Devlet

Sistem (sermaye, neoliberalizm, vb.) bir özne olarak varolmaz, bir tek ana özne olarak kavranamaz. Kocaman bir nesnellik, dokunulmaz bir “realite”, aşılmaz sınırlar olarak yaşantımızı biçimlendirir. Onun amaçlarını tespit edip, karşımıza alıp konuşamaz, tartışamayız. Onu ancak belirli unsurları aracılığıyla kavrayabiliriz. Kendimiz de onun bir unsuru olduğumuz ve bu durumun farkına vardığımız ölçüde sistemin nesnel gerçekliğinin dayanması gereken başlıca yanılsamalarımızı tespit edip buna göre bir mücadele geliştirebiliriz.

Oldukça genel kategoriler üzerinden kurulmuş öyle önermeler, öyle değer yargıları, öyle eşitsizlik denklemleri vardır ki, bütünüyle doğru olamayacağını bilsek de öyleymiş gibi yapmaktan kendimizi alamayız. Statü farkı, sınıfsal, mesleki, mevkisel üstünlük bu tür yargılar üreten ve besleyen, bir yandan da bu yargılara dayanan, bu yargılar olmadan sürdürülemeyen ilişki biçimleridir. Sokakta rastgele karşılaşmış iki kişinin ilk birkaç sözden hemen sonra, hatta ilk bakıştan itibaren böyle bir ilişkiye yönelmesi için birçok bahane vardır. İnsanlar bu tür ilişkilere politik doğrucuların zannettiklerinin aksine çoğu zaman doğallıkla, sade bir yaşama dahil olma, dışarıda kalmama gibi güdülerle girerler. Başka türden toplumsal ilişkilerin mümkün olmadığı, ya da en azından ufukta görünmediği bir toplumda bu biçimler altında, bu işlevlerin bir değişkeni olarak var olmak durumunda kalırlar.

İnsanları bu ilişkilere sürükleyen, kendi rasyonel düşüncelerinden önce bu aşılmaz görünen nesnel durum olduğuna göre, yapılacak her değişimin önce bu dokunulmazlığın bir ölçüde, bir süre için kırılması, etkisini yitirmesi ile başlaması gerektiği görülür. Bellek ve tecrübe de burada devreye girer. “Sistemde açılan gediği” geçici de olsa büyütüp derinleştirecek olan, ona tanık olanların, onu gerçekleştirenlerin, ona katılanların belleğinden uçup gitmemesi, sözlü ya da yazılı bir şeilde “tecrübe”ye çevrilmesi, böylece sonradan oluşabilecek gediklerin hem görülmesini, hem de açılmasını kolaylaştırmasıdır.

Sistemin amaçlı bir özne olduğu yorumu, sistemin gediklerinin de yanlış yorumuna yol açar. Buna göre sistemin kuralları içinde sistemin amacına aykırı hareket etmek devrimci sayılır. Oysa sistem dediğimiz şeyin nihai görünüşü ve yaşantımızı belirleme biçimi, gerçek sebeplerinden, amaçlarından kurtularak kendi nesnelliğini kurmuş, dolayısıyla bu amaçların sorgulanmasını (‘devrimci’ hayallerimiz dışında) imkansız kılan bir kurallar, uygulamalar bütünü ve bunu kabul etmiş, yaşamını buna yaslamış insan ilişkileri bütünüdür. Kapitalist toplum, bu başsız haliyle mutlak hükümdar Leviathan’ın önce öldüğü, sonra, gündelik yaşantısına hükmeden baskıyı anlamlandıramayan insanın paranoyakça düşlerinde yeniden doğduğu, adı konmamış bir karmaşa, kaos ve anarşi toplumudur. Bu toplumda öznenin nesne üzerinde etkin olduğu standart senaryo, özneleri hapseden nesnellik gerçeği karşısında salt bir senaryo olarak, özel bir durum, bir istisna olarak kalır. Bu nesnel gücün içinde şu ya da bu özneyi geçici olarak yakalayabiliriz ama bu belirli unsurlar hep elimizden kayıp gider ve bizi ruhsuz bir cisimle, amacı anlaşılmayan kural ve uygulamalarla başbaşa bırakır.

