1789’dan geriye ne kaldı? — Evrensel Gençlik

sayi62a

Kapitalist devletin güvenlik, istihbarat gibi asli görevleri özelleştirilerek şirketlere bırakılıyor. Bu ayki Bilim ve Gelecek dergisindeki “Özelleşen savaş, serbestleşen şiddet” yazısı, neoliberalizm ile birlikte devletlerde şiddet kullanımında oluşan biçim değişikliğine işaret ediyor.

Devlet, farklı tanımlara, ideolojilere konu olsa da, en genel anlamıyla “örgütlü şiddet araçları” olarak ordu ve güvenlik güçlerini kapsayan bir kavram. Bugünkü kapitalist devletler, ilk olarak 18. yüzyılda ortaya çıkmıştı.

1789’da “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” şiarıyla gerçekleştirilen Fransız Devrimi, bugünkü ulus-devletlerin temelini atıyordu. Bu devrimin temel düşünce sistemi liberalizme göre, devlet, bir “toplumsal sözleşme” esasına göre kurulmuştu ve bir ulusun ortaklaşa belirlediği ilkelere göre işleyecekti. Liberal devletin ekonomik ideali serbest rekabet ortamıydı. Bu dönemde şiddetin çerçevesi hukuk ile çizilmişti.

1800’lü yılların sonlarına gelindiğinde, rekabet eden şirketler arası ortaklıklar giderek büyürken, serbest rekabet ortamı kısa sürede ortadan kalktı ve bunun yerine tekeller piyasaya egemen oldu. Tekelleşme süreci, mali sermayenin sınai sermaye üzerindeki egemenliğinin güçlenmesi ve devletlerin emperyalistleşmesi ya da Lenin’in deyimiyle “tekelci kapitalist devletlere” dönüşmesi ile sonuçlandı. Bu emperyalist devletlerin dünya kaynaklarını paylaşma hırsı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı ile 20. yüzyılı kana boğdu. Devletlerin uyguladığı şiddet, milyonlarca cana mal oldu.

Aynı yüzyılın başlangıcı, SSCB’nin kurulmasına tanıklık etti. Bir yandan bu ilk işçi devletinin ortaya çıkışı ve yarattığı ideolojik etki ile, öte yandan 1929’daki Büyük Buhran gibi büyük ekonomik bunalımlarla sarsılan kapitalist dünya, bir biçim değişikliğine giderek daha fazla ihtiyaç duyuyordu.

Bu ihtiyacı karşılamak için, kapitalist devlete yeni görevler yüklendi. Ekonomi biliminde Keynes’in “devlet kontrollü piyasa” teorileri benimsendi. Ulus içindeki sınıfları uzlaştırmak zorlaştıkça, devlet daha fazla “sosyal harcama” yapmak zorunda kaldı. Böylece ideolojik alanda “sosyal devlet, refah devleti” gibi kavramlar geliştirildi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında devletlerin şiddet kullanımını belirli bir çerçeve ile sınırlandırmaları, Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlarda somutlaştı.

1900’lü yılların sonunda bu süreç tersine döndü. Artık bir sosyal emperyalizme dönüşmüş olan SSCB ve ABD arasındaki gerginlik bütün dünyayı sardı. SSCB’nin dağılması da oluşan bu gerginliği çözemedi. ABD, askeri yatırımları azaltmak bir yana giderek artırdı ve bu dönemde geliştirilen “neoliberalizm” ile birlikte dünyanın çeşitli yerlerine askeri ve politik müdahaleler başladı.

11 Eylül sonrasında bu müdahaleler “terörizme karşı sürekli savaş, önleyici savaş” gibi kavramlarla sistemleştirildi. Böylece kapitalist devlet “sosyal görevlerden” muafiyetini ilan ederek özüne dönüyordu. Geçmişteki devlet anlayışını temsil eden BM’ye rağmen gerçekleştirilen Afganistan ve Irak işgalleri sürerken, uygulanan yeni politikaların nasıl bir hukuki çerçeveye oturacağı merak konusuydu.

Şimdi neoliberalizm, “bütün dünyaya özgürlük ve demokrasi getirmek” sloganı eşliğinde örgütlü bir şiddet uyguluyor. Küçük çocukları katletmek, halkları aşağılamak, bu yeni politikanın olağan uygulamalarına dönüşmüş durumda. Artık bu şiddeti uygulayanlar, hiçbir hukuki çerçeve ile kendilerini sınırlandırmıyor.

Kapitalist devletlerin birkaç yüzyılı kapsayan tarihine baktığımızda, sürekli olarak ideolojik bir gerileme görüyoruz. Önce “toplumsal sözleşme” ile oluşan tarafsız bir uzlaştırıcı olarak devlet var. Daha sonra sınıflar arasında giderek alevlenen çatışmanın uzlaştırılamayacağı anlaşılınca sosyal refahı sağlamayı vaat eden “sosyal hukuk devleti” çıkıyor. En sonunda ise hukuki bütün bağlayıcı ilkeleri terk eden, işi gücü “terörizme karşı savaşmak” olan devlet oluşuyor. Kapitalist devlet, ideolojik temelleri birer birer yıkıldıkça, tüm çıplaklığı ile, “burjuvazinin egemenlik aygıtı” olarak ortaya çıkıyor.

***

sayi62b

Bilim dergileri

Bilim ve Teknik dergisinin kapak konusu “Hormon”lu yaşam. Tarım ve biyoteknoloji alanında kullanılan “büyüme düzenleyici maddeler, büyütme faktörleri” ile bitkilerin doğal gelişiminin parçası olan “hormonlar” arasında oluşan kavram kargaşasını çözümlemek ve konuya açıklık getirmek için yazılmış. Diğer bir yazı, “Sanal Hollywood” film endüstrisinde kullanılan görsel efektlere ilişkin. “En büyük silahımız içgüdüler” yazısı, kalıtımsal bilginin insan içgüdülerindeki ve dolaylı olarak davranışındaki etkileri üzerine. Bilim ve Teknoloji Haberleri sayfasında yer alan bir haber dikkat çekici: “Normal insanlar neden işkenceci olur?”. Science dergisinde çıkan bir araştırmaya göre Ebu Garip hapisanesindeki askerlerin davranışı “başka grupların eylem ve düşüncelerini yanlış ve kötü” olarak değerlendirmeleri, “kendilerinin temsil ettiği yüce değerlere bir tehdit” olarak algılamaları ile açıklanmış.

Bu ayki Bilim ve Gelecek dergisinin kapak konusu “Kuran tanrısal mı, tarihsel mi?”. Yer verilen yazılar, İslam’ın büyük bir toplumsal devrim, Hz. Muhammed’in bu devrimin önderi, Kuran’ın da bir nevi ideolojik-politik yayın organı olarak görülmesi gerektiğine vurgu yapıyor. “Özelleşen savaş, serbestleşen şiddet” başlıklı yazı, ABD başta olmak üzere emperyalist devletlerin giderek güvenlik işlerini özel şirketlere devretmesi üzerine. “Ekonomiyi yöneten yeni aktörler: Para tacirleri” yazısı, emperyalizmin son dönemlerde geçirdiği politik-ekonomik süreçleri inceliyor. Boğaziçi Üniversitesi Bilim Kulübü ile röportajın yer aldığı dergide ayrıca Sovyet matematiği ve matematikçileri hakkında yeni başlayan yazı dizisinin ilk bölümü de bulunuyor.

(Evrensel Gençlik sayı 62)

2 Comments

Filed under bilim, makale

2 responses to “1789’dan geriye ne kaldı? — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER