Savaşın gölgesinde bilim – 1. kısım — Evrensel Gençlik

6 Ağustos ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde yapılan Hiroşima ve Nagazaki katliamlarının 60. yıldönümleri yaklaşıyor. Bu katliamlar, hem insanın insana yaptığı kötülüğün en muazzam örnekleri olarak trajik değerleri dışında; bilim insanlarının ve bilimsel bilginin kapitalist devletlerin elinde ne gibi sonuçlara gittiğinin bir kanıtı olarak tarihsel önemini koruyor.

“Eğer diğer ülkelerde sürekli daha fazla silahlanma olacak deniyorsa ben de o devlet adamlarına derim ki, ben yorulmam! Bu yolda gitmeye kararlıyım ve diğerlerinden daha hızlı gideceğimize inancım tamdır.”

hitler
Dünyanın ikinci büyük savaşının başladığı gün, faşizmin lideri Hitler, Alman halkına işte böyle hitap ediyordu. Polonya’nın işgal edilmesi sıcak savaşı başlattı, ama öncesinde de çatışmalar giderek artmış, gerilim ve tehditler savaşı hazırlamıştı. Diplomatik yolların tıkanması, toplumsal çatışmaların gelişmesini durduramazdı. Mihver devletlerinin “yaşam alanı” talebi de, diğer devletlerin mevcut güç dengesini sürdürme isteği de kapitalizmin genel krizinin belirtileriydi. Küçük bir kıvılcımın bütün dünyayı alevlerle sarabileceği bu dönemde, ister istemez bilimsel gelişmeler de farklı anlamlar kazanıyordu. Yeni ve daha güçlü silahlar geliştirmek, savaşa hazırlanan devletlerin bütçe planlarında giderek daha üst sıralara çıkarken buna olanak sağlayan bilimsel keşifler daha çok önemsenmeye başlamıştı.

Olanak ve tehdit

Dönemin ve yüzyılın en önemli fizikçisi Albert Einstein, savaşın öngününde ABD başkanı Roosevelt’e yazdığı mektupta yeni bir olanaktan, ama aynı zamanda büyük bir tehditten bahsediyordu:

“Fransa’da Joliot’un, Amerika’da Fermi ve Szilard’ın çalışmaları sonucunda büyük uranyum kitleleri ile çok büyük bir güç ve radium benzeri elementler ortaya çıkaran zincirleme çekirdek tepkimeleri yapmak olanaklı oldu. Bu olgu, aşırı güçlü bombaların yapılmasına yol açabilir.”

EinsteinSzilard

Albert Einstein ve Leo Szilard


Hitler ve Mussolini gibi faşist liderlerin dünyaya meydan okuyuşları, onları korku ve tehdidin simgelerine çevirirken, ABD gibi diğer kapitalist devletlerin politikalarının gerekçelendirilmesine ve aklanmasına da ortam hazırlamıştı. Einstein da bu mektubu yazarken tehditi kapitalist sistemin bütününde değil, onun en hararetli temsilcileri faşistlerin şahsında görüyordu.

muhendisler
Durum değerlendirildi ve karar verildi. ABD’nin bu yola başvurmaması düşünülemezdi. Birleşik Devletler Ordusu Mühendis Birliği’nin sloganı: “Biz yolu açarız” Ve 1942’nin Haziran ayında bu birlik kapsamında ABD ordusuna atom bombası yolunu açmak için yeni bir proje başlatılmıştı. Kod adı “Manhattan” olan bu gizli proje, yapılan milyarlarca dolar yatırım ile ABD’nin tarihindeki en büyük askeri projeydi.

“Ne yaptığını söyleyemeyiz”

gladys

Gladys Owens


“Seni yapılması gerekeni nasıl yapacağın konusunda eğitebiliriz, ama yaptığının ne olduğunu söyleyemeyiz. Sadece şunu diyebilirim: Eğer düşmanlarımız bu konuda bizi yenerlerse, tanrı bizi korusun!” Gladys Owens, genç lise mezunları arasından oluşturulan özel bir çalışma grubuna alındığında ona böyle söylenmişti. O da katıldığı bu çalışmalarda neye hizmet ettiğini hiçbir zaman bilmedi ve sorgulamadı. Ta ki, 60 yıl sonra eski çalıştığı yerin yakınlarında kendi fotoğrafını görene kadar. Gladys gibi birçok genç insan, onbinlerce bilimadamı ve teknisyen, dönemin ünlü bilim insanları, yaşadıkları yerlerden ve çalıştıkları üniversitelerden alınarak bu gizli projeye dahil edildi. Ülkenin her yanına yayılmış onlarca bölgede uranyum gibi elementlerin maddi özellikleri, zincirleme çekirdek tepkimelerinin gerçekleşme koşulları, bunların insan doğasına etkileri, verdikleri zarar düzeyi gibi konularda bilimsel araştırmalar başlatıldı.

Üç yıl boyunca yapılan muazzam çalışmalar sonunda meyvesini verdi ve dünyanın ilk atom bombası 1945 Temmuz’unda boş bir arazide denendi. Sonuç büyük bir “başarıydı”, bombanın kilometrelerce arazide bir anda büyük bir yıkım yaptığı görüldü. Diğer iki atom bombasının da yapımı tamamlanmıştı. Plütonyum bombası “Şişman adam” ve ondan daha küçük olan uranyum bombası “Küçük oğlan” olarak adlandırılmıştı.

