Yeni Medyada Nefret Söylemi – Önsöz

Işık Barış Fidaner

Toplumsal sorunların nereden kaynaklanıp nasıl çözüleceğine dair farklı görüşler olsa da, günümüzde artık birçok siyasal yapı bu sorunların ‘demokrasi’ yoluyla çözülmesini talep ve vaat etmektedir. Toplumsal kesimler arasında derinleşen çatışmalar, ekonomik ve politik eşitsizlikler, ‘demokrasi’ sorununu sürekli yeniden gündeme taşımaktadır. Fakat demokrasi kavramının ele alınış biçimi çoğu durumda bizi çözümden uzaklaştırabilmektedir.

Demokrasi, birçok yerde düşünce ve ifade özgürlüğü olarak tanımlanır. Bu tanımın hemen ardından ise denir ki: bazı düşünceler özgür bırakılamaz, çünkü bu düşünceler doğrudan doğruya demokrasinin işleyişini hedef alır ve özgürlüğe zarar verir. Yani özgürlük somutlaşmak için bir istisnaya gerek duyar. Ama bu istisnanın seçimi ve onu kısıtlama biçimi, savunulan özgürlüğün anlamını tamamen değiştirebilir, hatta zıttına çevirebilir.

Sözgelimi, belirli bir devlet veya bir örgütü kayıtsız şartsız demokratik hukukun garantisi olarak görüyorsak, bu devleti zayıflatacak her düşünce bize demokrasi düşmanı olarak gözükür; özgürlüğün tesisi için devlet müdahalesini bekleyen bir konuma düşeriz. Yok eğer demokratik hukukun garantisini toplumun kendisi olarak görüyorsak, toplumsal ilişkileri parçaladıkları ve bozuşturdukları ölçüde devletler ve şirketler dahil her türlü kuruma karşı çıkabiliriz. Bu durumda kısıtlayıcı eylemlerimiz de uluslararası protokol anlaşmalarından boykot ve politik eylemlere kadar çeşitli biçimler alabilir.

Demokrasi sorununun çözümü için çaba sarf etmek isteyen biri, toplumsal demokrasi içinde ifade bulabilecek söylemler ile bununla çelişen söylemleri ayıracak bir turnusol kağıdına ihtiyaç duyar. Demokrasi idealini mevcut durumda tek bir devlet ya da örgütün temsil ettiğine inanıyorsak, düşmanlar bellidir ve bu sorunu çözmüş oluruz. Yok eğer şartlar o kadar apaçık görünmüyorsa, karşıt gözüken taraflar zamanla benzeşiyorsa, bütünüyle tutunacak bir yapı, bir merkez bulamıyorsak, o zaman demokrasiye zararlı söylemleri kendi gözümüz ve aklımızla her gün yeniden görebilmek ve gösterebilmek zorunda kalırız. Tek başımıza gücümüz yetmese de, sendika, dernek, parti ve çeşitli yöntemlerle zaman içinde kamuoyu bilincinde demokrasi açısından neyin ak neyin kara olduğuna dair bir dönüşüm yaratmaya çalışabilir, ileride bunun medyaya ve devletlere de bir biçimde yansıyacağını öngörebiliriz.

Kısacası, demokrasi sorununu somutlaştırmanın yolu, demokratik özgürlüğün istisnasını belirlemekten geçiyor. “Nefret söylemi” kavramı da, topluma dayanan bir özgürlük ve demokrasi anlayışı için ihtiyaç duyduğumuz istisnayı belirtir. Buna göre, toplumu oluşturan diğer bütün söylemlerin özgürlüğü, nefret söyleminin tespit edilmesi ve kısıtlanmasına bağlıdır. Dolayısıyla bir ifade biçiminin nefret söylemi olup olmadığının ayırt edilebilmesi demokrasi sorunu açısından merkezi bir yerde durmaktadır.

