Dışlama üzerine

İki ya da daha fazla kişiden oluşan topluluklarda bazen öyle bir an gelir ki o topluluktaki bir unsurun, (belirli bir kişi ya da kişi grubunun) topluluğun dışına atılması kaçınılmaz bir hal alır. Olayların doğal akışı diğer kişileri o unsuru topluluktan uzaklaştırmaya iter.

Şunları kastetmiyorum:

– Bir unsurun yerini eşdeğer başka bir unsurun aldığı durumlar. Bir halkın bir liderden diğerine yönelmesi ya da bir erkeğin fantazisini bir kadından alıp diğerine yansıtması buna örnek olabilir. Bu durumda unsur aslında atılmamıştır, sadece içeriği değişmiştir.

– Topluluğa katılarak statükoyu bozan kişilerin uzaklaştırılmasıyla eski dengeye dönülmesi. Bu durumdaki atma hamlesi de toplulukta önceden var olan bir unsurun devamlılığı için yapılmıştır.

Bahsettiğim dışlama olayının olması şu şartlar altında ortaya çıkar:

1) Unsur, toplulukta belirleyici bir konumu tek başına işgal etmiş durumdadır. Bu nedenle unsur çıkarıldığında topluluk kendini yeniden düzenlemek zorunda kalacaktır.

2) Unsurun bu tekil konumu, topluluğun geri kalanını bu konumun dışında alternatif konumlar yaratmaya ve geliştirmeye itmiştir. Bu alternatif konumlar unsurun dışa atılmasının zeminini oluşturur.

3) Tekil ve alternatifleri arasındaki karşıtlık başlangıçta yoktur, tarafların karşılıklı etkilerini içeren bir süreç ile somutlaşmıştır. Hem o unsurda belirginleşen tekilliğin ona karşı koyan alternatiflerin çeşitlenmesinde payı vardır, hem de o alternatiflerin karşı koydukları tekilliğin katılaşmasında payı vardır.

4) Düşünce ve yaklaşımdaki tekil/alternatifler karşıtlığı gerçek kişiler arasındaki unsur/geri kalanlar bölünmesi biçiminde somutlaşmıştır.

5) Topluluk için anlam taşıyan hangi tekil özelliğin hangi unsurda cisimleşeceği, yani sürecin başlangıcını belirleyen bu karar, geçmiş, kesin olarak bilinmeyen bir zamanda elverişli şartlar altında karşılıklı ve olumsal olarak alınmıştır.

6) Unsur, sürekli çeşitli eleştiriler karşısında kendisini savunmak durumunda kalır ve hem kişisel sınırları, hem de düşünsel yapısı katılaşmaya itilmiş olur.

7) Unsurun belirleyici tekil özelliği o topluluk bağlamı ile kısıtlıdır. Bu özellik topluluk etkileşimi içinde oluşmuştur ve topluluğun içinde anlam taşır. Diğer kişisel ilişkilerinde elverişli şartlar olarak gözlense de doğrudan doğruya yansıtılması mümkün değildir.

8) Unsurun tekil özelliği kendi kişiselliğinden kaynaklanmadığı gibi kendine görünür de değildir, ancak topluluk içinde ve unsurun dışında bulunarak tam anlamıyla gözlemlenebilir. Bir anlamda bu özellik topluluğun geri kalanı tarafından o unsura yansıtılmıştır. Unsura özgü kişisel, tarihi şartlar süreç açısından elverişli de olsa belirleyici değildir.

9) Unsurun özelliği kendisine görünür olmadığına göre, geri kalan kişilerin zihninde yaşamaktadır. O zaman unsurun alacağı inisiyatif ve özdenetim, bu özelliğin ortadan kaldırılmasını sağlayamaz. Ancak bu geri kalan kişiler de bu tekil özelliği onu simgeleyen unsurdan soyutlayarak, bağımsız bir fikir olarak düşünemezler. Tekil özelliğin düşüncesi ve onu simgeleyen unsurun canlı kişisel varlığı bu kişilerin ortak zihninde birebir örtüşerek iç içe geçmiştir.

10) Bu durumda, unsur, ikili, uyumsuz bir varlık biçimi almıştır: (a) toplulukta bulunan bir (ya da daha fazla) insan olarak doğal ve kişisel varlığı, (b) tekilleşmiş bir özelliğin simgesi olarak topluluğun zihin dünyasındaki varlığı.

11) Unsurda cisimleşen bu tekil özelliği, topluluktaki geri kalan kişiler öne sürdükleri eleştiri ve alternatiflerle alt etmeye çalışırlar. Ancak unsurun ikili varlık şartlarında bu çaba üretken de olsa nihai amacına ulaşamaz. Çünkü alternatiflerin cisimleşebilmesi için unsurun salt soyut bir simgeye indirgenmesi gerekir. Unsurun canlı, kişisel varlığı bu tekil özelliğin simgeleşmesinin tamamlanmasını engeller.

12) İşte bu noktada, topluluk unsurun canlı varlığı ve ölü simgesel varlığı arasında bir seçim yapar. İki varlığı olduğu gibi bırakmak alternatifsiz kalmak ve statükonun devamı demektir. Simgeden vazgeçmek topluluğun anlam dünyasını çözecektir. Bu durumda simgeyi kurtarmak için o insanın canlı varlığından vazgeçmek gerekir.

13) Unsur toplululuğun dışına atıldığında, geri kalan kişiler neyin dışa atıldığını (simgelenen tekil özellik) bilirler. Fakat unsurun kendisi, konumu gereği neden dışa atılması gerektiğini anlayamaz. Kişisel sebeplerle atıldığını düşünür, çünkü durduğu yerden topluluk içindeki kendi simgesel işlevini göremez.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.