Profesörü “döndüren” neydi? — Evrensel Gençlik

16. yüzyılın başında Mikelanj, İtalya’da Sistine Kilisesi’nin tavanına “Yaradılış”ı resmetmişti. Daha 1990’da anlaşıldı ki resimdeki tanrının arkasındaki örtünün şekli insan beyninin anatomik yapısıyla birebir örtüşüyordu. Belki de sanatçı, insanın tanrıyı beyninde kurgulayarak “yarattığını” anlatmak istemişti. Neden böyle resmettiği bilinmez; ama yaratılış ve tanrının varlığı ile ilgili tartışmalar, insanlığın aradan geçen yüzlerce yılda biriktirdiği deneyimlere rağmen yeniden alevleniyor.

Geçtiğimiz ay medyada bir haber dikkat çekiciydi. İngiliz felsefe profesörü Antony Flew, bugüne kadar canla başla savunduğu ateizmden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Flew, kendi açıklamasına göre “bilinçli tasarım” düşüncesinden etkilenmiş. Yani canlılığın ortaya çıkışı için evrim teorisini yetersiz buluyor ve ilk canlıyı yaratacak bir tanrının bulunması gerektiğini düşünüyor. Hristiyanlık gibi bir dine inanmadığını ama inanmaya açık olduğunu eklemiş.

Flew’in “dönüşü”, ancak önceki düşünceleri ve benimsediği felsefi yöntemin ışığında anlaşılabilir. Profesör, geçmiş araştırmalarında özellikle David Hume’dan etkilenmiş. Hume, 18. yüzyılda yaşamış bir düşünür. Dönemin felsefi tartışmalarında usçuluğa karşı “deneyciliği” yani bütün bilginin duyular ve izlenimlerle edinildiğini savundu. Descartes’in öncülüğündeki usçuluk ise, aynı dönemde, bazı mantıksal temel bilgilerin doğuştan bilinebildiğini savunuyordu. Hume, düşünceleri nedeniyle döneminde hep “dinsizlikle” suçlandı, üniversitelere başvuruları bu nedenle reddedildi.

Bir de “bilinçli tasarımı” (bir nevi yaradılış) savunanların düşünsel dayanaklarına bakmakta fayda var. Örnek olarak bunu bir matematik felsefecisi William Dembski, uslamlamasını ilkçağ düşünürü Aristoteles’in sebeplendirmelerine bağlıyor. Hume’un da temsilcisi olduğu deneyciliğin kurucusu olan Francis Bacon’dan itibaren Aristo’nun düşüncesinden sapıldığını söylüyor, böylece yüzyılllar içinde oluşan birikimi yadsımış oluyor.

Aydınlanma döneminin tartışmaları, ortaçağın skolastik düşüncelerinin karşısına insanın aklı ve yaptığı deneyler yardımıyla edindiği bilgileri koyduğu ölçüde devrimci bir özellik taşıyordu. Ancak insanlığın doğa ve evren üzerine bilgi birikimi, bugünkü ile karşılaştırılamayacak derecede azdı. Felsefe ve bilgi edinme yöntemleri de gelişme aşamasındaydı. Deneycilik ve usçuluktan sonra Kant, bu iki düşünceyi kendi eleştirel felsefesinde biraraya getirdi. Hegel, Kant’ın kategorilerden oluşan donuk felsefesinin yerine düşüncelerin tarihsel diyalektiğini kurdu. Ardından ise Marksizm, yani diyalektik materyalizm geldi.

Yüzyılları kapsayan bu gelişmeler yalnızca düşüncelerdeki bir değişim olarak görülmemeli. İnsan yeni araçlar geliştirdikçe, dünyaya, evrene ve kendine dair bilgileri arttıkça düşünce biçimleri değişti. Düşünce biçimlerinin değişmesi de yeni araçların geliştirilmesine yardımcı oldu. Geliştirilen bu araçlar arasında yalnızca teknik araçları, makineleri değil, politik egemenlik araçlarını da saymak gerekir.

Antony Flew, izlenimlerine dayanarak tanrının varlığını önce reddetmişti, ama daha sonra ikna oldu ve bilinçli tasarımı kabul etti. Böylece Aydınlanma ile yaratılan birikimin yaradılışçıların savunduğu gibi bir sapkınlık olduğunu da kabul etmiş oldu.

Gerileyen sadece Flew değil. Hem dünyada, hem Türkiye’de sermaye çevrelerinde giderek daha çok öne çıkan, tutucu “sivil toplum” örgütlerince örgütlenen, medyanın ve siyasal iktidarların da desteğiyle yayılan bir eğilim bu. Büyük patlama ve kıyamet üzerine dayanak kaygısı taşımayan teoriler, evrendeki her şeyin ince olarak ayarlandığı gibi mantık yürütmeler, hiçbir bilimsel temeli olmayan tanrı geninin bulunduğunun ilanı, kutsal kitaplardaki sırların yeniden ve yeniden keşfedilmesi… Politik ve ideolojik olarak genişleyen bir hegemonya var.

Yukarıda bilimsel düşüncenin yalnızca mikroskop gibi teknik araçlar kullanmadığından bahsetmiştik. Burjuva devleti, ilk ortaya çıkışında bilimin skolastisizme karşı kullandığı bir araç gibiydi. Daha sonra gelişen emperyalizm ise, tersine bilimi kendi yararına kullanmanın yollarını aradı. Şimdi ise sosyalizmin yenilgisinden sonra bilim ve bilimsel düşünceyle bağlarını koparma noktasına gelen bir sermaye sınıfı ile karşı karşıyayız. İşte bu nedenle bilimin politik araçlara gereksinimi giderek artıyor.

(Evrensel Gençlik sayı 64)

2 Comments

Filed under bilim, makale

2 responses to “Profesörü “döndüren” neydi? — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER