Ön yargılarımız değişmeli — Evrensel Gençlik

Kürt sorununa dair bir sohbet:

Boğaziçi Üniversitesi’nde bir çalışma salonundayız. Dışarıdaki öğrenciler derslerden çıkıp derslere giriyor, masaları dolduranlar önlerine kitapları açmış çalışıyor. Biz ise biraz daha farklı bir amaçla toplandık. Kürt sorunu ve gençlik üzerine 10 kişilik küçük bir sohbet gerçekleştireceğiz. Bu gençlerin bazısı kendisini Kürt olarak, bazısı da Türk olarak görüyor. Ama yine de kesin sınırlar çizmek zor. Ayfer Rüzgar ve Burak Biçici, İstanbul Üniversitesi’nde okuyor. Fulya Alikoç, Elif Berk ise Boğaziçi’nde.

Ayfer, bir Kürt olarak yetişmiş. 7 yaşında Türkçe öğrenmiş. Kürtçe dil kurslarından söz açıldığında, bunların yetersiz kaldığını vurguluyor: “Nasıl okullarda Türkçe veriliyorsa Kürtçe de öyle olmalı. Birkaç yerde kurs olarak verilmesi de aşağılamanın bir diğer yüzü.”

Kürtlerin üzerindeki baskıları anlatıyor. Her askeri arama bölgesinde dinledikleri Kürtçe müziği kapattıklarını, Kürtçe konuşmaya çekinildiğini anlatıyor. Ama bugün durum değişmeye başlamış: “İlk defa bu tatilde güneydoğu bölgelerine gittim. Minibüse biniyorsun, iniyorsun, herkes Kürtçe konuşuyor. Ben şok olmuştum. İlk defa böyle bir şey gördüm.”

Bunun üzerine Fulya yaşanan gelişmelerin abartılmaması gerektiğini hatırlatıyor: “Dersanelerde Kürtçe ders verilmesi onların hakkı, lütuf değil. Onun dışında mesela Kürt olup Kürtçeyi bilmeyen çok insan var.”

Buradan konu, Kürtlere karşı uygulanan politikalara geliyor. Asimilasyon politikalarının uzun bir geçmişi var. Ayfer’den dinliyoruz: “Dersim isyanında da birçok katliam oluyor. Çok küçük bir azınlık kalıyor. Bu azınlıkların da yakın çevrelere yerleştirildiğini görüyoruz. Belirli imkanlar, işler veriliyor ve böylece 38 döneminde asimile etme politikası izleniyor.”

Fulya, uygulanan politikaların en basit anlamda, bir dili ve kültürü yok etmeye yönelik olduğunu, hiç kimsenin buna hakkı olmadığını belirtiyor. Ardından çözüm için bir soru ortaya atıyor: Çok uluslu, çok dilli ülkelerde eğitim dili sorunu nasıl çözülmüş?

Elif’in anlattıklarına göre, bazı ülkelerde iki resmi dil var. Anadilleri farklı olan insanlar için okullar açıyorlar. Diğer okullarda da tercihe bağlı anadil dersleri açılıyor. Mesela Kanada’da iki resmi dil Fransızca ve İngilizce. Ayrıca talep edildikçe başka dillerde okullar açılabiliyor. Bunların arkasında şu anlayış yatıyor: “Her kültürün yaşamaya hakkı vardır. İstediğiniz gibi yaşayın demekle bu kültürler yaşamaya devam etmezler, desteklenmeye ihtiyaçları vardır. Yani pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.”

Buradan Türkiye’deki soruna dönüyoruz: “Açılan kurslar, diğer ülkelerdeki devlet desteği ile karşılaştırılamaz. İlkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe, Lazca eğitim veren okullar olması lazım. Devlet ekonomik, sosyal ve kültürel olarak herhangi bir destek vermiyor, sadece bu koşullardan bağımsız olarak, soyut olarak eğitim hakkı vermiş oluyor.”

Fulya, konunun farklı bir yanına, TRT’de yayınlanmaya başlayan “yerel dil ve lehçelerde” programlara dikkat çekiyor. Bu programlarda kullanılan Kürtçe’nin halk tarafından anlaşılamaması, Kürtçe’nin bölgelere göre değişen, parçalı bir durumda olduğunu gösteren bir şey.

Ayfer, kendisinden örnek veriyor: “Komşu ilçenin Kürtçe’sini anlamadığın durumlar oluyor. Bayağı eğitim gerekiyor. Yarım saatlik bir program yetmez. Soranisi var, Kırmancisi var, Dersimce var…”

Okuldaki öğrencilerin bu soruna genel yaklaşımı nasıl, diye soruyoruz. Elif, çevresinden gözlemlediklerini anlatıyor: “Kürt sorunu kabul ediliyor ve arkadaşlık yapılırken Türk-Kürt ayrımı yapılmıyor, ama hala ayrı bir devlet yapısı veya onu çağrıştıracak şeylerden çok rahatsızlık duyuluyor. Mesela Kürt kelimesi rahatsız etmezken Kürdistan lafının geçmesi tepkiyi yüzde yüz artırıyor.”

Peki Türk-Kürt kardeşliğinin sağlanması yönünde atılan ne gibi adımlar var, diyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nde Edebiyat Kulübü’ne bağlı çalışan bir Kürt Edebiyatı komisyonu var. “Yazınca” diye bir dergi çıkarıyor. Yazıların yarıya yakını Kürtçe ve okulun kendi matbaasında basılıyor.

Geçenlerde bu komisyonun düzenlediği bir etkinliğe Emîr Hesenpur çağırılmış. Orada isteyen insanlar meramlarını Kürtçe anlatmış. Bunu olumlu ya da olumsuz karşılayanlar olmuş, ama büyük bir tepki oluşmamış olması, bu okulda bu sorunun kabul edildiğinin bir göstergesi sayılabilir.

Bu gerçekten önemli bir gelişme. Burak’ın da söylediği gibi, Kürt sorunu yüz yıllık bir sorun ve şimdiye kadar çözülememiş bir ulusal sorun, yok sayılmış bir halk var. “Lisedeki öğretmenimiz Kürtlerin başkurtlardan geldiğini söylemişti. İlk başta çözümsüzlüğü çözüm olarak aldılar. Ama bu tutmadı, örgütsel bir mücadele yapıldı. Bu mücadele sonunda kazanılan bazı haklar oldu ve kaybedilen de birçok şey oldu. Kürdistan dediğin zaman öcü gözüyle bakılıyor. Devletin bir öcüsü oldu bu.”

Burak, yaratılan paranoyaya ve diğer taleplerin bastırılmasında bunun kullanılmasına dikkat çekiyor: “Kürtlere dillerini verdik mi onlar hemen bir devlet kuracaklar, ayrılacaklar gözüyle bakılıyor.”

Bu durum karşısında ne yapmalı? “Bundan sonraki kuşağı yetiştirmek lazım. Onların kendi dillerini öğrenmeleri gerekiyor.”

Küçük bir kısmını bu satırlara sığdırabildiğimiz bu sohbet, anadilde eğitimin nasıl yapılacağı, günlük dil ve bilim dili olarak farklı kültürlerin nasıl biraraya getirileceği üzerine uzayıp gidiyor. Umudumuz, konuştuklarımızın bir gün gerçek olması.

(Evrensel Gençlik sayı 68)

2 Comments

Filed under görüşme, makale

2 responses to “Ön yargılarımız değişmeli — Evrensel Gençlik

  1. Pingback: Evrensel Gençlik yazıları | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Evrensel Gençlik Yazıları — derleme | YERSİZ ŞEYLER