Mısır’da damdaki devrimciler – El Cezire

El Cezire, 12 gündür Kahire’de Tahrir meydanını dolduran demokrasi eylemlerinin öncüleri ile tanıştı.

Bir milyondan fazla kişi Kahire’de Tahrir meydanı ve çevresini doldurdu [AFP]

Bir milyondan fazla kişi Kahire’de Tahrir meydanı ve çevresini doldurdu [AFP]

Ünlü Mısır Müzesi’nin karşısında sokağa bakan bir ön kapı ve barikatın arkasında, dar, sıkışık bir koridordayız. Floresan ışıklar altında, geçici bir mutfak, bir yatak ve davetsiz misafirleri durdursun diye konmuş molozların arasından geçiyoruz. Karanlık bir arka sokağa bakan tarafta dönerek yükselen demir merdivenin tepesinde Muhammet’i buluyoruz; gülümseyen, zayıf, dazlak başı ve boynunda eşarbıyla 23 yaşında bir genç.

Bu 10 katlı binanın çatısında, rutubetli Kahire gecesine maruz kalan genç adamlar, Muhammet ve komuta ettiği takımı, 12 gündür Tahrir meydanını kaplayan demokrasi eylemlerinin öncüleri. Onlar bu apartmanı işgal etmiş ve Mısır başkanı Hüsnü Mübarek’in destekçilerinin saldırılarına karşı da koruyorlar.

Burada her telden insan var. Muhammet’in idolü, modern Mısır siyasetinin sosyalist ve ulusalcı kahramanı Cemal Abdülnasır, ama çatı katının başka bir yerinde bulduğumuz Süheyl, zengin bir işadamının oğlu, dini bir ideolojiyi benimsemese de Müslüman Kardeşler’in örgütsel yeteneğine hayranlık duyuyor.

Muhammet bizi çatıdaki surlarına kabul ettiyse bizim dostluğumuza bayıldığından değil, —gerçi hepimiz iyi anlaşıyoruz ama— Mısır medyasının Tahrir meydanındaki öyküyü adil bir şekilde duyuracağına artık güvenmediğinden. Ülkelerinin kemikleşmiş siyasi ve toplumsal sistemini değiştirmeye hevesli yüz binlerce eylemcinin öyküsü bu.

Yine çatıda, sürekli etrafta dolaşan askeri helikopter bize yaklaştıkça geniş bir çanak antenin arkasına çöken Muhammet ve Süheyl, protesto edenlerin kim olduğu, neyle motive oldukları ve nasıl olup da 20′li yaşlardaki acemilerden oluşan bir grubun bir araya gelerek, onları taş, molotof kokteyli ve ateşli silahların yağmuru altında ezmeye kararlı, koordineli —muhtemelen devlet içi unsurların arka çıktığı— bir girişimi savuşturabildiğine incelikli bir bakış atmamızı sağlıyor.

Haydutlara karşı
Çarşamba gecesinden Perşembe sabahına, hükümet karşıtı eylemcilerle Mübarek destekçileri arasında müze etrafında iki taraftan da binlerce kişinin katıldığı yoğun ve kanlı bir çatışma olmuş. Kavga esnasında barikatlarda bulunan bir El Cezire yapımcısı, iki eylemcinin kritik mermi yaraları aldığına, diğerlerinin de taş darbeleri ve petrol bombalarından dolayı tedavi edildiklerine şahit oldu.

Ayrıca El Cezire’nin elde ettiği bir yurttaş vidyosu, hükümet karşıtı eylemcilerin yeşil bir lazer ile hedef alınarak gerçek mermilerle vurulduğunu gösteriyordu.

Meydandaki eylemciler, 12 saat gece çatışmasının ardından —yakındaki bir inşaattan toplanmış demir barikatlarla kurdukları— kalkandan duvarlarını kavganın başladığı yerden 200 metre ileriye götürmeyi başardılar ve neticede az kişi olan Mübarek destekçilerini bastırarak yendiler.

Muhammet ve yaklaşık 15 kişilik grubu, o geceki diğerleri gibi, şu an işgal ettikleri apartmana ulaşana kadar omuz omuza savaştılar. Bu savaştaki kararlı hasımları, gece boyunca gelip giden arabalarla sürekli yeni petrol bombalarıyla donatılıyordu.

Kavganın orta yerinde, eylemciler lider gibi davranacak birine ihtiyaç duyduklarını fark ettiler. Zorlu durumlarda en soğukkanlı olanlar ve en iyi taktik duyarlılığı gösterenler, adaylar arasındaydı.

“Kavga doğallıkla liderleri yaratır” diyor Muhammet.

Bir adam, ilginç biçimde kendisini aday gösterdi. Diğerlerinin çoğu Muhammet’i aday gösterdi. Muhammet’in kazanacağı kesin olduktan sonra adam demir bir çubuk alarak saldırmaya davrandı, böylece gerçekte devlet güvenlik güçlerinin bir üyesi olduğunu gösterdi. Eylemciler çabucak onu zapt ederek meydanın ortasındaki bir metro durağına kurulmuş geçici bir hapishaneye taşıdılar.

Diğer gruplar gibi Muhammet’in takımı da rol ve birimlerini belirten yaka kartları —elle yazılmış bant parçaları— takmaya başladı. Bunların sahtesinin yapılacağını fark ederek binaya giriş için parolanın 12 saatte bir değiştirildiği basit bir sisteme geçtiler.

Alandaki çatıların liderleri, Muhammet dahil, yer seviyesindeki liderler ve diğerleriyle cep telefonuyla iletişim kurarak yaklaşan “baltageya” ya da “haydutların” hareketlerini izliyorlar.

Otomatik saldırı tüfekleriyle silahlanmış, kurşun geçirmez yelekler ve balistik miğferlerle donatılmış onlarca asker dışarıda duruyor, meydan ve müze üzerinde gözetim yapıyor, ama hemen yan kapıdaki paralel sivil kuvvetlere karşı harekete geçmiyor.

Ordu, işgal edilen binanın sahibine sormadan içeri sığınan eylemcileri dışarı çıkarmak istemiş, ama eylemciler bunu reddetmiş ve ordu henüz bir şey yapmamış. Muhammet’in grubunun kilitsiz bulup kullanmaya başladığı en üst kattaki dairenin sahibi, bu genç adamlara, daireye zarar vermedikleri sürece evleri gibi kullanabileceklerini söylüyor.

Çatı katındaki taş zulaları her an gelebilecek bir baltageya saldırısını bekliyor. Önceden ziyaret ettiğimiz, yakınlardaki bir binanın tepesinde başka bir eylemci ekibi benzine buladıkları örtüleri taşlara sarmışlar, bunları ateşleyerek taşları daha uzak mesafelere fırlatacaklar. Geri çekilen Mübarek destekçilerinin arkalarında bıraktığı bir —bilinen adıyla— Molotof kokteyli zulası da bir kenarda duruyor.

Güç ve paranın evliliği
Muhammet ve 20 yaşındaki yoldaşı Süheyl, meydanda defalarca duyduğumuz gibi Mübarek destekçilerinden sakınmamızı söylediler: Eğer hakikaten umurlarında ise neden hala burada değiller? Neden kendi meydanlarında eylemlerine devam etmiyorlar?

Aslında yakalanan bazı Mübarek destekçilerinden çıkan polis kimliklerini saymazsak, Tahrir meydanındaki kanlı saldırılardaki devlet parmağına işaret eden bir şey de, Mübarek kalabalığın tam bir koordinasyon içinde gelmesi ve gitmesi. Çarşamba ve Perşembe günü zaman zaman, müze barikatlarının üzerindeki geçitlerde —hava karardıktan sonra da— garip saatlerde sıra sıra adamlar ortaya çıkıyor ve bir süre uğursuzca müze barikatlarını izliyorlar, sonra da arkalarındaki başka adamlar taşlar fırlatmaya başlıyorlarmış.

Muhammet, Tahrir meydanının güneyinde, Seyide Zeynep metro durağında, kişi başı 350 Mısır sterlini dağıtarak meydan yakınında Mübarek’e destekçiler toplamaya çalışan kişiler gördüğünü söyledi. Süheyl’e göre hükümet seçim günlerinde bu aynı “haydutları” seçim merkezlerini meşgul etmek üzere ortalığa salarak iktidardaki Ulusal Demokratik Parti’nin (UDP) erişimini emniyete alıyor ve muhalif seçmenlere gözdağı veriyordu.

Dediğine göre herkesi uçlara iten, hükümetin Kasım ve Aralık’ta yapılan son parlamento seçimini küstahça soygun etmesi oldu. UDP parlamentonun yüzde 90′ından fazlasını kazanarak önceden Halk Meclisinin yaklaşık beşte birine sahip olan, yasaklı, ama kısmen hoşgörülen Müslüman Kardeşler hareketini bir koltuk dışında silip süpürmüş.

Muhammet bize “Başkan, para ve otoritenin evliliği ile gücü elinde tutmayı başardı” diyor.

25 Ocak’ta başlayacak kitle eylemleri için duyurular yapılmadan önce bile “ülkenin katlandığı yozlaşmanın etkilerini hissedebiliyorduk” diyor Muhammet. “İşsizlikten yolsuzluğa, hileli seçime. Ben kendim bunu hissediyorum, işsizim, işletme diplomam var ama uygun bir iş bulamıyorum. Gündelik yaşantımızda, günlük ilişkilerimizde bunu hissediyoruz, rüşvet ödemeden kimse hiçbir devlet kurumunda işini yaptıramıyor.”

Süheyl babasının sahip olduğu işte çalışabiliyor, 10 bin sterlinlik (2700 lira) görece yüksek bir maliyetle özel üniversiteye gidiyor ve amacı “başkanı devirmek”.

Muhammet ve o, ikisi de eylemcilerin her sınıftan insanı çekmeyi başarabilen asıl derdinin onursuzluk olduğunu söylüyor.

“[Hükümet] bizi çok kötü aşağılıyor, polis hep halkı aşağıladı, halkın 28 Ocak’ta sokaklara çıkması bu yüzdendi” —büyük sokak eylemlerini izleyen kanlı Cuma— “sadece intikam almak istediler, başka bir şey değil” diyor.

Muhammet gençlerin taleplerinin “sınıfçı” olmadığını, yolsuzluk ve baskının toplumun her tabakasının üzerine çöktüğünü söylüyor.

“Dediğim gibi, en asgari şartlarda yaşamaya hazırız, yeter ki onurumuz olduğunu, onurumuzla sokaklarda yürüdüğümüzü hissedelim” diyor Muhammet. “Polis beni sokakta görüp hayatı zehir etmeye karar veriyorsa, kimliğimi soruyor, hatta kimliğim varken ve kanunlara uyarken dahi, üzerimde silah, haşhaş ya da uyuşturucu yoksa dahi sırf zevkine beni durdurup geçmek için para ödetiyorsa, olmaz. Ödemezsen de bir suç uydurup seni hapse atar, burada işler böyle yürüyor.”

Batı’nın korkuları
Mısır’daki sokak eylemlerinin ilk günlerinde Mübarek hükümeti karışıklıklar için hemen Müslüman Kardeşler’i suçlamıştı, 25 Ocak’tan günler önce grup katılmayacağınu bildirmesine rağmen.

Bu yeni bir taktik değildi: Mısır liderliği, özellikle 11 Eylül’den beridir Batı’nın “İslami darbe” korkularını harekete geçirerek baskıcı taktiklerine destek toplamaya çok düşkün, 1981′de Mübarek’in selefi Enver Sedat’ın süikastinden beri de olağanüstü hal kanunlarını tatbik etmekte.

Hükümet şu anda Müslüman Kardeşler ve diğer muhalif gruplarla olabildiğince uzun bir geçiş dönemi üzerine görüşüyorsa da, halk desteğini kırma umuduyla eylemcileri karalamaya devam ediyor. Cuma günü, kuzey barikatlarının yakınındaki küçük bir dükkanın sahibiyle sohbet eden bir ordu yetkilisi El Cezire’ye bazı eylemcilerin “terörist” olduklarını ve İran gibi ülkelerin ajanlarınca sokulduklarını söylemişti.

Muhammet, o ve yoldaşlarının, onlara karşı yürütülen dezenformasyon kampanyasının tamamen farkında olduklarını söylüyor.

“Evlerinde bize yakınlık duyan insanlar artık öyle olmayacak” diyor. “Ulusal istikrarı etkilemeye çalışan yabancı ülkelerin ajanları olduğumuzu zannedecekler.”

Çatıdaki anlaşmazlıklar bir gösterge sayılırsa, protesto hareketi gerçekten büyük bir ideolojik çeşitlilik gösteriyor.

Süheyl Müslüman Kardeşler’in örgütlülük ve disiplinine hayranlık duyarken, Muhammet bu grubu Abdülnasır’a karşı suikast düzenlemek ve siyasi güç tutkularını gizlemeye çalışmakla suçluyor.

Muhammet’e göre Müslüman Kardeşler dini sloganlar kullanarak gençlerin beynini yıkıyor. Şu an iyi bir müttefik, ama başa geçmelerini istemiyor.

Bazı eylemciler Müslüman Kardeşler’e meydanın en yürekli savunucuları oldukları için saygı duyuyor, çünkü meydanı nadiren terk etmişler ve ön cephede en büyük cesareti göstermişler. Gece kamp ateşi etrafında ve mikrofonlardan yapılan konuşmaların çoğunda din ele alınıyor.

Ama Süheyl endişeli değil.

“Başkan terk ettiğinde siyasi partimi umursamam, herkes birleşir” diyor.

Muhammet de hareketteki dayanışma hakkında benzeri bir görüşü paylaşıyor.

“Yaşlılar, 40 yaşından büyük insanlar var, 20′den genç olanlar var, kadınlar var. Buradaki insanlar bütün ulus genelinde bir tekelleşme halini temsil ediyor” diyor.

“Herkes acı çekiyor, acı çekmeyen tek bir kişi yok. Buraya inmiş olan herkes çekiyor, evdekiler çekiyor, hatta bize karşı çıkanlar bile, başkanı destekleyenler bile acı çekiyor, ama onların parası verilmiş.”

Ordu, aşağı tarafta, müzenin bitişiğinde, en şiddetli kavgaların yaşandığı yerde oluşturduğu kordonla eylemcilerin çoğunun barikatların en dış sırasına yaklaşmasını engelliyor. Yayalar sadece yandaki kaldırımı kullanabiliyor.

Hükümetin şehre normallik duygusunu geri getirmeye çalıştığı açık; işyerleri ve bankalar Pazar günü açılıyor ve ordu meydandaki kalabalık haricinde düzensizliğin bütün işaretlerini temizlemeye niyetli. Birkaç gece önce eylemcilerin öldüğü sokaklarda fosforlu yelekli adamlar moloz ve çöpleri topluyorlar.

Fakat muhalefette sözü geçen şahsiyetler Mübarek’in sağ kolu, istihbarat şefi ve yeni atanmış başkan yardımcısı Ömer Süleyman ile geçiş dönemini müzakere ederken, Muhammet, Süheyl ve çatıdaki adamlar mevzilenmiş olarak, topyekün yenilenme umuduyla bekliyorlar.

Haydutların Çarşamba günkü saldırısından sonra Mübarek ile müzakereyi kabul etmiyorlar.

“Diğer elinde bıçağını saklıyor” diyor Muhammet.

6 Şubat 2011, Kahire

[El Cezire’deki İngilizcesinden Işık Barış Fidaner tarafından 5deniz.net (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Leave a comment

Filed under çeviri, deneyim, görüşme

Comments are closed.