Savaşın gölgesinde bilim – 2. kısım — Evrensel Gençlik

(1. kısım)

“Dünyaları yıkan ölüm oldum.”
Manhattan Projesi’nin bilim sorumlusu Oppenheimer, ilk atom bombası Meksika’da deneme amacıyla patlatılıp mantar biçiminde korkunç bir duman oluşturarak kilometrelerce alanı alevlerle sardığında böyle düşünmüştü, bir Hint efsanesini anımsayarak.

Bu deneme, atom bombasının teknik olarak uygulanabilir olduğunu gösteriyordu. Ancak etik olarak uygulanabilir olduğuna karar vermek, dönemin çatışmalı ortamında dünya kaynaklarını elde etme yarışına girmiş bulunan ABD hükümetine kalmıştı. Gizli projede yer alan bazı bilimadamları, bombanın kullanılmasına karşı çıkmıştı, ancak gizlilik, milli menfaat gibi birçok gerekçe ile bu irade yok edildi.

ABD’nin atom bombasını kullanmasının resmi gerekçesi, Japonya’nın teslim olmasını sağlayarak savaşı sona erdirmekti. Eğer bomba kullanılmazsa, askeri bir işgal ile teslim almak gerekeceği için büyük kayıplar verileceği söyleniyordu. Oysa Japonya zaten teslim olmaya hazırdı ve bu biliniyordu.

Büyük katliam

6 Ağustos 1945’te Hiroşima’nın üzerinden geçen bir uçak, “Küçük oğlan”ı şehrin ortasına bıraktı ve oradan uzaklaştı. Uçağın yardımcı pilotu gördüklerin şöyle anlatıyordu: “Bomba Hiroşima’ya düşüp patladığında bütün bir kentin yok oluşunu gördük. Günlüğüme şöyle yazdım: Tanrım, biz ne yaptık?”

Bomba düştüğünde çevredeki bütün binalar hızla tuzla buz oldu, onbinlerce insan bir anda kül oldu. İlk anda şehri kaplayan büyük ateş, insanları yakarak öldürdü. Hiroşima’daki 330 bin kişinin 70 bini o anda öldü. Hayatta kalanların da önemli bir kısmının derileri yanmış, yırtılmıştı. Bomba, radyoaktif özelliği nedeniyle yıllar sonra bile ölümlere neden olabildi. Bu ilk bombanın toplamda 200 bin kişinin ölümüne neden olduğu biliniyor. Oysa ABD başkanı günlüğüne bombanın sivilleri vurmayacağını yazmıştı: “Savaş bakanı Stimson’a bombayı sadece askeri hedeflere, askerlere ve denizcilere yönelik olarak kullanmasını, kadın ve çocukları vurmamasını söyledim.”

hirosima
Yaşamda değer verdikleri her şeyi bir anda kaybeden insanların gözünden bakıldığında, 6 Ağustos dünya üzerinde cehennem azabıydı. Oysa yüksek komutan kademelerinden, siyasi mevkilerden bakanlar, Hiroşima’dan yükselen dumanlarda kayıp ve kazançlarını gördüler. Truman Hiroşima’da yaşanan insan yapımı felaketi ertesi gün şöyle duyuruyordu: “Tarihteki en büyük kumara iki milyar dolar yatırdık ve kazandık”

İlk saldırıdan üç gün sonra, 9 Ağustos günü Nagazaki’ye atılan bomba yine onbinlerce insanı bir anda yok etti. Aynı sabah, Truman, ABD’de yaptığı bir radyo konuşmasında Hiroşima’nın bir askeri üs olduğunu iddia ediyordu. Söylediği her söz, gerçekliğin çarpıtılmış bir görünümünü yansıtıyordu.

Patlama anında durmuş bir saat

Patlama anında durmuş bir saat

Savaş sonrası

Bomba atıldıktan sonra Japonya teslim oldu. ABD, dünya barışını sağlayan devlet olarak, savaşın esas galibi olarak dünyanın geleceğini belirlemek istiyordu. ABD’nin son sözü söylediği bir “dünya barışı” hedeflenmişti. Fakat Sovyetler Birliği varlığı ile buna engel oluşturuyordu. Atom bombası, İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren ve Soğuk Savaş’ı başlatan hamle oldu. Savaşın bitiminden aylar sonra Stalin, bir konuşmasında şöyle diyordu: “Savaş, hem cephede, hem geride bütün olgular ve olayları tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardı. Devletlerin ve partilerin gerçek özelliklerini gizleyen bütün örtüleri acımasızca yırttı ve onları maskesiz, makyajsız olarak, bütün kusurları ve erdemleriyle sahneye çıkardı.” Önce Hitler vahşeti, ardından masum görünen ABD’nin katliamı bu sözlerin en açık kanıtları. En önemlisi de bu eylemlerin ardında yatan kazanmak ve egemen olmak gibi temel emperyalist güdülerin ortaya çıkmasıydı.

Savaş ve bilim

General Groves, ilk bomba patladıktan sonra Oppenheimer ile konuşarak bu “başarılarını” kutlamıştı. Oppenheimer, atom bombası projesini başarıyla yerine getirmişti. Hatta “ulusal bir kahraman” olarak görülüyordu. Fakat bu kısa sürdü.

Proje boyunca atom bombasından daha kuvvetli olan hidrojen bombasının yapılmasını savunan, ancak işe yarayabilecek bir tasarım sunamayan Edward Teller, soğuk savaşın yükseldiği dönemde giderek daha çok dikkati üzerine toplamıştı. 1949’da Sovyetlerin ilk atom bombalarını denemeleri de ABD’nin tekelini yıkarak bu süreci hızlandırmıştı.

Truman, hidrojen bombası ile ilgili çalışmalara başlanmasına karar verdi. Atom bombasının kullanılmasındaki desteğine rağmen, Oppenheimer, hidrojen bombası çalışmalarına karşı çıktı. Bunun sonucunda, hakkında başlatılan soruşturmalar, komünist olduğu iddiaları arasında görevinden uzaklaştırıldı.

Silahlanma yarışına giren devletin sınırsız istekleri karşısında uzaklaşmak zorunda kalan birçok bilimadamı vardı. Leo Szilard, yıllar sonra bir röportajında bu olguya dikkat çekmişti: “Büyük güçler, sınırlanmak zorundadır. Biz bu zorunluluğu yaşamadık. Sanırım bu birçok bilim insanını derinden etkiledi ve bomba üzerine çalışmaya devam etme isteklerini azalttı.”

Manhattan Projesi’ni başlatan gerçek sebep değilse bile tetikleyici mektubu yazan Einstein, Hiroşima’nın basına yansıyan fotoğraflarını gördüğünde “Parmaklarım yansaydı da o mektubu yazmasaydım.” diyerek pişmanlığını belirtmişti.

Hiroşima Barış Anıtı’nda şöyle yazıyor: “Bütün ruhlar huzur içinde olsun; çünkü kötü olanı tekrarlamayacağız.” Einstein da bilim insanının sorumluluğunu şu sözleriyle hatırlatıyor: “Zincirleme çekirdek tepkimelerinin keşfinin, insanlığın yok oluşuna kibritin icadından daha çok katkıda bulunması gerekmez. Elimizdeki bütün güçle bunun kötüye kullanımını engellemek zorundayız.”

-BİTTİ-

(Evrensel Gençlik sayı 78)

6 Comments

Filed under bilim, makale