Bu derleme, nefret söyleminin neleri içerdiği, hangi biçimlerde ve yeni medya başta olmak üzere hangi mecralarda karşımıza çıktığı, hangi kaynaklardan beslendiği, nasıl bir zarar yarattığı ve nasıl mücadele edilebileceğine dair makalelerden oluşuyor.

Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, internet ve toplumsal paylaşım ağlarının (yeni medyanın) gündelik iletişim dokularında her gün yaratmakta olduğu değişimlerle yakından ilişkilidir. Gazete, radyo, televizyon, hatta cep telefonu gibi diğer temel iletişim teknolojilerinin aksine; yeni medya, etkileşimli kamusal alanlar yaratarak nefret söyleminin yaşam bulabileceği ve yeniden üretime girebileceği en elverişli ortamı sağlamıştır. Derlemenin ilk yazısında Mutlu Binark bu konuyu ele alarak, nefret söylemi ve yeni medyada yayılım biçimleri konusunda güncel ve akademik birçok çalışmayı aktarıyor. Nefret söyleminin cinsiyet, millet, ırk gibi farklı örnekleri ve kısıtlanmasına yönelik çalışmalar hakkında genel bir fikir oluşmasını sağlıyor.

İkinci bölümde İlden Dirini internet okurlarının gazete haberlerine yaptığı yorumları ele alıyor. İlk bakışta önemsiz görülebilecek bu yorumların söylem (ve nefret söylemi) üretiminde haberlerin önüne geçtiğini ve geleneksel medya ve politikacıları bile etkileyebildiğini görüyoruz.

Eser Aygül, internet kullanımındaki payı hızla artan toplumsal paylaşım ağlarında nefret söyleminin yayılma biçimlerini incelediği makalesinde; etiketleme, damgalama, stereotip oluşturma gibi pratikleri Facebook’ta bulunabilecek sayısız nefret grubundan alıntılarla örnekleyerek okurların dikkatine sunuyor.

Tuğrul Çomu’nun çalışması internet üzerindeki görsel paylaşım ağlarında nefret söyleminin rolünü ele alıyor. Görüntü paylaşımı kolaylaştıkça ve kalite gereksinimi düştükçe nefret söylemi paylaşılan görüntülere giderek daha görünür olarak girme ve yayılma şansı buluyor.

Beşinci bölüm, Günseli Bayraktutan-Sütcü’nün dijital oyunlarda nefret söylemini inceleyen çalışmasından oluşuyor. Özellikle cinsiyetçilik ve cinsiyet rolleri, rol yapma oyunlarında bir fantazi olarak yeniden üretiliyor.

Altuğ Akın nefret söyleminin model örneği diyebileceğimiz holiganizmin spor seyircisini, taraftarları ve spor yazarlarını nasıl etkilediğini inceliyor.

Burak Doğu’nun hazırladığı yedinci bölüm ise farklı bir perspektif getirerek, internet üzerinde nefret söylemi ile mücadele etme yollarını araştırıyor.

Son bölümde Ayşe Kaymak nefret söylemini bir hukuk sorunu olarak ele alıyor. Nefret söylemini diğer söylemlerden nasıl kesin olarak ayırt edebiliriz sorusundan yola çıkan yazı, yargı katında nefret söyleminin tanınarak kısıtlanmasına yönelik bilgiler vererek yol gösteriyor.

Nefret söylemleri hayatın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Bu söylemler esas mahiyetleri görünmez kaldığı ölçüde ideolojik işlev gösterirler ve toplumsal çatışmaların maddi sebeplerini örterek bizi demokratik çözümlerden uzaklaştırırlar. Bu örtüyü kaldırmanın tek yolu, o söylemlerin “nefret söylemi” olduklarını açığa çıkararak toplumsal olarak mahkum edebilmektir. Biz bu kitapta, gündelik yaşamda ve bütün toplumsal alanlarda nefret söylemlerinin görünür kılınabilmesi için okurlarımıza yol göstermeyi amaçladık. Başlattığımız tartışmanın akademik, gündelik ve diğer alanlarda yayılarak sürmesini umuyoruz.

Leave a comment

Filed under makale

Comments are closed.