Atmak ya da atmamak

Meksika’da ilk bombanın denenmesi, özellikle projeyi yönetenlerde büyük bir heyecan yaratmıştı. Dönemin ABD başkanı Truman günlüğünde şöyle diyor: “Dünya tarihinin en korkunç bombasını keşfettik. Fırat nehri vadisi çağında Nuh ve onun müthiş gemisinden sonra kehanet edilen ateşli yıkım belki de budur.”

Harry Truman

Başkan Truman


Savaşın akışı içinde atom bombasının Japonya’ya karşı en etkili şekilde kullanılması planlanmıştı ve başarıya kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak bu eylemin anlamı Japonya ile sınırlı değildi. Sovyetler o dönem ABD’nin müttefiki olmasına rağmen savaş sonrasında en büyük stratejik tehditti. Savaş sonrasında dünya kaynakları kapitalist devletler arasında güç ve kudretleri oranında paylaşılacağı için eldeki gücü en etkili şekilde dünya aleme göstermek, her koşulda ABD’nin çıkarına olarak görülüyordu.

Oysa projede yer alan bilim adamlarının bir kısmı, üst kademelerdeki esrikliğin tersine endişe duyuyordu. 11 Temmuz günü projede yer alan yedi bilimci, hazırladıkları “Franck raporu”nda atom bombasının uluslararası anlaşmalarla yasaklanmasını öneriyordu: “Beş yılın sonunda kendimizi, insanlığın geri kalanının farkında olmadığı, bu ülkenin ve diğer bütün ulusların geleceği için korkunç bir tehlikenin bilincinde olan küçük bir grup insan olarak bulduk. Bunun sonucunda atom gücünün kullanılmasından doğan politik sorunların bütün gerçekliğiyle tanınması, uygun adımların atılması ve gerekli kararlar için hazırlık yapılmasını görev bildik.”

oppen

Oppenheimer


Bundan beş gün sonra projenin bilim sorumlusu Dr. Oppenheimer, “Nükleer silahların hemen kullanılmasını” önerdiği bir metne imza attı: “Açıktır ki biz bilim adamları keşiflerimizin patent haklarına sahip değiliz. Birkaç yıldır bu sorunlara düşünsel katkı sunan birkaç vatandaşın arasında olma fırsatını elde etmiş olabiliriz. Ama bu, bize atom gücünün icadı ile ortaya çıkan politik, sosyal ve askeri sorunların çözümünde özel bir yetki vermez.”

Ertesi gün, atom gücünün bulunmasında büyük katkısı olan fizikçi Leo Szilard’ın Manhattan Projesinin bir laboratuvarında imzaya açtığı ve toplam 70 imzanın toplandığı bir dilekçe, şöyle diyordu: “Atom gücündeki gelişme uluslara yeni yoketme yolları verecek. Bizim elimizdeki atom bombaları bu yönde yalnızca ilk adımı temsil ediyor ve bu gelişme sürerse kullanılabilecek yokedici gücün neredeyse hiçbir sınırı yok. Bu yüzden, doğanın yeni özgürleştirilmiş bu güçlerinin yokedici amaçlarla kullanılmasında örnek oluşturan bir ulus, hayal edilemez boyutlarda bir yokediş çağının kapısının açmanın sorumluluğunu taşımak zorunda kalabilir.”

Ama bu imzalar da ABD’nin askeri çıkarları adına görmezden gelindi. Projenin teknik detaylarına odaklanan bilim adamları, yarattıkları bilgi birikiminin politik ve sosyal sonuçları konusunda çaresizdiler. Projenin en önemli isimlerinden, ünlü fizikçi Feynman, New York’ta bir restoranda oturmuş, Manhattan’ın ortasına düşebilecek bir bombanın vereceği zararı hesapladığında yıllarca bombayı geliştirirken taşıdığı büyüleyici duyguyu bir anda kaybetmiş ve şöyle yazmıştı: “Görüyorsunuz, bana ve diğerlerine olan şu ki, iyi bir gerekçeyle başladık. Bir şeyi başarmak için çok sıkı çalışıyorsunuz, ve bu bir zevk, heyecan veriyor. Ve sonra birden düşünmeyi bırakıyorsunuz, hepsi bu.”

Feynman

Feynman


Bilimcilerin politikaya karışmaya hakkı olmadığını savunan Oppenheimer, görüşünü şöyle açıklıyordu: “Teknik olarak güzel bir şey gördüğünüzde yapar, tamamlar ve ancak teknik başarıdan sonra ne yapacağınızı tartışırsınız. Atom bombasında da böyle oldu.”

Bilimcilerin atom bombasının Japonya’ya karşı kullanılması kararı karşısındaki çaresizlik, bu politik sonuçlar karşısında sorumluluk duymalarını zorlaştırıyordu. Mesela Feynman, atom bombasının atılmasından sonraki çalışmaları boyunca fiziksel dünyanın bilinmeyenlerini, atomun gizemlerini heyecanla anlattığı bilimsel konuşmalarının hiçbirinde atom bombasından, Hiroşima’dan bahsetmiyordu. Yıllar sonra, projenin 60. yılında, Manhattan’daki çalışmaların sorumluluğunu taşıyan bilim adamları adına silahlanma yarışına karşı çıkan bir dilekçeye imza atarken, “Hiçbir şeyin sorumluluğunu kabul etmiyorum ama yine de imzalayacağım” demişti.

(2. kısım)

(Evrensel Gençlik sayı 77)

6 Comments

Filed under bilim, makale