Esneklik, yaşam, sosyalizm

Sosyalizm, patronsuz esnek çalışmadır. Esnek çalışma, üretimin toplumsallaşmasının fordist üretimden sonraki adımıdır. Çalışma koşullarının kuralsızlaştırılması, aynı zamanda burjuva hukukun geçerlilik alanlarının daralması, tek tek patronların varlıklarını ve kazançlarını sürdürmesi için patronların bütünleşmiş bir sınıf olarak yavaş yavaş üretimin iplerini elinden kaçırmasıdır.

Esnek üretim, çalışanların işleri patrona yansıtmadan, yerleşik kurallara takılmadan, gayrıresmi-fiili yollar bularak, gerekirse yeni usuller icat ederek, yaratıcı bir şekilde halletmesidir. Özellikle küçük işletmelerde esnek çalışmanın doğrudan bir sonucu, hem şirket içinde hem de şirketler arasında gayrıresmi ilişkilerin “networking” anlamında şirketin başarısında büyük etki yapabilmesidir. Esnek çalışma aynı zamanda çalışanların gönüllü olmasına dayanır ve çalışanın işine yabancılaşmaması, aksine kendini adaması beklenir. Bu gayrıresmi ilişkiler ve kişisel adanmışlık, kapitalizmin kriz ve durgunlukla mücadelesinde başvurmak zorunda kaldığı son (insansal) enerji kaynaklarıdır. Böylece önceki yüzyıllarda kitlesel ve atomize üretim biçimleriyle yabancılaşmış emeği yaratan kapitalizm, 21. yüzyılda bu emekle yetinemez, kendini bütünüyle işine adamış, önceden günlük yaşama ve emeğin yeniden-üretimine ayrılmış olan duygusal ve maddi enerjisini de işine ve meta üretimine tahsis etmiş bir emekçi ordusuna ihtiyaç duyar. Bunu elde etmek için ise, emeği esnek çalışma sistemleri içinde yeniden örgütler. Esnek çalışma, ilişkilerdeki mesafeleri düzenleyen hukukun negatif mantığını kuralsızlaştırma pratikleriyle yıkarken prim, avans ve ödüllendirmenin insanı bütünüyle kuşatan pozitif mantığına yeni alanlar açar. Bu mantık emekçileri kuşatarak yaşam enerjilerinin yanısıra duygularını ve umutlarını da (libido) artan oranlarda işlerine bağlamalarına yol açar. Bu süreç, iş dışı yaşamı köreltip yok ederken öte yandan iş yaşamının ve iş ilişkilerinin insanileşmesine dönük bir baskı yaratır. Bu baskı, patron ve yöneticileri görünüşte “ağbileşmeye” zorlarken, çalışanların gözünde de Burjuvazi-İnsanlık çelişkisini Patron-Ağbi çelişkisi kılığı altında giderek daha fazla görünür kılar. Ağbi, insani yüzüyle gündelik iş yönetimi ve yeni çalışanların eğitim işlevini üstlenirken, Patron, iş ilişkilerinin ne zaman hangi şartlar altında kurulup ne zaman bozulacağı, ne zaman maaş artışı yapılacağı gibi daha “profesyonel” rolleri üstlenerek bir yandan da Ağbi rolünün işleyişinin sınırlarını koyar. Yani bu iki rolden Ağbi daha etkin görünse de esas belirleyici olan ve Ağbi rolünün de işleyiş sınırlarını belirleyen, Patron rolüdür. Bu ikilik, günümüz kapitalizminin evrensel bir olgusu olarak, Burjuvazi-İnsanlık çelişkisinde birinci tarafın ikincisi üzerindeki belirleyiciliğinin tek tek yönetici ve patronların şahsında cisimleşmesidir. Sosyalizm, bu çelişkinin insanlık lehinde çözülmesi ve Ağbi’nin Patron’un koyduğu kısıtlamalardan sıyrılarak özgürleşmesini gerektirir. Fakat bu, iki rol arasındaki diyalektik ilişkiden dolayı bir çırpıda olamayacak bir şeydir. Bu ilişkiyi ister tek bir şahıs için, ister bütün bir toplum için düşünelim, Patron ile Ağbi’yi birbirine bağlayan kopmaz ideolojik bağlar vardır. Mesela aileyi düşünelim, yani büyükler, eş, standart tüketim ihtiyacı, çocuklar, eğitim masrafı, miras kalacak mal varlığı… Buna benzer birçok mali-ideolojik bağ bu çelişkili rolleri arka taraftan birbirine sıkıca bağlar. Bir üretim sisteminin yerini yenisi aldığında yeni kuşaktan uzmanlar hemen yetişemediği için birçok alanda teknik uzmanlık sahibi kişilerin işlerinde kalmaları gerektiğini hesaba katarsak, toplumsal devrimin binlerce kişi üzerinde tek tek bu şahsi çelişkinin çözülmesini gerektirdiğini görürüz. Bu çelişkinin çözülmesi ise, Ağbi rolünü Patron rolüne tabi kılan ideolojik bağların kopartılarak bu ikinci rolün tarihten silinmesini gerektirir. Geldiğimiz noktada, toplumsal devrimin önündeki en büyük engelin özellikle çekirdek aile bağlarının belirli biçimleri olduğunu söyleyebiliyoruz. Aile dışı kişisel harcamaları gözardı ettiğimiz düşünülmesin: aile hem kendi yararına, hem de kendisi ile çatışan tüketim pratiklerini (içki, kumar vs.) şekillendiren örgütleyici bir merkez oluşturur. Aile yapısının burjuvazinin ideolojik yapılanmasına ilk ve en temel katkısı, kaçınılmaz tüketim kalemleri biçiminde olur. “Yaşam standartlarını korumak ve yükseltmek” diye ifade edilen bu artma eğilimindeki ihtiyaçlar silsilesi, çelişkili roller arasındaki tabiyet dediğimiz ideolojik bağı sürekli canlı tutar. Dolayısıyla sosyalizmin ilk ihtiyaç duyduğu şey, en kısa zamanda bütün ailelerin bütün ihtiyaçlarını karşılar duruma gelerek onları geçim ve “yaşam standartları” baskısından kurtarmaktır. Bu meseleyi kapatabilmek için, yaşamsal ihtiyaçların tam olarak ne olduğu sorusunun yeniden gündeme taşınması ve son ve kesin bir toplumsal yanıt verilmesi gerekiyor. Toplu taşıma ihtiyaçlarının giderek kuvvetlenmesi ve trafik sorunu, şehir planlaması ve emlak sorunu, beyaz eşyadan mobilyalara kadar tüketim mallarında evrensel standartlaşma, sosyalist ideolojik savaşın en temel cepheleridir. Dolayısıyla, olası bir sosyal devrim, bu alanların her birinde oluşan tekel, şirket ve ticari aktörlerin toplumsal demokratik örgütlenmelere dönüştürülmesini gerektirecektir. Bu olanakların görünür olması için bu tür işkollarında örgütlenerek mavi-beyaz yakalıları birleştirecek mücadeleci sendikalara ihtiyaç vardır. Bu sendikaların işçi ve mühendislerin iradesini temsil etseler dahi, bu kesimlerin çıkarlarıyla kendilerini sınırlamayıp toplumsal çıkarı gözetmeleri gerekecektir. Örneğin bir mobilya tekelinin işgali ve işçi komitelerinin ürettikleri mobilyaları ücretsiz olarak halka dağıtması gibi eylemler, yaşamımız için gerek duyduğumuz ihtiyaç malları için para ve borsanın aracılığından kurtulabileceğimizi düşündürebilir. Boş duran emlaklara zorla el konulması gibi eylemler, kira köleliğinden kurtuluş umudunu körükleyebilir. Bu ve benzeri temel ihtiyaç mallarından oluşan asgari bir setin üretiminin özgürleştirilmesi, bir dünya devrimini tetikleyebilir. Bunları tartışırken elbette siyasi örgütlü şiddetin gerekmeyeceğini iddia etmiyoruz. Ancak siyasal şiddet toplumsal desteğe ihtiyaç duyar, toplumsal destek ise geçmişle olan ideolojik bağlardan kurtulup geleceğe bakabilmeye bağlıdır. Önce en temel yaşamsal ihtiyaçların özgürleştirilmesi önerimiz, siyaset karşısında ideolojinin önceliği düşüncesinin mantıksal bir sonucudur.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under makale

One response to “Esneklik, yaşam, sosyalizm

  1. Pingback: Eleştiri=Özeleştiri — derleme | YERSİZ ŞEYLER