Sorunların düğümlendiği nokta — Evrensel Gençlik

sayi50

Bu sene de Öğrenci Seçme Sınavı yapıldı ve bitti. Yine yıllarca emek verildi ve yine bütün umutlar üç saate sıkıştı. Her sene haziran yaklaştıkça, büyük bir belirsizlik, milyonlarca gencin yaşamını kara bir bulut gibi sarıyor. Derslere, kurslara paralar su gibi akıyor. Sınav öncesi son taktikler alınıyor, dualar ediliyor. Zor sorulara takılma, son 3 gün çalışma, turlama tekniğini kullan, cevapları tek tek geçir… Uzun bir üç saatin sonunda üzülen de var, sevinen de, ama hep diken üstünde. Ne kadar puan alabildiysen, o kadar hak ediyorsun geleceği. Test çözmekte ne kadar ustalaşabildiysen, o kadar hak ediyorsun üniversiteyi. Bunu hepimiz yaşadık, yaşıyoruz. Böyle mi olmak zorunda?

ÖSS’ye hep bir maraton derler. Maratonların sonucu çok uzun bir koşu ile belirlenir. Oysa ÖSS’de esas belirleyici olan, sınavın yapıldığı saatler oluyor. Tek bir yanlış yapmak, yüzlerce, binlerce kişinin gerisine düşmek demek. Birkaç yanlış, hayallerin yıkılması demek. Cevapları kaydırmak, hayatını kaydırmak demek. Verilen emeğin sonucunun alınacağının hiçbir garantisi yok. Bu, hem gençler hem de aileleri üzerinde ağır bir psikolojik baskı oluşturuyor. Birçok gencin ruh sağlığı bozuluyor, lise son öğrencileri hayalet gibi gezmeye başlıyor, psikolog ve psikiyatristlere başvuruluyor.

ÖSS sorularının çoktan seçmeli biçimi, sınava çalışmanın merkezine ‘soru çözme’yi koyuyor. Bir sene binlerce soruyu ‘çözerek’ geçiyor. Soruyu dikkatlice oku, verilen bilgileri oku, cevabı bul, doğru seçeneği işaretle… Yaklaşık bir dakika süren bu döngü, sürekli tekrarlanıyor. Her bir soru büyük önem taşıdığı için sınavdan önce binlerce soru çözmek zorunda kalan gençler bu yönteme şartlanıyorlar. Bir dakika içinde cevabı bulup işaretlemenin bilimsel düşünce ile bir ilgisi var mı? Olsa olsa öğrenciler üzerinde yapılan bir psikoloji deneyi olarak düşünülebilir. Burada öğrencinin ne düşündüğünün, ne ürettiğinin önemsendiğini görmek imkansız. Hiçbir yaratıcılık gerektirmeyen test çözme işi, gençleri bir deney hayvanı ile aynı koşullara sokuyor.

Bütün bunları anlamak için ÖSS’nin nereden çıktığını hatırlamak gerek. Öğrenci seçme sınavının yapılmaya başlamasının nedeni, üniversitelere herkesin girmemesi, bir ölçüt ile ancak seçilmiş öğrencilerin girmesini sağlamaktı. Bugün milyonlarca genç ÖSS’ye giriyor ve sınava giren her beş kişiden dördü eleniyor. Elenenler hep dersaneye gidemeyen, ekonomik sıkıntılar yaşayan emekçi çocukları, seçilenler ise kalburüstü ailelerin çocukları oluyor. İnsanların emeğini ortaya koyan çoğunluğunun bilimin üretildiği üniversitelerden uzak tutulması, bilim ile bağdaştırılabilir mi? Bilim, zengin yoksul ayrımı olmadan bütün insanlığın birikimi ve yine bütün insanlığın ilerlemesine hizmet etmek zorunda. Hal böyleyken üniversite kapılarında kalan insanların çaresizliğinden beslenen ‘dersane endüstrisine’ ne demeli?

ÖSS, gençlerin geleceğinin üç saate sıkıştırılmasından öte anlamlar taşıyor. İş bulmanın hayal olduğu koşullarda gençlerin büyük bir belirsizliğe ve çaresizliğe sürüklenmesi, sürekli test çözmeye şartlandırılması, ÖSS’nin doğurduğu öznel sonuçlar. Nesnel olana bakıldığında ise üniversite kapılarında yığılan gençliğin acımasızca bir ayrıma tabi tutulduğunu, buradan doğan rantı paylaşmak için umut tacirliği yapan büyük bir dersane sektörünün oluştuğu görülüyor. Bunun yanında lise eğitiminin kesintiye uğramasını ve üniversiteye giren öğrencilerin bu kesinti ve ÖSS alışkanlıkları nedeniyle yaşadığı zorlukları saymak gerekiyor.

