programlama

2 responses to “YÖK’te olan YEK’e — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER