Mizah neyin aracı? — Evrensel Gençlik

Mizah hayatımızda önemli bir yere sahip. Sinemadan edebiyata geniş bir yelpazeyi kapsayan mizah içinde, gençlik tarafından okunan mizah dergileri önemli bir yer tutuyor.

50’li yıllarda çıkan mizah dergisi Markopaşa, özellikle emperyalizm eleştirisi ile toplumsal anlamda önemli etkilerde bulundu. Bugünse mizah dergileri daha çok hoşça vakit geçirmek, gülmek için okunuyor. Bu iki görüntünün iki farklı işlevin yansıması olduğunu düşünebiliriz. Biri toplumsal konuların iç yüzünün ortaya çıkarılmasına, çelişkilerin teşhirine yardımcı olma, insanları haberdar etme ve uyarma işlevi. Diğeri ise günlük ve politik sorunlardan bağımsız olarak insanları eğlendirme, kısa bir süre için de olsa bu sorunlardan uzaklaştırma işlevi. Bu işlevler kimi zaman bir arada bulunuyor, kimi zaman da aralarındaki çelişki tartışmalara ve farklı mizah anlayışlarına kaynaklık ediyor.

Mizah hayatın her alanında var. Arkadaşlık ilişkileri, kadın sorunları, aşk ve yaşama dair birçok başka şey, mizahın ele aldığı temel konular arasında. Ama mizahın insanları haberdar etme ve uyarma ile ilgili rolünü incelemek için gazetelerdeki politik karikatürlere bakmak uygun olacaktır. Örneğin Radikal’de Türkiye sorunları enflasyon, trafik, kriz gibi bağımsız görünen başlıklar altında incelenirken, Cilalı Taş Devri’nde bu sorunları birer canavar ya da dev yaratıklar olarak görebiliyoruz. Vakit gazetesinde “solcu kafalar” eleştirilirken, karikatürlerde komik duruma düşürülen atkılı, yıldızlı bir tipleme ile bu eleştiri somutlanıyor. Cumhuriyet’te gericilik eleştirisi ve irtica vurgusu islami ağırlıklı simgelerle karikatürlere de yansıyor. Evrensel’de de demokrasi sorunu, sorunun özüne uygun tiplemelerle ele alınıyor. Bu karikatürler çoğu zaman çizerin dünya görüşünü, o gazetenin yayın çizgisini ve dünyaya bakışını yansıtıyor.

Politik olsun ya da olmasın, mizahın güldürmek için kullandığı temel araçlar arasında abartmak ve gerçekdışı öğeler kullanmak var. Mizah dergilerine baktığımızda bunun farklı şekillerde kullanıldığını görebiliriz. Uzaylıların dünyaya gelmesi, hayvanların konuşması, gerçekdışı yaratıklar… Bu araçlar farklı edebiyat dallarında da kullanılıyor. Örneğin Kafka’nın Değişim romanında insanın böceğe dönüşmesi, gerçekdışı bir öğe olarak kapitalist sistem ile ilgili bir anlam taşıyor ve okuyucuyu içinde yaşadığı dünya üzerine düşünmeye itiyor. Gerçekdışı öğeleri kullanan anlatım, yaşadığımız gerçeklere dair anlamlar içerebilir, ya da bu kaygıyı gütmeden gerçeklerle bağlantısız hayali bir dünyayı anlatabilir.

Mizahın nasıl bir işlev üstlendiğini nasıl anlayabiliriz? Bezgin Bekir’i düşünelim. Aklından kimbilir neler geçiriyor, belki barış içinde yaşamanın, başka bir dünyanın özlemini duyuyor, belki iktidarın yaptıklarına kızıyor… Yani sonuçta belli bir dünya görüşü, yapmak istediği şeyler var. Ama bir kelime konuşmaya, yerinden kalkmaya bile takati olmadığı için, içindeki güzelliklerin bir başkasına faydası dokunmuyor… Bunu iki şekilde okuyabiliriz. Gerçeklerle ilişkisini kurar ve bir şeylerin değişmesi için harekete geçmek gerektiği şeklinde yorumlayabiliriz, ya da bu ilişkiyi kurmadan o tipin kendi komikliği olarak algılayabiliriz. Bir esprinin işlevi, hem nasıl kurulduğuna, hem de nasıl okunduğuna göre değişiyor. Buradan mizahın işlevinin, hem mizah yazarı, hem de okuru tarafından belirlendiğini söyleyebiliriz.

Mizah gibi büyük bir çeşitliliği barındıran bir konuda ciddi bir araştırma yapmadan kesin yargılara varmak zor. Bu yüzden sonuç yerine bir soru sorarak bitirelim: Mizaha hangi işlevi yüklüyoruz? Gerçekleri teşhir etmesini mi, yoksa yalnızca güldürmesini mi?

