Devrimin küreselleşmesi – Tarık Berkavi

“Devrim insan eyleminden kaynaklanır; telekomünikasyon teknolojilerinden değil.”

cev1

Tarık Berkavi’ye göre bütün dünyada insanlar Mısır’ın gelecekteki demokrasi ve eşitlik mücadelelerine nasıl bir örnek sağlayacağını merak ediyor.

Toplumsal paylaşım ağları ve Mısır devrimi hakkındaki palavraları dinlesek, Mübarek’i Mısır halkı değil Silikon Vadisi devirmiş sanacağız.

Batı, teknolojileri yoluyla isyandaki gerçek fail olduğunu tahayyül etmekte. İnternet ABD Savunma Bakanlığı’nın bir araştırma projesinden çıktığına göre bunu Pentagon’un yaptığı da söylenebilir, tabii Londra ve Los Angeles’taki aklı havada hipileri taklit eden Mısır gençliğini de yanına katarak.

Küreselleşmenin çoğu anlatısı fevkalade Avrupa-merkezcidir: dünyayı kendine bağlamak, onu sömürgeleştirmek, mali kuramlar ve finans sağlamak, iletişim teknolojileri icat etmek sorumluluğu altında kalan Batılı beyaz adamların öyküleridir. Elbette küreselleşme insanların akışından, diasporalar ve kültürel kaynaşmadan da bahseder.

Ama yerel bir diktatörlüğe karşı direniş örgütlemekte bunlar pek bir işe yaramaz. Ne olursa olsun, Mısır isyanındaki belirleyici anlarda İnternet’in fişi çekilmişti ve rejimi devirenler sıradan Mısırlılardı, yani anneler ve babalar, kızlar ve oğullardı; küresel meslek sahibi sınıfların karma gençliği değil.

Küreselleşmede yeni bir şey yok
Peki, küreselleşmenin başka hikâyeleri var mı, mesela isyancılar ve gerillaların anlattığı?

Küreselleşme, yerel ve uzak güçlerce benzer zulme maruz kalan diğer halkların içine düştüğü durumların da bilincine varıyor. Özellikle dikkati çeken, bu halkların ayağa kalkışı, isyan ve mücadele biçimleri geliştirmeleridir. Yenilgiler ders olur ve zaferler umut verir. Bu devrimlerin öğretici etkisi için uydu televizyonda gösterilmeleri gerekmez. 1790′larda Fransa ve Haiti’deki devrimciler birbirlerinin etkinliklerinden Jamaika ve Londra arasında sürekli sefer yapan kargo gemisi aracılığıyla haber alıyorlardı.

On yedinci ve on dokuzuncu yüzyılda Atlas okyanusunda dolaşan gemiciler, köleler ve işçiler, kendi isyan ve direniş repertuvarlarını paylaşarak biriktirdiler, Rio’dan Boston’a, Bristol’dan Havana’ya iyi haberleri ilettiler.

1857′de Hintliler başkaldırdıklarında Frederick Engels onların hatasını tahlil etti —bugünkü Libyalı isyancılar gibi, iyi örgütlenmiş bir rakibe karşı çıkıp savaşmaya fazla hevesliydiler. Engels bu ayaklanmanın bilgisini bir dizi gazete yazısı ile yaygınlaştırdı. Bu yazıların daha sonra esin kaynağı olacakları Mao Zedung’un gerilla savaş kuramları, Vietnamlı, Kübalı, Cezayirli ve diğer devrimcilerin (ve onları yenmeye çalışanların) ceplerinde dolaşa dolaşa eskiyecekti.

Mao’dan önce, yirminci yüzyılın eşiğindeki Çinli ulusalcılar ve entelektüeller Polonya’nın parçalanmasına dair operalar sahneliyor, Boerleri, Filipinlileri ve emperyalist zalimlerle savaşan diğer halkları izliyorlardı, bunlar yoluyla kendi durumları üzerine düşünüyorlardı.

Bu, devrimin küreselleşmesidir ve Mısır halkına bunca ilham veren Tunus örneğinin ait olduğu tarihler bunlardır. Bu haber Mısır’a ister kervanla, ister fiberoptik kabloyla ulaşsın, yine heyecan verici olurdu, yani sırf bir meyve satıcısının tek başına büyük adamları indirebileceği fikri. Fail insandı, eylem siyasaldı.

Ama bunlar aynı zamanda umutsuzluğun, kendini yakma ve trajedinin de tarihleridir. Vietnamlılar gibi birkaç halk daha direndi ama ne pahasına? Ödülleri kapitalist dünya sistemine gecikmiş bir geri dönüş oldu. Martinik’ten seslenen, Cezayir devriminin sesi Frantz Fanon hayatta olup Cezayir’in bugünkü halini görse yazık olurdu.

Güney Afrika’da apartheid’a karşı mücadelenin bilinci olan Nelson Mandela’nın ülkesi rüşvetçi seçkinlerin eline düştükçe onun için de benzerini söyleyebiliriz. Çin zenginleşiyor, ama devrimi terk etti. Halk Mao’nun barış taktiklerinin bedelini, savaş taktiklerinde olup olabileceğinden daha ağır olarak ödüyor.

Devrim sonrası mücadele
Devrimcilerin en büyük zorluklarla devrimden sonra yüzleştikleri ve genelde bunları yeterli bir insaniyetle karşılayamamaları, ciddi bir meseledir. Özgürlük mücadelelerinde uluslararası düzenden kopan devrimci ülkeler, hem gelişim gösterip hem de ilkelerine sadık kalacak bir şekilde bu düzene geri alınmayı müzakere edemediklerini göstermişlerdir.

Güncel soru, Mısır’ın, Arap kardeşlerine, bugünkü ve gelecekteki adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelelerine, dünyaya nasıl bir örnek sunacağıdır. Mısır’ın demokratik güçleri, ülkedeki eski rejim unsurlarına karşı, fırsat ve adalet vaat eden siyasal ve ekonomik bir düzen için, gerçekçiliği değerlerle dengeleyen bir dış politika için verdikleri kendi karmaşık mücadeleleri üzerine düşünmek üzere diğer ülkelere bakmalılar.

Mısırlıların, onay ve esin almak için yorgun Avrupa ülkelerini ya da ABD’yi izlemeyi bırakıp dikkatlerini benzer ikilemlerle yüzleşen küresel Güney’in diğer güçlerine, Brezilya, Hindistan, Türkiye veya Endonezya gibi güçlere çevirmeleri iyi olacaktır.

Ortadoğu’da Amerika merkezli düzene ölümcül bir darbe vurmuş olan Mısır, hala paylaştığımız bu tek olan dünyada kendi yolunu bulmak ve büyük bir Batılı olmayan güç olarak yerini geri kazanmak zorunda.

21 Mart 2011 El Cezire

* Tarık Berkavi, Cambridge Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Savaş Çalışmaları’nda öğretim üyesidir. Küreselleşme ve Savaş başlıklı bir kitabı vardır.

[El Cezire’deki İngilizce orijinalinden Işık Barış Fidaner tarafından 5deniz.net (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.