‘Öğrencileri seçmek’ adı altında ülkemizdeki bilimsel yaratıcılığın kaynaklarını kurutan, araştırma ilgi ve merakını öldüren bir süreç yaşanıyor. Elbette işsizliğin, açlık ve yoksulluğun giderek arttığı Türkiye’de yaşanan sorun bundan ibaret değil. Ancak ÖSS’nin sorunların düğümlendiği bir nokta olduğu bir gerçek.

***

sayi50b

ÖSS’nin tarihçesi

Cumhuriyet döneminde, 1960’lı yıllara gelinceye kadar lise mezunları az olduğundan pek çok fakülte, kendisine başvuran bu mezunları sınavsız kabul etmiştir. Kontenjanlarını aşan bir taleple karşılaşan fakülteler seçme işini genellikle şu yolların birini izleyerek yapmıştır: (a) Başvuru sırasını dikkate alma ve ihtiyaç kadar adayı kabul ettikten sonra kayıtları durdurma, (b) Fakültede verilen eğitimin niteliğini dikkate alarak liselerin fen ya da edebiyat kolu mezunlarını kabul etme, (c) Başvuranları lise bitirme derecesine göre sıralayarak bu sıraya göre öğrenci alma. Lise mezunlarının artması ve lise dengi okul mezunlarına da yükseköğretime başvurma hakkı verilmesiyle, yukarıda özetlenen öğrenci seçme yöntemleri ihtiyaca cevap veremez duruma gelmiş; fakülteler kendi amaçlarına uygun giriş sınavları düzenlemeye başlamıştır. Bu son durumda öğrenciler, sınavlara katılabilmek için ülke içerisinde şehirden şehire koşuşturmak zorunda kalmışlar; aynı gün ve saatlere rastlayabilen sınavlardan birine katılıp diğerine katılamama durumlarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum, adaylar ve velileri arasında önemli yakınmalara yol açmıştır. 1960’lı yıllarda, önce bazı üniversiteler kendileri için giriş sınavları düzenlemeye başlamışlar; sonra bazı üniversiteler bu amaçla birlikte hareket etme yoluna gitmişlerdir. Aday sayılarındaki artış, sınavlarda çok sorulu ve objektif tip testlerin hazırlanmasını, başvurma, puanlama, seçme ve yerleştirme, sonuçları bildirme gibi işlemlerde bilgi-işlem yöntem ve araçlarından yararlanılmasını gerektirmiştir. 1974 yılında, Üniversitelerarası Kurul, üniversiteye giriş sınavlarının tek merkezden yapılmasını uygun bulmuş ve 1750 sayılı Üniversiteler Kanununun 52. Maddesine dayanarak 22 Kasım 1974 tarihinde Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezini (ÜSYM) kurmuştur. Üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme işlemleri, 1981 yılına kadar bu merkez tarafından yürütülmüştür. 1981 yılında, Merkez, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 10. ve 45. maddeleriyle Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) adı ile Yükseköğretim Kurulu’nun bir alt kuruluşu haline getirilmiştir. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı, 1974 ve 1975 yıllarında aynı gün sabah ve öğleden sonra birer olmak üzere iki oturumda, 1976-1980 yıllarında aynı günde ve bir oturumda uygulanmış; 1981 yılından itibaren iki basamaklı bir sınav haline getirilmiştir. İki basamaklı sınav sisteminde ilk basamağı oluşturan Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) nisan, ikinci basamağı oluşturan Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS) ise haziran ayı içinde uygulanmaktadır. 1987 yılından itibaren, yükseköğretim programlari ile ilgili tercihlerini belli alanlarda toplayan adaylara, sınavda belli testleri cevaplama, diğerlerini cevaplamama olanağı tanınmıştır. Böylece oluşan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı sistemi, nispeten daha küçük çaplı bazı değişikliklerle günümüze değin sürüp gelmiştir. Günümüzde tek basamak olarak yapılan üniversiteye giriş sınavına 2003 yılında yaklaşık 1,5 milyon öğrenci girmiş ve bu öğrencilerin ancak 250 bini var olan üniversitelere yerleşebilmiştir. Böylesi zorlu bir yarışta çocuklarının geride kalmamasını isteyen aileler büyük meblağlar ödeyerek çocuklarını dershanelere göndermeye çalışıyorlar…

Gürsel Karaaslan’ın TMMOB II. Öğrenci Üye Kurultayı’na sunduğu bildiriden (Dicle Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğrencisi)

(Evrensel Gençlik sayı 50)

***

sayi50cizim

2 Comments

Filed under bilim, makale

2 responses to “Sorunların düğümlendiği nokta — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER