Pratik ve politik ideoloji

Toplum yaşamının parçalanması, toplumdaki kişilerin yaşamlarının tek tek parçalanmasının doğal sebebi ve doğal sonucudur. Toplumsal-kişisel parçalanma, insan etkinliklerinde iş-eğlence gibi birbirini dışlayan ikilikler-bölünüşler biçiminde görünür. Bir gencin yaşamına bu bölünüşler, toplulukların yaşam alanlarını biçimlendiren kural ve gelenekler aracılığıyla girer. Olgunlaşan kişi, farklı topluluklarda karşılaştığı bölünüşleri kendine göre yorumlayarak kendi bölünmüş yaşamını inşa eder.

Daha sonra bu kişi, kendi yaşamıyla gerçekleştirdiği bölünüş anlayışını katıldığı yeni topluluklara, bu topluluklardaki genç insanlara taşır. Bu süreçte elbette kişinin deneyimleri içinde geliştirdiği, ama uygun topluluklarla karşılaşmadığı için hayata geçiremediği, gizli bir cephanelik gibi sakladığı bölünüş anlayışları da varlığını sürdürebilir. Bölünmemiş bir yaşam anlayışını, yani iş, eğlence ve diğer bütün faaliyetlerin aynı topluluk içinde yapıldığı bütünsel yaşam anlayışını da insanın içinde taşıdığı, ama hayata geçirme olanağı bulamadığı gizli bir bölünüş biçimi olarak düşünebiliriz.

Bölünüş dediğimiz şeyi biraz daha açalım. Bir bölünüş, nerde neyin yapılabilir olduğuna, hangi yaşam alanında hangi etkinliklerin “uygun düştüğüne” dair bir anlayıştır, pratik ideolojidir. Yani bir anlamda, yaşam alanları ve insan etkinlik ve davranışları arasında kabul edilebilirlik cinsinden bir eşleşmedir. “Öyle yapılmaz” diye çocuğunu azarlayan ebeveynde, “özgürlükler birbirini kısıtlamamalıdır” diyen liberalde, otobüste çıkan kavgalarda, rahatsız olan komşuda, yabancı kültürlere duyulan düşmanlıkta hep bu insanları harekete geçiren belirli “bölünüşler”, pratik ideolojiler, yani yaşam alanı-etkinlik eşleşmeleri olduğunu görürüz.

En ilkel düzeyde, insan, çevresindekilerin doğal olarak onun taşıdığı pratik ideolojiye göre davranmasını ister. Böylece kendiliğinden bir uyum, bir akış içinde topluluğa katılabilir. Bu olmadığı zaman, ya gözleyerek veya sorarak “neyin nerede yapılacağını” öğrenmeye çalışır, ya da açıktan dikte ederek veya alttan alta müdahalelerle kendi yolunu benimsetmeye çalışır. Bunların ikisini de yapamadığı zaman ise topluluktan uzaklaşır.

İnsanın topluluklara katılabilmesini sağlayan en temel yeteneği, yeni bir pratik ideolojiye uyum sağlayıp ona göre davranma yeteneğidir. İnsan uyum sürecini bilinçli olarak başlatabilir, ama bu uyum bilinçdışına nüfuz etmedikçe tam ve içtenlikli olarak kurulmuş olmaz. İnsanın uyum yeteneğine ideolojik gücü veren şey düşüncelerden önce bilinçdışıdır, yani ruhtur.

Pratik ideoloji dediğimiz yer-etkinlik eşleşmelerini aynı zamanda “kalıplar” olarak da adlandırabiliriz, çünkü belirli yaşam alanları ve etkinlikler dahilinde, kısmi olarak tanımlanmışlardır ve kendilerini çoğaltarak yaygınlaşırlar.

Kalıpların ilginç bir özelliği, hiç söze dökülmeden ortaya çıkıp yaygınlaşabilmeleridir. Saygı duyulan birinin tek bir davranışı, bir kalıba dönüşerek, onu örnek alan birkaç kişiden, çevresine uyum sağlayan çoğunluğa kadar bütün bir topluluğu sarabilir ve o topluluğun pratik ideolojisini hakkında tek bir kelime konuşulmadan değiştirebilir. Kalıp, yaygınlaşmasının herhangi bir aşamasında söze dökülürse, bir simgeye dönüşecek ve yayılış koşulları kısmen ya da tamamen değişebilecektir. Ya da topluluklar, yaygınlaşmasını istedikleri simgelere dayanan yeni kalıplar oluşturup dolaşıma sokabilirler. Simge, kalıbın bilincidir. Simgeleşen kalıplar, gerçekte öyle olmasalar dahi bilinçli etkinlikler olarak algılanırlar. Böylece pratik ideolojinin üstüne çıkarak politik ideoloji olurlar, gözlem ve bilinçdışının yanısıra söz ve yargı düzeyinde de etki göstermeye başlarlar.

Önceki yazıda bahsettiğimiz, duygu ve düşüncelerin bir araya gelerek toplulukların manevi temelini oluşturduğu değer yargıları, kalıplar ve simgeleşme yoluyla oluşur. Duygusal desteği sağlayan kalıplar, yani pratik ideoloji, simgelerin temsil ettiği düşünsel yargılarla, yani politik ideolojiyle koruma altına alınarak, o topluluğun değer yargılarını, ideolojisini oluşturur.

Bir kişi birden fazla topluluğa katıldığında, bütün bu toplulukların pratik ve politik ideolojileriyle uyum sağlamak durumunda kalır. Politik ideoloji bilinç ve sözlere dayandığı için değiştirmesi kolaydır, bir simgenin yerini kısa sürede başkasının alması mümkündür. Ama pratik ideoloji, bilinçdışına nüfuz ettiği için değişime doğal bir direnç gösterir. Pratik ideoloji, yaşam alanları ve etkinlikler arasında bir eşleşmedir demiştik. Dolayısıyla bir kişi, katıldığı toplulukların pratik ideolojileri birbiriyle uyumsuz ise, ya yaşam alanlarını, ya da etkinliklerini topluluklara göre bölmek, ayrıştırmak durumunda kalır.

Bir toplulukta, politik ideolojiyi oluşturan yargılar, vatan, şehit, ahlak gibi, topluluk üyeleri arasında paylaşıldığı varsayılan belirli kavramlara gönderme yapar. Topluluktaki insanlar, bu kavramların ortaklığına ve yargıların doğruluğuna, pratik ideoloji aracılığıyla ikna olur. Pratik ideoloji yıkıldığı takdirde, politik ideoloji, varolmayan nesnelerden bahseden boş bir laf yığınına dönüşür. Topluluktaki insanların etkisiyle pratik ideoloji değişim gösterdiğinde, politik ideoloji kendini bu değişime uydurmak zorunda kalır. Politik ideolojinin pratik ideolojiye uyum sağlaması, genelde eldeki simgelerin yıkılmaktan korunması için alttan alta oluşan değişimin gizlenmesi biçiminde cereyan eder. Normal şartlarda politik ideolojinin işlevi, pratik ideolojinin topluluk dahilinde doğal olarak aldığı yayılmış ve parçalanmış yapısını, soyutlamalar ve simgeleştirmelerle, yani söz aracılığıyla birleştirmek, tekleştirmektir. Politik ideoloji, tek bir büyük kavramın analizinden bir sürü alt kavram üretir. Gündelik yaşama ise yalnız bu en alt kategorilerle bağlanır. Oysa pratik ideoloji ile yönetilen gündelik yaşamın kendi içindeki gelişimi, bu politik değerlendirmeleri umursamaz, sürekli onları yadsır, yalanlar. Politik ideoloji ise kendini yenileyerek, ortaya çıkan bu yeni olguları kendi kategorileri içinde eritmeye çalışır. Bir topluluğun değer yargıları, pratik ve politik ideoloji arasındaki gerilim altında değişim gösterir.

O zaman büyük soruyu soralım, devrim ne zaman, nasıl olur? Devrim, pratik ideolojinin kendi içindeki ve politik ideoloji ile arasındaki uyumsuzluğu had safhaya vardığı zaman, politik ideolojinin tamamen yıkılıp pratik ideolojinin kararlı unsurlarına dayanarak yeni baştan oluşturulması ile olur. Devrimden sonra, pratik-politik ideolojinin uyumu, yani değer yargılarının kendi içindeki uyum sağlanmıştır. Buna göre yaşam alanları biçimlendirilir ve yeni değer yargıları yine kendi iç gerilimleriyle gelişimini sürdürür.

Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under makale