Aile ve özel mülkiyet

Önceki yazıda kapitalizmin gelişimiyle ailenin mülkiyetle ilişkisinin bireyler üzerinden dolaylanmak zorunda kaldığını söylemiştik. Bu ilişki, emekçi sınıfı ailelerinde basit meta mübadelesi, burjuva ailelerinde ise sermaye biçiminde kurulur.

Bir evliliğin tarafları farklı sınıflardan gelebilir, ama ailenin kurulabilmesi için ikisinin aynı sınıfa geçmiş olması gerekir. Alt sınıftaki üst sınıfa atlayabilir, ya da üst sınıftaki ayrıcalıklarını terk edebilir. Aksi halde öznel olarak ne kadar güzel bir ilişki de olsa nesnel şartlardan dolayı aile olamazlar, toplumda kabul göremezler.

Emekçi ailenin mülkiyetle ilişkisi, eşlerin sınırlı emek gücünün bir kısmının satılması ve tüketim maddelerinin sağlanması anlamında basit meta mübadelesinin ötesine geçemez. Emekçiler bireysel olarak sermayenin yalnızca maddi üretim sürecine (M-M’) dahil olurken, ailenin ekonomik etkinliği basit mübadele (P-M ve M-P) ile sınırlı kalır. Emekçi evliliği basitçe iki kişinin bir kısmı paraya çevrilen, bir kısmı doğrudan kullanılan yaşam güçlerini ortaklaştırması ile kurulur. Toplam kapasitenin büyük bir kısmı tüketilir, küçük bir kısmı ise biriktirilerek çocukların kendi kapasitelerini geliştirmesinde, yani emekçi nüfusun yeniden üretiminde kullanılır.

İşçi sınıfı evliliği yaşam güçlerinin ortaklaştırılması olduğuna göre, işçi sınıfındaki sevgililik ve aşk, tarafların birbirlerinin yaşam güçlerini tartmasını içerecektir. Ayrıca disiplin, çalışkanlık, yeteneklilik, meslek gibi paraya çevrilebilen özellikler fazladan bir önem kazanacaktır. Böyle ilişkiler gerçekten iki birey arasında kurulur, yani olabilecek en insani bağ olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan karşılıklı değer yargıları, aileden bağımsızlaşabilmiş de olsa, emek piyasasının sürekli etkisi altındadır. İş bulması, çalışması mümkün olmayan biriyle evlenebilmek çok zordur. Ayrıca sürekli çalışma zorunluluğu, paylaşılabilen zamanı iyice kısıtlar.

Emekçi aileler meslek sahibi olmanın değerini yakından bildikleri için, yetiştirdikleri çocukların eğitimine çok önem verirler. Gerçekten yetenekli olmalarını, iyi iş çıkarıp daha çok para kazanmalarını isterler. “Onlar bizden biraz olsun daha iyi yaşasın” diye düşünürler.

Burjuva aile ise, miras yoluyla kendini artıran para olarak sermayenin sürekliliğini garantileyen taşıyıcı bir yapı oluşturur. Burjuva ailenin mülkiyeti devam ettirme rolü, aile bireylerinin hem mal varlığında, hem de ellerinde tuttukları makam koltuklarında kendisini ortaya koyar. Dolayısıyla burjuva ailenin kendini yeniden üretim süreci, sermayenin kendini yeniden üretim sürecine eklemlenir. Sermaye artı değer ve kar haddi ölçüsünde kendini büyütmeye çalışırken, ailenin bir eğilimi, elindeki sermayeyi çocuklarına dağıtarak parçalar, diğer eğilimi ise gücü kendinde toplayarak başka sermayeleri yok etmeye çalışır. Teknolojinin gelişimiyle üretim için gereken sabit sermaye miktarı arttıkça zengin ailelerde ilk eğilim zayıflayarak ikinci eğilim kuvvetlenmeye başlar.

Burjuva evliliğinde ise çocuğa bırakılacak miras büyük bir etken olarak işe karışır ve eş seçiminde mal varlığı ve işbilirlik ile ilgili göstergeler önem kazanır. Burada bireysel değil, şirket evliliği gibi kurumsal bir evlilik olur. Eşler birbirlerinin alın terini tüketmedikleri için, sürekli dolu tutulan ortak bir havuzdan harcama yaptıkları için aralarında daha dolaylı bir ekonomik ilişki vardır.

Burjuva aileler, üst sınıflar içinde kişisel ilişkilerle yükselmeyi bildikleri için çocuklarının yüksek ortamlarda bulunmaları, çevre yapmaları için uğraşırlar. Eğitim, yetenek, uğraş gibi diğer kişisel özellikleri de sadece sosyete içinde ilişki geliştirmeye, network yapmaya yardımcı olduğu ölçüde desteklerler. Kendisi burjuva olmayıp çocuğunun burjuva olmasını isteyen bir aile de bu şekilde davranabilir.

Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under makale