Beyin göçü ve gelecek sorunu — Evrensel Gençlik

Türkiye’de her beş üniversite öğrencisinden dördü geleceğini yurtdışında görüyor. Yurt dışına gitmek isteyen her beş öğrenciden biri geri dönmek istemiyor. Yurtdışında öğrenim gören 50 bin kadar Türkiyeli öğrenci var. Ortadoğu’da, Afrika’da, Asya’da, Latin Amerika’da birçok ülke aynı durumda. Bu ülkelerde eğitim gören gençlerin önemli bir bölümü, dönmemek üzere ABD, Kanada, Avustralya, Almanya, İngiltere gibi ülkelere gidiyor. Türkiye, en çok beyin göçü veren 34 ülke arasında 24. sırada geliyor.

Nitelikli işgücünün bir başka ülkeye gidip geri dönmemesi olarak tanımlanan beyin göçü, ülkeler arasındaki ekonomik uçurumun bir sonucu, aynı zamanda da bunu artıran bir etken. Peki gençler neden yurtdışına gitmek istiyorlar? Beyin göçü veren ve alan ülkeler açısından bu ne anlama geliyor?

Kendi ülkelerinde işsizlik, gelir adaletsizliği, yolsuzluk gibi birçok sorunla karşı karşıya kalan gençler “bu ülkede yaşanmaz” düşüncesi ile yurtdışında, ABD’de, Avrupa’da umut arayabiliyorlar. Mesleki alanda kendilerini geliştirme fırsatı bulamamak, ya da bunun maliyetini karşılayamamak, aynı sonuca yol açabiliyor. Ancak göçün temel nedeninin ekonomik olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz.

ABD, İngiltere, Almanya gibi devletler, kendi ülkelerine doğru nitelikli işgücü akışından kazanç sağlıyorlar. Nüfus artışının daha düşük, genç nüfusun daha az olduğu bu ülkelerde, dışarıdan gelen eğitimli insanları çalıştırmak, kendi gençlerini eğitmekten daha ucuza geliyor. Bunların en başında da dünyadaki toplam beyin göçünün yarısından çoğunu alan ABD geliyor. Türkiye’den aldığı beyin göçü, ABD’ye yılda 894 milyon dolar kazandırıyor. ABD’ye rakip olan Avrupa Birliği, pastadan daha fazla pay kapabilmek için kendi öğrenci değişim programlarının reklamını yapıyor. İhtiyaç duyduğu eğitimli gençlere iyi bir gelecek vaat ediyor, sağladığı imkanlarla onları çekmeye çalışıyor.

Avrupa’da sosyalizm fikirlerinin yoğun etkisinin olduğu dönemlerde, yurtdışına giden aydın kesimler sosyalist fikirlerle tanışır, ülkelerine döndüklerinde de bu fikirlerin yayılmasına yardımcı olurlardı. Şimdi ise tam tersi yaşanıyor. Yapılan yatırımların, sağlanan imkanların başarıya ulaşması, yurtdışına çıkan öğrenciyi öncelikle fikir olarak kazanmayı gerektiriyor. Liberalizmin kalesi olarak ifade edilebilecek örgütlerin öncülüğünde yürüyen beyin ticaretinde de öncelikli hedef, gençlerin liberal ideolojiye kazanılması, bu gençlerin gözünde bireysel kurtuluşun yüceltilmesi. Bu fikirlerin benimsenmesi, gençlerin ülkeye geri dönmek istememelerinde etkili oluyor.

Beyin göçüne karşı ne yapılabileceğine ilişkin bir tabir var, “beyin göçünü beyin gücüne çevirmek” diye. Devlet yurtdışındaki vatandaşlarla ilişkileri sağlam tutar, onlara değer verdiğini gösterirse, lobi faaliyetlerinde faydalanabilir deniyor. Bu insanların kendilerini ülkelerine yakın hissettiği ölçüde, “milli meselelerde” koz olarak kullanılabileceği söyleniyor. Bu iddia akla bir soruyu getiriyor: Acaba bu milli meselelerin savunulması, o gençlerin yurtdışına kaçmasına neden olan işsizliği, adaletsizliği düzeltecek midir? Tersine, milli çıkarlar her zaman bu sorunların önüne konulmuş, bunların görmezden gelinmesinin, kabullendirilmesinin bahanesi yapılmıştır. Uygulanan gerici politikalar, gençlerin gelecek sorunu “milli güvenlik” çerçevesinde değerlendirerek çözümsüzlüğe sürüklemiştir.

Bir diğer teze göre ise, araştırma geliştirmeye yatırımın artırılması, teknoparklar kurulması ve yurtdışına kaçan nitelikli işgücüne çalışma alanı sağlanması gerektiği söyleniyor. Yabancı şirketlerle ilişkilerin geliştiği koşullarda, iki tarafın da kazanç sağlayacağı bir şekilde bu sorunun çözülebileceği savunuluyor. Bir koyup beş almayı hesap eden bu şirketleri ülkeye getiren, ucuz kaynak arayışıdır. Bu kaynakların başında da bizim gibi ülkelerdeki yetişmiş gençlerin emeği gelir. Emeği ucuz yapan en büyük etken işsizlik olduğuna göre, bu şirketlerin yardımıyla işsizliğin çözülmesi beklenemez. Dolayısıyla böyle bir yöntemle sağlanabilecek istihdam, genel gençlik kitlesinin ancak çok küçük bir azınlığı için bir anlam ifade edebilecektir.

Peki beyin göçünün çözümü nedir? Aslında beyin göçünün çözümünün ne olmadığı ile ilgili olarak söylediklerimiz, bu sorunun daha temel bir soruna, gelecek sorununa bağlı olduğunu ortaya çıkarıyor. Gençliğin geleceğine sahip çıkmasının yolu nedir? Tek tek gençlerden öte, bir bütün olarak gençlik kitlelerinin geleceği söz konusu olduğunda, yurtdışına çıkmak bir umut olmaktan çıkıyor.

İşsizliği, adaletsizliği çözmek, bu sorunları yaratan ve körükleyen sistemde, iktidarda bulunan neoliberal anlayışta bir değişikliği gerektiriyor. Çözmek yolunda atılacak adımlar ise, bu anlayışı sürdürenlerin bir adım geriletilmesi hedeflendiği ölçüde başarılı olabilecektir. Bu bir mücadeledir. Avrupa’da on binlerce üniversite genci bu gerçeğin bilincine vardıkça kendi gelecekleri için mücadeleye kitleler halinde katılıyor. Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da öğrencilerin eğitim hakkını istediği üniversite boykotları gerçekleştiriliyor. Öğrenci hareketi ile işçi hareketi arasında ortaklıklar kuruluyor. Gençliğin geleceğine sahip çıkmasının, bireysel kurtuluş için çabalamak yerine kitlesel kurtuluş için ortak mücadeleyi örmesine bağlı olduğu gerçeği, gün geçtikçe daha da açıklığa kavuşuyor.

(Evrensel Gençlik sayı 27)

2 Comments

Filed under makale

2 responses to “Beyin göçü ve gelecek sorunu — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER