Reklamlar! — Evrensel Gençlik

sistemli kitlesel duygu sömürüsü

Onlara sürekli maruz kalıyoruz. Otobüslerde, duraklarda, sokaklarda, binalarda, televizyonlarda, gazetelerde… Biz izlediklerimiz üzerine fazla düşünmüyoruz belki; ama bu işin profesyonelleri, reklamların etkisini artırmak için kimin neyi görüp duyacağını, kaç saniyede neyi algılayabileceğini ince ince hesaplıyor.

Son zamanlarda üniversite öğrencilerini hedef alan reklamlarda gözle görünür bir artış yaşanıyor. “Biz üniversiteliyiz” diyenler, “İŞ’te üniversiteli” böyle olur diyenler, üniversite öğrencilerini hedef aldıklarını belli etmek için önce kameralarıyla, sonra da reklam panolarıyla üniversite kampüslerine kadar girdiler. Bütün bu reklamlarda çizilen, bugünlerde bize otobüs duraklarından sırıtan bir öğrenci karikatürü var. Geleceğin bilimcileri, sanatçıları, mühendisleri, bu mutluluk maskesine sığdırılıyor.

Üniversitelere olan bu ilgi, müşteri edinmekle sınırlı değil. Önce reklamlar ve panolar üzerine “sanat” sergileri açıldı, ardından Ruffles’ın marifetiyle üniversitelere giren “reklam yaratıcıları aranıyor” ilanları ve “reklam oburları” adıyla yayınlanan reklam filmleri geldi. Yeni çıkan bir reklama sanat payesi biçilir, bu da ana haber bülteninden verilir oldu. Reklamcılık bir ikna etme, inandırma sanatı olarak sunuluyordu. İnsanları kandırmak masumca değildi tabi; ama kim masum ki zaten, diyordu bunu savunanlar.

Konu mankenlerinin masum görünen gülümsemelerinin arkasına saklanan, reklamı veren şirketlerin ve bankaların özlemleridir. Ama sermayenin dili ve propaganda aracı olan reklamlar, kendisini ele veriyor: Cep telefonunun, giysilerinin, arabasının, banka hesabının bir gencin mutluluğunun kaynağı olması isteniyor. Gençlik, mutluluğun para ile satın alınabileceğine “ikna edilmeye” çalışılıyor. Sağlık, eğitim gibi kamu hizmetlerinin giderek daha fazla paraya bağlanması, asgari ücretin açlık sınırının çok altında olması gibi koşullar karşısında verilen mesaj hep aynı. Geçtiğimiz haftalarda öğrenciler arasında yapılan anket, yıllar içinde gençliğin özlemlerinin sevgi, özgürlük gibi kavramlardan para merkezli bir anlayışa doğru kaydığını göstermişti. İşte o reklamlardaki bakış ve gülümseme, kendi ayakları üzerinde duramayan, paranın mutlak egemenliğine biat etmiş bir gençlik istendiğinin resmidir.

Üniversiteler reklamlarla aslında başka vesilelerle de tanışmıştı. Kaynaksız bırakılan üniversiteler bir yandan paralılaşırken, diğer yandan kaynak edinmek için sponsor almak zorunda kalıyor. Bazen bilimsel çalışmaların maliyeti, bazen öğrencilerin sosyal faaliyetinin giderleri, reklam alarak karşılanıyor. Bunun bir ileri aşaması, sermaye ile işbirliği. Bu da sermayenin istemediği etkinliğe para vermeyebilmesi, dolayısıyla üniversite üzerindeki denetim gücünü artırması anlamına geliyor. Bazı öğrenci kulüpleri bu dayatmaya razı oluyor ve bunun sonucu olarak şirketleşiyor. Kimileri ise, geçtiğimiz günlerde yapılan iktisat kongresinde olduğu gibi, bunu reddediyor ve bağımsızlığını koruyor.

Üniversite ve reklamları yan yana koyduğumuzda birçok çelişki ile karşılaşıyoruz. Bir yanda harçlarını ödemekte zorluk çeken, yurt bulmakta, ulaşım olanakları bulmakta sorun yaşayan gerçek öğrenciler; diğer yanda ise reklamlarda yansıtılış biçimi ile dertsiz tasasız bir gençlik güruhu. Bir yanda bilimi geliştirmek, insanlığa katkı sunmak işlevi ile üniversiteler; diğer yanda reklam verip müşteri kazanmaya, kârını artırmaya çalışan şirketler. Bir yanda bilim, gerçeğin bilgisine ulaşma çabası; diğer yanda duyguları sömürme, insanları kandırma sanatı reklamlar.

Bu karşıtlıklar, bilim ile sermaye çelişkisinin yansımaları aslında. Sermayenin tek bir mantığı var, o da ne pahasına olursa olsun daha fazla kazanç elde etmek. Bilim ise hep daha ilerisini görüyordu, şimdi de öyle. Reklamlardaki karakterler doğuştan kapitalist olabilir; izlerken sanki insanlar mülkiyet karşısındaki rekabet, hırs, kıskançlık gibi duyguları doğuştan edinmişler gibi görünebilir. Ama bunun gerçekte böyle olmadığı, bilimsel yöntemin ulaştığı bir sonuçtur.

Sermayenin gerçekleri kendi bakış açısına göre çarpıtmasına şaşmamak gerek. Onun çıkarı bunu gerektiriyor. Ancak biz kendi gerçeklerimizi zaten her gün yaşıyoruz. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış!

(Evrensel Gençlik sayı 37)

2 Comments

Filed under bilim, makale

2 responses to “Reklamlar! — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER