Press ve Vizontele

Press, Özgür Gündem gazetesinin 90lı yıllardan beri yaşadığı sıkıntıları anlatıyor. Başrolde Aram Dildar’ın canlandırdığı Fırat, ne biz izleyenlerin alışık olduğu film kahramanlarına, ne de filmdeki karakterlerin alışık olduğu kahramanlara benziyor. Mekanik becerisi ve hevesi ile ona Kürt bir hacker diyebiliriz. Fırat bu yeteneğiyle Vizontele’deki Deli Emin’i andırıyor. Biz de bu benzerlikten yola çıkarak iki filmin yaklaşımlarını yan yana koyacağız.

Vizontele’yi izlediğimizde çok beğenmiştik, ama bu filmin rahatsız edici bir yanı vardı. Anlatılanlar gerçeğe uygundu, ama aynı zamanda saçma ve gerçekdışıydı. Bir şeyler eksik olmalı diyorduk. Press, konuyu ele alışı ve vurguları ile, Vizontele’nin bıraktığı yerden alıp konuya ikinci dikişi atıyor. Ayrıca öyküsü ve üslubu gereği Press’in ayakları yere daha sağlam basıyor.

Deli Emin, radyoda ne zaman annesinin sevdiği bir türkü çıksa, yerinden fırlayarak annesinin mezarına gitmeye çalışıyordu. Filmin sonlarına doğru bulduğu çözüm ise, mezara koyduğu hoperlör sistemine çektiği kablo ile ölmüş annesine bu türküleri dinletmekti. İşte bu kablo sisteminin neredeyse aynısı, Press’in daha ilk sahnesinde karşımıza çıkıyor: Gazetenin bürosunda uyuyan Fırat, saatin alarmını bağladığı teypte çalan Kürt ezgisiyle kalkıyor, uykulu haliyle çayı koyuyor, kahvaltı hazırlıyor. Sonraları Fırat’ın her sabah bu şekilde uyandığını anlıyoruz. Fırat’ın zekasını Deli Emin’in devamcısı olarak düşünürsek, diyebiliriz ki, önceden kendisini yüceltme yoluyla geçmişe, kökenlere bağlayan aynı akıl, artık tekrarlanan pratiklerle uyanışa ve geleceğe doğru kuruyor bağını.

Vizontele’nin öyküsü, kendi halinde, renkli bir kasabada geçiyordu. Jenerikte söylendiğine göre “her şeyin bittiği yerde” başlayan bu kasabaya “bazen güzel şeyler de geliyor, ama hiçbiri uzun süre kalmıyordu”. Bu kasabanın dış dünyayla olan temel bağı, ara sıra gelen güzel şeyler ve bu güzellikleri anlama, benimseme ve elde tutma çabasıydı. Press’in öyküsü ise çok daha küçük bir alanda, bir gazete bürosunda geçiyor. Büronun dış dünyası, bir yandan ona destek olan, gazeteyi yaşatmaya çalışan az sayıda insan, öte yandan onu ezmeye, yok etmeye çalışan polisler ve diğer silahlı güçlerden oluşuyor. Vizontele’nin kasaba sakinlerinin aksine, bu küçük büronun çalışanları birbirine sıkıca kenetlenmek ve sürekli tetikte olmak zorunda. Yani Vizontele’nin jeneriğini aklımıza getirirsek, Press’teki gazete bürosu “hiçbir şeyin bitmediğini, asla bitmeyeceğini” gösteriyor inatla; sürekli kötü şeyler olsa ve bu şeyler çok uzun sürse bile.

Press’e dair konuşulabilecek çok şey var. Gazetecilik-şiddet karşılaştırması, “gerçeğe kurşun işlemez” sözü, gazetecilerin meşruiyetlerini korumak için tabanca kullanmaktan kaçınmaları ve Fırat’ı da böyle eğitmeleri… Fakat bunlar başka yazıların konusu. Biz bu kısa yazıda filme yalnız bir açıdan değindik. Kürt hakikatinin her bir açısının yeni filmlerle sinemaya yansımasını dileyerek bu yazıyı bitirelim.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under makale

Comments are closed.