Nilgün’ün ölümü

Orhan Pamuk’un Sessiz Ev romanında Nilgün’ün bakış açısı verilse nasıl olurdu? Acaba sonu şöyle olabilir miydi:


Belli etmesem de midemdeki bulantıya artık dayanamıyordum. Birkaç adım atıp köşedeki divana uzandım. Sonra kusuyordum, kustuğumu gördüm. Bir kabus gibi, içimdeki her şey dışarı çıkıyor gibiydi. Ağzımdan çıkıp örtüyü dolduran, saçaklarından yerlere dökülen iğrenç şey ruhum muydu?
Yanıma koşan Recep’i görür gibi oldum.
Tanımadığım gölgeler üstüme üşüştü.
Bir an sonra her şey silinmişti.
Siyahın bile olmadığı kapkaranlık, sessiz ve kokusuz bir hiçliğe batmıştım.
Dilim gibi düşüncem de tutulmuştu. Dedemin keşfi doğruymuş bile
diyemedim kendi kendime. Ya yanlış olsaydı? O zaman öbür dünyada
dedemin karşısına çıkıp sorar mıydım: Selahattin dede, hani ölüm
dediğin hiçlik? Hani Allah yoktu, hani doğru bildiklerimiz bize
yeterdi? O da bana yeni yazdıklarını gösterir, yeni çalışmalarını
anlatırdı. Ah bu bilgileri yaşayanlara bir iletebilseydi, ah
insanların düşüncesini etkilemenin yolunu bulabilseydi…
Hiçliğin içindeyken bunların hiçbirini düşünemedim.
Başka bir şey de düşünemedim. Çünkü dedemin keşfi doğruydu.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under kurgu

Comments are closed.