***

Halk için haftalık Siyasi Mizah gazetesi Markopaşa

1946’da Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Mustafa (Mim) Uykusuz tarafından kuruldu. 1950’ye kadar toplam 77 sayı çıkabildi. Halkın nabzını tutarak, baskıcı CHP yönetimine ve emperyalizme karşı çıkarak 60 bin tiraja ulaştı, en çok okunan mizah gazetesi oldu. İktidarı sarsan, kendi döneminde büyük etkiler bırakan Markopaşa, Sabahattin Ali’yi derin devlete kurban verdi, hapislerle, sürgünlerle baskı altına alınmaya çalışıldı, kapatıldı, farklı isimlerle yayın hayatını sürdürdü. Halktan yana mizah anlayışı ile Türkiye mizah tarihinde yerini aldı.

***

Eflatun Nuri
Leman Yazarı

– Markopaşa’nın gençlik içinde okuma oranı nasıldı?

Markopaşa en çok 60 bin sattı. Türkiye’de böyle bir şey olmamış. Sonra polis baskısıyla matbaalar bunu basmadı. Bütün matbaalara baskı yaptılar. Bunlar birkaç sayı teksir makinasıyla çıkardılar. Aziz hep derdi, “ya teksir makinasından ellerim davul gibi oldu, zor yazı yazıyorum” diye. Herkes yorulana kadar yapıyordu teksir makinasıyla. Tabi bu arada gençlerin, gençler derken belli gençler alıyordu. Çünkü o günlerde Markopaşa elinde bir genç göremezdin. Herkes aldığı zaman saklıyordu cebine. Evinde de tutamaz okuduktan sonra yoketmesi lazım, bu durumdaydı. Evlere baskın yaparlardı. Karakolda beni dövmüşlerdi, orada eski Markopaşa’dan duvarlara yapıştırmışlar, çatlakları kapatmışlardı. Harabe gibi yer, kimbilir orada neler oluyordu.

***

Zafer Aknar
Leman Yazıişleri Müdürü

– Gençlik mizah ilişkisinde geçmişten bugüne ne değişti sizce?

Türkiye’de 12 Eylül diye bir milat var. 12 Eylül öncesinde gençlik politizeydi. Politikayla birlikte mizahı da tüketiyordu. Gırgır diye bir efsane vardı, dünyanın ikinci, üçüncü büyük dergilerindendi. Muhalifti, daha politikti. 12 Eylül faşist darbesinde işkenceler, idamlar depolitizasyonu getirdi. Gırgırı, her şeyi kapattılar. Darbe Türkiye’nin üzerinden silindir gibi geçti, tabi mizah da nasibini aldı. Ondan sonra Özal geldi, fırsatçılıkla benim memurum işini bilir anlayışıyla depolitizasyona son noktayı koydu. Bu dönemde Limon çıktı. Özalın vahşi anlayışı tam olarak nüfuz edememişti, Limon da bu ruhtan beslendi, toplumun sesi oldu. Avniler, Hıbırlar, bir sürü dergi çıktı. Kapanıp gittiler. Şimdi gençlik mizahı eğlence kültürü olarak görüyor. Karikatür ve mizahı bir muhalif ruh olarak görmüyorlar. 12 Eylül çocukları büyüdü, umutsuz, çıkarcı bir kuşak yetişti. Mizah da yemek içmek gibi çerezlik bir anlayışa döndü. Mizahın son kalesi Leman, onda da zaman zaman hatalar olabiliyor. Gençliğin rüzgarına kapılabiliyor. Bu çok yanlış değil, muhalif olmak çok zor. Bizimle dalga geçiyorlar, sisteme katmaya çalışıyorlar. Ellerinden geleni yapıyorlar, çünkü biz onların aynasıyız, bize bakınca kendi namussuzluklarını görüyorlar. Paraya tapınmamızı istiyorlar. Bizim içinse maddi koşullar bir ayrıntı.

– Bu durum nasıl değişecek?

Türkiye şu anda kapitalizmin en dejenere, soysuz dönemini yaşıyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerin tarihinde böyle adi dönemler olmuştur. Ekonomik göstergelerini yerine oturtamadığı için düşler sahnesinde her şeyi perdeleyemiyor. ABD gibi ülkeler bunu başardı, herkes onları sosyal devlet zannediyor. Oysa onların refahı ezilen halkların sömürüsüyle sağlanıyor. Sorun gençlikte değil, çaresizler, yapabilecekleri hiçbir şey yok. 12 Eylül faşizmi önce onların güzel abilerini, ablalarını yok etti, sonra ruhlarını parçaladı. Savunmasız kaldılar. Hal böyle olunca teslim olmaktan başka bir şansları yoktu. Bizim kuşağın bir 68 ruhu vardı, onlardan ders almıştık ve dünyayı değiştireceğimize inanmıştık, hala da inanıyoruz. Ama onların böyle bir şansı olmadı. Elimizden geleni yapacağız ama karşı taraf çok güçlü, medyası, TVsi her şeyi var.

– Leman nerede duruyor?

Bir yerde duramıyoruz. Çok güçlü ve acımasızlar. Gaddarlar ama uysallaşacaklar. Acilen dinazorların yeniden dirilip canlanması, sol partilerin devreye girmesi gerekiyor. Abiler gençlere iyi örnek olamıyorlar.

***

Canol Kocagöz
Karikatürist

– Nasıl bir mizah tarzını benimsiyorsunuz?

Gırgır – Leman dergileri arkadaş ilişkileri, okul mizahı üzerinden kurulmuş. Homur dergisi ise Markopaşa’nın geleneğini sürdürmeye çalıştığımız, daha çok emekçilerin, çalışanların ve tabi gençliğin de sorunlarını ele alıyor. Son sayıyı Eğitim-Sen ile çıkardık. Öğrenci-öğretmen sorunları, eğitim sorunları, YÖK-YEK, özelleştirme gibi konuları ele aldık. Biz mizahta Comics tarzı yerine Fransa’da Zincirli Ördek dergisinde ve dünyadaki kimi dergilerde olan alternatif mizahı yapmaya çalışıyoruz. Piyasalaşmamış, muhalif unsurları bağrında taşıyan, biraz daha artistik-grafik yönü olan bir mizah bu.

– Mizahta cinselliğin kullanılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bu bir kültür sorunu. Amaç para kazanmaksa ona uygun şeyler çıkıyor. Gazeteye bir arka kapak güzeli eklenince tiraj yükseliyor. Ancak cinsellik ve aşk hayatın bir parçası olarak da işlenebilir. Biz de Homur’da bu konuları işlemiştik.

– Mizahta iktidarın eleştirilmesi hakkında?..

Tek tek kişileri hedef alıyorlar, oysa sermaye var iktidarda. Biri gitse diğeri gelir. Karikatür kısa sürede tükenmemeli. Yerel sorunların evrensele nasıl taşınacağının düşünülmesi lazım. Gençlerin de bu doğrultuda karikatür yapması lazım. Mizah muhalif bir şeydir. Düzenle uyum sağlayamaz. Karikatür ve mizah çözülen sınıfa saldırır, ilerici bir rolü vardır. Sermaye ne tipte olursa olsun onu zaptırapt altına alamaz. İşte bu yüzden holdinglerin gazeteleri, dergileri vardır ama mizah dergileri yoktur. Bir ara ABD’de çıkan MAD dergisini çıkarmaya çalıştılar ama olmadı.

***

Sefer Selvi
Karikatürist

– Gençliğin mizahla ilişkisi dünden bugüne nasıl değişti?

Dün Ferhan Şensoy izlenirdi, şimdi Cem Yılmaz izleniyor. Aslında pek bir şey değişmedi. Gırgır, zamanında 400-500 bin satardı, Çarşaf dergisinin 60-70 bin satması az geliyordu. Televizyon yaygınlaşınca bunlar bıçak gibi kesildi. Şimdiki dergilerin hiçbiri o tirajları yakalayamadı. TV’de mizahi programlar olunca insanlar ihtiyacını oradan karşılamaya başladı, dergi ihtiyacı azaldı.

Mizah açısından temel hedef kitle gençliktir, üniversite bitince mizah da bitiyor, sonra yine yeni okurlar liselerden oluyor. Bu, mizahın daha aktif, sivri dilli, muhalif olmasından kaynaklanıyor. Belli bir yaştan sonra evlenip çoluk çocuğa karışıyorlar, mizahla ilgilenmiyorlar.

– Hangi dergilerde çalıştınız?

Önce Gırgır’daydım, sonra bütün çalışanlar ondan komple ayrıldık. Avni’de devam ettik. Tirajı düştü, bunun üzerine bazı çizerleri atıp başkalarını aldılar, bu sefer okur kitlesini kaybetti, kapandı. Sonra Limon dergisi vardı, ayrılmalar oldu, ayrılanlar yine ele geçirdi… Bağlı olduğu Güneş gazetesi ekonomik nedenlerle Limon’u kapatmak istedi, çalışanlar Leman’la devam etti. Tirajı 100 bine kadar çıktı, sonra Penguen ayrılınca bölündü, şimdi Leman’dayım.

– Leman şimdi bağımsız olarak mı yayınlanıyor?

Evet. Bağımsız olması önemli. Bağımsız derginin patronu okuyucudur. Bağımlı olsaydı en başta medya patronları eleştirilemezdi, sonra iktidarı eleştiremezdi… Sürekli bir kontrol, sansür olmasa bile otosansür olurdu.

– Eskilerin yerini yeni çizerler, yazarlar aldıkça kuşak çatışmaları oluyor mu?

Mizahta gözle görülen bir eskime oluyor. Yeni gelen kuşak, yeni bir dil getiriyor. Çizgi kendini yeniliyor. Mizah aslında çok etkili bir güç olduğunu kapitalizmde keşfetti. Son günlerde reklam sektöründe de kullanılmaya başladı.

– Özellikle eskilerin eleştirdiği, bel altı esprilerin artması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Hayat değiştikçe mizah da değişiyor. Eskiden kadınlar çarşafla dolaşırken şimdi mini etekle dolaşıyorlar. Çizgiler de hayatın bir yansıması. Belki yarın başka bir şey olacak, bilemeyiz. Aslında o cinselliğin de içinde bir muhalefet, kendini ifade etme var.

(Evrensel Gençlik sayı 32)

2 Comments

Filed under görüşme, makale

2 responses to “Mizah neyin aracı? — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER