Söylemleşen nefretin kaynakları — Işık Barış Fidaner

Işık Barış Fidaner

Gündelik ilişkilerde dışlama, toplumsal yapıya şekil veren bir eğilimdir. Yeni tanıştığımız insanların görünüş ve davranışlarını alışık olduğumuz biçimler ile algılayamaz, anlamlandıramazsak onlardan uzaklaşmamız, onları dışlamamız öğretilmiştir bize. Böyle böyle, bize benzeyen insanlarla kapalı bir çevre yaratır, bu insanların arasında yaşar gideriz. Bize benzemeyenleri de farklılıklarıyla dalga geçerek, kısıtlayarak, yönlendirerek kendi normlarımıza uydurmaya çalışırız. Bu davranış biçimi, bir grubun (sünni heteroseksüel türk erkekler) egemen olduğu parçalı bir toplumsal yapıya neden olur.

Ülkemiz toplumunda din ve milliyete dayalı topluluk ve cemaatler bulunduğunu görüyor, biliyoruz. Bu cemaatler dışlama yoluyla kendi içlerindeki türdeşliği korurken bir yandan da farklı kesimlere düşmanlık besleyebiliyor, “halkın hassasiyeti” adı altında ani ve kitlesel nefret tepkileri verebiliyor, hatta bu tepkiler insanları linç etme noktasına varabiliyor. Geçmişte 6-7 Eylül olayları, yakınlarda da Dörtyol ve İnegöl olayları bunun örnekleridir. Bu durum, hegemonik gruplar biçiminde parçalanmış toplum yapısının bir sonucudur.

Yeni medya dediğimiz internet ve paylaşım ağları, insanların kendilerini ifade etmesi için gündelik gerçek hayata sanal bir alternatif getirmiştir. İnsanlar gerçek ilişkileri içinde bastırmak durumunda kaldıkları ilgi ve yaklaşımlarını sanal ortamlarda dile getirerek kısıtlanmış özgürlüklerini yeniden kazanmak isterler. İnternetin yaygın bir diğer kullanımı ise gündelik muhafazakar iktidar ve nefret ilişkilerinin gerçekte oldukları halleriyle internete taşınması, yeni medyada yeniden üretilmesidir.

Böylece toplumda bulunan nefret kültürü, internete de yansımıştır. İnsanlar internette de kendilerine benzeyenlerle bir araya gelir, günlük hayatta farklı kesimlere gösterdikleri nefreti bu mecralarda kurdukları gruplarda yeniden ifade ederler. Burada günlük hayattan farklı olarak, bir söyleme katılmak çok daha kolaydır, yüz yüze ilişkiler kurmaya ve uyum sağlamaya ihtiyaç duymadan, hiçbir bedel ödemeden hemen bir grubun “davasına” dahil olabilirsiniz.

Din ve milliyet temelli gruplaşmalar çoğu zaman düşman bildikleri kesimlerden koruyacakları kutsal değerler etrafında bir araya gelirler. Vatan, millet, din, asker, hatta ev ve iş gibi nesneler kutsanıp bayraklaştırılarak tehdit olarak görülen dış kesimlere dönük nefret ve düşmanlığın ifadesi olur. Bu değerler işaret ettikleri gerçek yaşamdan halihazırda birer simge olarak soyutlanmış oldukları için kolayca internete taşınabilir ve işlev göstermeyi sürdürürler.

İnternet gruplarına katılmanın milli-dini hassasiyetler ve nefret kültüründen daha basit bir motivasyonu daha vardır, o da aidiyet duygusudur. Bir insanın gerçek hayatta onu kabul edecek bir grup bulması, o gruba dahil olması ve kendini kabul ettirerek ilişkisini düzenli olarak sürdürmesi ne kadar zor ve emek isteyen bir işse, internette bu aidiyet duygusunu sanal olarak yaşamak o kadar kolaydır. Farklı aidiyet biçimleri mümkün olsa da kutsal değerler etrafında nefret ve düşmanlık, aidiyetin hazır bulunan ve çoğu kişinin erişebileceği, kültürel temellerle de desteklenen bir biçimidir.

Din ve milleti besleyen kaynaklar arasında geleneksel kültürün yanında muhafazakar siyaseti de saymak gerekir. Sağ siyaset, medyanın da yardımıyla çabucak gündem yaratarak farklı grupları ortak hedefler etrafında toplayarak nefret söylemlerine zemin oluşturabilmektedir. Siyasi iktidar, ayrıca yarattığı bu gündemler yoluyla halk ve cemaatlere hiçbir zorluk ve engelle karşılaşmadan nefretini akıtabileceği meşru kanallar göstermektedir. Gazze yolundaki Mavi Marmara gemisine operasyon düzenleyen İsrail’e olan tepki eylemleri bu şekilde hızlıca organize olabilmiştir.

Televizyon ve gazeteler çoktandır belirli konulardaki haberleri verirken kullandıkları dil ile neyin meşru olup olmadığına dair çerçeveler çiziyorlardı. Siyasi iktidara uyum sağlayan medyanın koyduğu bu çerçeveler, temsil ettikleri grupların da sözlü olarak geliştirmesi sonucunda bu gruplara ait söylemlerin giderek daha egemen olmasına hizmet etmişti. Hatta son dönemde 1 Mayıs ve 12 Eylül gibi gündemlerle sağ söylemin sol söylemin alanlarını da kapsayacak biçimde genişlemeye çabaladığını görüyoruz. Söylem alanlarına müdahale eden böylesi politikalar, yeni medyada da yansımasını bulmakta, gündeme taşınan tarihsel konuların tartışılma biçimlerini etkilemektedir.

Ancak yeni medya, oluşturulan gündemlerin alıcıları tarafından alımlanma biçimini değiştirmiştir. Televizyon ve gazetelerde sunulan söylemsel çerçevelerin sözlü olarak yeniden üretimi sadece ulaştıkları evlerde ve toplanma alanlarında yüz yüze ilişkilerle kısıtlıyken, yeni medyaya verilen bir haber defalarca dolaşıma girebilmekte, coğrafi kısıtlamalar olmaksızın ağ üzerinde bağlı olan insanlar arasında kamusal olarak yeniden üretilebilmekte yahut eleştirilip tartışılabilmektedir. Bunun yanısıra toplumsal paylaşım ağlarında bir yazı yazıp dolaşıma sokmanın çok kolay olması, fiziksel medya araçlarında uygulanan eleme sistemine burada gerek duyulmaması, çok farklı görüş ve içeriklerin bu mecrada yer bulabilmesine imkan verir.

Yeni medya, bir iletişim aracı olarak önceki medyaya göre çok daha erişilebilirdir ve her türlü söylemin yayılımına açıktır. Fakat parçalı toplum, geleneksel kültür yapısı, diğer medya biçimlerinin egemen etkisi ve bunu güçlendiren muhafazakar siyasal iktidar gibi gerçek hayatta bulunan sebeplerle bu mecrada yine sağcı nefret söylemleri yaygın olarak yer bulur. Bu durum yeni medyanın kendine özgü yapısından kaynaklanmadığı için, çözüm yolunu da yeni medya ile kısıtlamak doğru olmaz. Hem günlük yaşamda hem de yeni medyada yer bulan nefret söylemlerini önlemek, bu iki alanda birden alternatif söylemlere yer açarak mümkündür.

Nefret söylemlerine karşı çıktığımızı belirtmiştik, ama bir yanlış anlamayı önleyelim: Söz ettiğimiz, nefret içeren herhangi bir söylem değildir. Nefret, insanın kendini gerçek bir düşmanıyla karşı karşıya bulduğunda doğal olarak hissedip ifade edeceği ve çözüm arayacağı bir duygusudur. Bizim bahsettiğimiz nefret söylemleri ise, nesnel bir düşmanlığa dayanmayan, nefret üretebilmek için hayali olarak yaratılmış tehdit ve düşmanları hedef alan söylemlerdir.

Nefret söylemi, çoğu zaman basit ve akıl dışı olmakla birlikte, ne kadar karmaşık bir mantık içinde ifade edilmiş olursa olsun, hedef olarak bir ırktan, bir mezhepten, bir cinsel yönelimden vb. insanları seçmesiyle kendini ele verir. Biliriz ki insanlar arasındaki bu tür farklılıklar somut sömürü ilişkilerine karşılık gelmezler ve arada böyle bir düşmanlık oluşmuşsa aslında daha başka ilişkilerden kaynaklanan, yer değiştirmiş bir nefretten ileri gelmektedir. Bu nefret, esas kaynaklandığı sömürü ilişkisi içinde ifade edilemeyip bastırıldığı içindir ki ırk, mezhep, cinsiyet gibi çarpıtılmış bir çerçevede ifade bulur.

Kısacası, biz ne kadar durdursak da, kısıtlasak da, onu doğuran sömürü ilişkileri sürdükçe bu nefret artacak ve toplum yapısı, geleneksel kültür, medya ve iktidar tarafından teşvik edilen ırkçı, cinsiyetçi vb. kanallar ve çerçeveler yoluyla akmaya, yayılmaya ve her gün yeni nefret söylemleri biçiminde karşımıza çıkmaya devam edecektir. Bu kısır döngünün kırılması ise bu nefreti taşıyan insanların, içlerinde büyüyen bu nefreti yaratan gerçek kaynakları tespit edip o hedeflere yönelmesi ile mümkündür.

yenimedya, 10 eylül 2010

 

Leave a comment

Filed under makale

Comments are closed.