Toplumu biçimlendiren böylesi ruhsuz, cisimleşmiş öznesizleşmeye en iyi örnek devlet’tir. Bütün bir bürokrasi, güçler ayrılığı, çok başkanlılık, iki parti sistemi, vb. böyle bir öznesizleşmiş cisim oluşturmak, sorumluluğu her seferinde önce devlete, sonra devlet içindeki başka kurumlara, başka yetkililere yükleyerek dağıtmak ve yok etmek üzerine kuruludur. Buna karşın bu gücün hedefinde kendisini bulan insanlar, bu gücün gerçekleşmesinin tanıkları, istemeden de olsa, doğallıkla bu büyük gücün arkasında onu denetleyen büyük bir öznenin, bir düşmanın, “derin devlet”in var olması gerektiğini düşünürler. Aynı, doğa olayları ile hayatı alt üst olan insanların bu güçleri elinde tutan tanrıların var olduğunu düşünmeleri ve bütün bir kültürel yaşamlarını bu düşünce temelinde kurmaları gibi. Kapitalist sistemde genel seçim de benzeri bir ayin rolünü üstlenmiyor mu? Müstakbel yarı-tanrı-başbakan sihirli ceketini giyiyor ve küresel para hareketlerinin tufanından bizi koruyacağına yemin edip yüce iktidar ilahisini söyleyerek dans ediyor: “Durmak yok, yola devam.”

Demek ki bu sahte tanrının adını her ağzımıza aldığımızda, onu düşmanımız da saysak, onu sistemi yöneten özne olarak tanımış, hegemonyasına eklemlenmiş oluyoruz. Aslında onun adını anmasak bile, adına ne dersek diyelim (kapitalizm, neoliberal sistem, masonlar vb.) sırf onu tekil bir özne biçimine sokmakla tahayyülümüzü komplocu yapıya uyduruyoruz, geriye sadece ideolojik çağrı ve tek bir başkanı tanıma, biat işlemi kalıyor.

Hükümet, görevi devlet aracılığıyla yapılan “iyi” şeyleri üstlenmek, “kötü” şeyleri başka yetkililerin üzerine atmak olan bir yapı, devletin iyi özne olarak temsilidir. İktidar politikasının en temel zorluğu, “iyi” ve “kötü” eylemleri birbirinden ayırmaktır. Bunun için önce hükümet planlarını açıklıyormuş gibi yapar. Kamuoyu tepkisine göre ya devam eder, ya vazgeçer-sürüncemeye sokar, ya da başkalarının üzerine atar. Burada hükümetin işlevi eylemleri gerçekleştirmekten ziyade, üstlenip üstlenmemeye dayanır, gerçekte kimin yaptığı önemsizdir, bilinemediği sürece.

Bir partinin yapabileceği en başarısız muhalefet, iktidar partisini karşısına alarak “amaçlarını teşhir etmek ve karşı çıkmak”tır. Daha kötüsü ise birebir partinin başkanını karşısına alarak karşı çıkmasıdır. Çünkü bu durumda kendi partisini açıkça iktidar partisine “bir alternatif” olarak sunmuş olur. Düzen partileri gerçekte bunun ötesinde vaat edecekleri bir şey yoksa da, bu durumu açıkça ilan ettiklerinde genel etkilerini kaybederler ve “kemik seçmen” ile başbaşa kalırlar. Böyle bir kampanya sonucunda genel seçmenin onlara oy verebilmek için geçmişte iktidar partisine yaptığı duygusal yatırıma ihanet etmesi gerekir. Apayrı dünyalara ait iki süper kahramanın kavgaya tutuşması kadar tuhaf bir şeydir bu. Seçimlerin söylenmeyen kurallarına aykırıdır.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under makale

One response to “Devlet

  1. Pingback: Eleştiri=Özeleştiri — derleme | YERSİZ ŞEYLER