Türkiye’de bilim nereye gidiyor? — Evrensel Gençlik

Türkiye’de bilim nereye gidiyor? Bilim ve Gelecek dergisinin dikkat çektiği bir makale, insanı ürpertiyor. Türkiye’nin bilim politikalarının belirlenip uygulanmasından sorumlu kurum olan TÜBİTAK’ın dergisi Bilim ve Teknik, bilimle tamamen çelişki içinde bir yazıya yer vermiş!

Mayıs 2004 sayısında yer alan “Doğada Haremlik Selamlık” başlıklı Zeynep Tozar imzalı yazı, kadın ve erkeklerin günlük etkinlikler içinde gruplaşmasını biyolojik temellere dayandırmaya çalışıyor. Bunun için de hayvanlarda fiziksel farklılıklar dolayısıyla erkekler ve dişilerin gruplaşması olgusundan hareketle insanlarla ilgili sonuçlara ulaşıyor.

Yazı, toplumsal olayların açıklanmasında biyolojik indirgemecilik anlamına gelen “sosyobiyoloji” anlayışını yansıtıyor. Bu da, toplumsal biçimlerin tarihsel gelişiminin kavranmaması, bugün geçerli olan olguların tarihsel belirlenimlerinden koparılarak kendi içlerinde açıklanmaya çalışılması demek.

Kadın ve erkek, içine doğduğu topluma uygun rollerle donatılır. Tarihsel, toplumsal koşullara göre bu rollerin değişim göstermesi bunun kanıtıdır. Önce anaerkil toplum vardı. Bugünkü erkek egemen toplum yapısı ve onun getirdiği bütün ayrımlar, tarihsel olarak mülkiyet ilişkileri ile birlikte doğup gelişti. Erkek-kadın ayrımı, değişmez fiziksel ya da genetik farklılıklarla açıklanabilseydi, bu ayrımın tarih boyunca aynı kalmış, dolayısıyla çoktan açıklanmış olması gerekirdi.

Kadın-erkek ilişkilerini belirleyen toplumsal koşullar, biyolojik gerçeklerden bağımsız değildir. İnsanın biyolojik özellikleri ile toplumsallığı arasındaki ilişki, birinin diğerini doğrudan belirlemediği, karşılıklı etkileşimlerle gelişen diyalektik bir ilişkidir. Ancak bu ilişki, her durumda ikisinin eşit bir etkide bulunacağını göstermez. Kalıtsal hastalıkların nedenlerinin biyolojik olması gibi, kültürel sorunların da nedenleri toplumsaldır.

Yazarın kendisine ve diğer kadınlara verilen eşitsiz toplumsal rolü “bilimsel” gerekçelerle benimsemiş olması üzücü bir durum. Ama “yazana değil yazdırana” bakıldığında sorunun daha derin olduğu ortaya çıkıyor. Uzun zamandır Türkiye’de bilim deyince akla toplumbilimler gelmiyor. TÜBİTAK Bilim Kurulu’ndaki 12 kişiden birinin hukukçu, birinin doktor, geriye kalan 10’unun mühendis olmasını, bilim politikalarının öncelikleri ile mi açıklamalı?

Sosyobiyolojik inciler

“Odalarında evcilik oynayan kız çocukları, arka bahçede birbirini kovalayan erkek çocuklar, bankta gevezelik eden anneler, barda bira içen erkekler, fotokopi makinesinin arkasında dedikodu yapan kadınlar, toplantı sonrasında rakiplerinin performansları hakkında tartışan işadamları… Bu örneklerin hepsi de çok aşina olduğumuz, cinsiyete dayalı klişeler. Çok şaşırtıcı olmasa da işaret ettikleri bir de gerçek var: İnsanların, genellikle kendi cinsiyetlerinden kişilerle gruplaşıp bir arada olmayı yeğledikleri. Yalnızca insanlar için değil, şempanzeden kutupayılarına, albatroslardan kedibalıklarına kadar birçok hayvan türü için de geçerli olan eğilimi, uzmanlar ‘cinsiyete dayalı gruplaşma’ olarak tanımlıyorlar.” (Başlıkta ve daha makalenin spotunda, niyet açıkça ortaya konuyor. Hayvanlardaki “cinsiyete dayalı gruplaşmalar” üzerinden, insanların toplumsal cinsiyet davranışlarının açıklanabileceği iması yapılıyor.)

“Erkekler neden barlarda ‘geyik’ yapar? Kadınlar neden ‘gün’lere gider? Görünür temeli, belki de kendilerini daha iyi anlatabildikleri, kendilerini daha iyi anlayan insanlar, bir başka deyişle kendi dillerini konuşan insanlarla bir arada olmaktan hoşlanmak. Peki, bunun da biyolojik bir kökeni var mı? Kadınlarla erkekler arasında psikolojik bakımdan büyük farklar olduğuna ilişkin kanıtlar çok. Bu farkların yetiştirilme biçimi, kültür vb. kadar, genetik nedenleri de var. Üstelik belki de daha baskın biçimde.” (İnsanlarda Gruplaşma başlıklı bölüm. Makalenin yazarı Sayın Zeynep Tozar, işte bu yorumla esas atışını yapıyor. İnsanlarda kadın-erkek rol kalıplarının, toplumsal-kültürel biçimlenmenin, yani toplumsal cinsiyetlerin ötesinde, “daha baskın bir biçimde” genetik, yani biyolojik nedenleri olduğunu söylemekle, indirgemeci yaklaşımını ortaya koyuyor.

(Bilim ve Gelecek, Nalân Mahsereci’nin yazısından)

Bu ay beşinci sayısı çıkan Bilim ve Gelecek dergisinin kapak konusu “Doğu Ütopyaları”. Bu konuda yazılmış, Şeyh Bedrettin, Farabi, Konfüçyus, Nâzım Hikmet, Yunus Emre, Hz. Muhammed gibi isimlerin geçtiği beş makale, islam ve doğu kültürünün incelenmesi açısından önemli bilgiler içeriyor.

İkinci başlık olarak ele alınan “Özgür Yazılım” konusunda biri yabancı iki yazıya yer verilmiş. Yazılım alanında kopyalama hakkı, korsancılık, fikir mülkiyeti gibi kavramlar üzerine tartışmalara özgürlükçü bir bakışla ele alınmış. Bu yazılarda tekelciliğinden dolayı eleştirilen Microsoft’un, tanıttığımız diğer dergilere reklam verdiğini de belirtelim.

Dergideki en dikkat çekici yazılar, Bilim ve Teknik dergisinin Mayıs sayısında çıkan “Doğada Haremlik Selamlık” yazısındaki sosyobiyoloji yaklaşımının eleştirildiği dört yazı. Bunlardan üçü öğretim üyeleri tarafından kaleme alınmış…

Ayrıca dergide işkence kamplarını, Yaşar Nuri Öztürk’ün Gazali ile karşılaştırılmasını, alerji hastalığının uygarlıkla bağlantısını inceleyen yazılar bulunuyor.

Bilim ve Teknik dergisinin bu ayki kapak konusu petrol. Dünya kaynaklarının emperyalist paylaşımında enerji kaynağı olarak büyük önem taşıyan petrolün, Irak işgalinde de önemli bir rol oynadığı, bilinen bir gerçek. “Petrol ekonominin gözbebeği, onsuz olmuyor” diyen ve “küresel enerji gereksinimi” deyimini kullanan Bilim ve Teknik, emperyalist ülkeler arasında derinleşen çıkar çatışmalarını görmezden gelmeyi tercih etmiş, dolayısıyla petrolün daha verimli elde edilmesi ile ilgili tekniklere yoğunlaşmış. Oysa petrolü gündeme taşıyan bu çatışmalar değil miydi?

Dergideki diğer bir yazı ise yalnızlık ile ilgili. Nasıl oluyor da iletişim teknolojisi gelişirken insanlar yalnızlaşıyor? İşte bu çarpıcı soruyla başlayan yazı, bu olgunun toplumsal sebeplerini araştırmak ve çözüm aramak yerine “Yalnızlık yalnızca içeriden açılabilen bir kafestir” sözüyle özetlenen bireysel çözümsüzlüğe bağlanmış. Başka bir yazı Heisenberg’in hayatı üzerinden bilim-siyaset ilişkisine değiniyor. Ayrıca, derginin eki, Satürn’ün uydusu Titan’a hareket eden uzay aracı Cassini ile ilgili bilgiler içeriyor.

Focus dergisinin kapak konusu Kıbrıs. Tarihi ve bugünü ile Kıbrıs’ı ele alan yazılar, sorunun çözülmesi gereğine işaret ediyor. Diğer bir yazı da Markopaşa ve Türkiye’deki mizah dergilerinin tarihine ilişkin.

Atlas dergisinin kapak konusu Yakutistan. Sibirya’da yaşayan Saha halkının yaşantısını ele alan yazıların anlatımı fotoğraflarla zenginleştirilmiş. Eski gelenekler ve milli değerlerin ön planda olduğu yazılarda, sanayileşme ve kentleşmenin yaşandığı Sovyet dönemi nedense bir karanlık çağ gibi atlanmış. Filistin’e İsrail’in inşa ettirdiği duvarı anlatan diğer bir yazı, Filistin halkının durumunu fotoğraflarla yansıtmış. Derginin neredeyse üçte birine reklam alınmış olması da bir rekor sayılabilir.

(Evrensel Gençlik sayı 51)

2 Comments

Filed under bilim, makale, programlama

2 responses to “Türkiye’de bilim nereye gidiyor? — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER