Arap devrimindeki örüntüler – Mervan Bişara

Arap liderlerin halkların hakiki özgürlük çağrılarına şiddet ile karşılık vermekle yanlış yaptıklarını kabul etmeleri gerekiyor

El Cezire Arapçada yayınlanan akıllıca bir klip, Arap otokratların hata örüntüsünü en basit ve en açık yolla gösteriyor.

Bin Ali, Hüsnü Mübarek ve Muammer Kaddafi tarafından halk başkaldırısının ilk günlerinden itibaren yapılan büyük konuşmalar yan yana konmuş.

Üçü de devlet ve halkın hizmetkârı olarak meşruiyetlerinin altını çizmekle işe başladı. Reform çağrıları yoğunlaştığında ise, hiçbir şan şeref beklemediklerini ve işe devam etmekten mutlu olacaklarını vurguladılar.

Hemen ardından, bu rejimler uluslarının büyüklüğüne dair sloganları tekrarlayarak daha çok güç kullandılar ve böylelikle protestocuların rejim değişikliği çağrısını çabuklaştırdılar.

Aslında Yemen, Bahreyn ve Suriye’dekiler de dahil olmak üzere tüm otokratlar halklarının ciddi reform taleplerine şimdiye dek hep zulümle yanıt verdiler. İşe yaramadığı zaman ise kandırma amaçlı olduğu ayan beyan ortada olan boş tavizlere başvurmaları, kalkışmayı frenlemek yerine muhalefeti iyice yüreklendirdi.

Bu Arap otokratların, komşularının devrilmesinden çıkarılacak dersler bu kadar ortadayken nasıl olup da aynı şiddetli halk başkaldırıları karşısında aynı hataları yinelediklerini akıl almıyor. Her seferinde de kendi ülkelerinin Tunus’tan ne kadar farklı olduğunu ve büyük değişimlere bağışık olduğunu söylemekten geri durmadılar.

Bunun yanı sıra, mevcut gerilim ve şiddete rağmen Yemenli başkanlar Ali Abdullah Salih ve Muammer Kaddafi’nin er ya da geç Tunuslu ve Mısırlı başkanlara katılacakları ve hiçbir düzeyde şiddetin bu liderlerin rejimlerini kurtarmasına yaramayacağı giderek netlik kazanıyor.

Öğrenilen dersler
Suriyeli başkan Beşar Esat’ın Arap emsallerinin deneyimlerinden öğrenebilmesi ve iktidara tutunan Baas partisini kırarak seçim çağrısı yapılacak bir geçiş döneminde ciddi reformlar yapabilmesi için zaman ve sıra avantajı vardı.

Ne var ki, Esat’ın Suriye halk başkaldırısının çıkışındaki uzun ve vaatlerle dolu konuşması en iyimser deyişle hayal kırıklığı oldu ve aslında son on yılda benzeri vaatleri sabırla bekleyenlere bir hakaret gibiydi. İkinci konuşma ise geç kalmış ve yetersizdi.

Son birkaç günün çarpıcı olaylarına bakarsak, Suriye halkının devrimci Arap yoldaşlarından doğru dersleri aldığı ortadadır. Resmi iddiaların aksine, başkaldırı Tunus ve Mısır’dan esinlenerek başladı ve Libya, Yemen ve Bahreyn’de görülen şiddet ve caydırıcı etkisinden büyük ölçüde muaftı.

Korkakça da olsa, korku taraf değiştirdi. Halk ilerliyor ve otokratlar savunmada, ateş gücü ne olursa olsun. Paradoksal olarak, ateş gücünü ne kadar kullanırlarsa o kadar etkisizleşiyor.

İşte bu yüzden, diğer otokratların her bir hatasını tekrar eden Suriye başkanı, Arap bölgesindeki değişim kalıplarından yanlış dersleri almış gibi görünüyor.

Ayrıca Batı ve Arap ülkelerinin barışçıl reformlar için verdiği destekten de yanlış sonucu çıkarmış görünüyor, keza ABD Suriye’yi var olan yaptırımları sertleştirmekle tehdit etmekte ve muhtemelen Avrupa da bu adımı izleyecek.

İran ve Türkiye şimdilik Suriye rejimini destekler görünüyor. Söylendiğine göre Türkiye, Suriye’nin Müslüman Kardeşler’i ile geniş kapsamlı reformlar için arabulucu olmaya çalışıyor.

Son on yılda Esat reform yapmaya ve ülkenin gidişatını değiştirmeye yetenekli, umut veren genç bir lider olarak görünüyordu. Fakat son birkaç haftada, ülke çıkarlarını parti çıkarlarının önüne koymaktan, parti ve rejimin çıkarlarını geniş ailesinin çıkarlarının önüne koymaktan aciz bir adam olduğunu gördük.

Esat’ın istifa etmekle ilgili herhangi bir düşünceyi reddettiği, olağanüstü hal yasalarının teoride kaldırılmasının ötesine geçen her türlü reformu benimsemeyi reddettiği fazlasıyla açıktır.

Bunun yerine muhalefeti hainlikle, yabancı güçlerle işbirliği yapmakla ve devlete karşı silahlı ayaklanma yürütmekle suçladı.

Halkını zor yoluyla bastırmasıyla, özellikle 1980′lerde binlerce insanı öldürmesiyle hatırlanan Suriye rejimi, başkalarından herhangi bir ders almayacağını, hatta Suriyelilere unutmayacakları bir ders vermeye kararlı olduğunu açıkça ifade ediyor!

Sahneleri yıkmak
Ne açıdan bakılırsa bakılsın, Başkan Esat’ın vardığı sonuca göre Mübarek ve Bin Ali çok erken vazgeçti, Kaddafi ve Salih ise belirleyici bir güç kullanarak karşılık vermekte çok geç kalmıştı.

İşte bu yüzden Suriye rejimi Bahreyn’in adımlarını izleyip ötesine de geçeceğe benziyor. Diğer bir deyişle, ülke çapında tutuklamalar ve ülkenin güney, orta ve kuzeyindeki sivil yerleşimlere askeri mevzilenmelerle, mevcut halk kalkışmasının yükselişinin önünü kesiyor. Daha son birkaç gün yüzlerce insan öldürüldü.

Ne kadar orantısız bir güç kullanımının Suriye başkaldırısını sona erdirebileceği henüz belli değil. Birçoğu katliamlara rağmen isyanın yükselmesini bekliyor, yüreklenmiş nüfusun korku engelini kırmış olduğunu ve artık geri dönmeyeceğini düşünüyor.

Suriyeli bir aktivistin geçen hafta Facebook’ta yazdığı gibi, eylem yapmak Şahadet gibi olmuş; eylem yapmaya çıktığında dönmeyi beklemiyorsun!

Arap baharı kendi iktidarlarını korumak için hiçbir engel tanımayan rejimlerle iyice şiddete battıkça ve birçok insan tehlikeye düştükçe, yeni ve tehlikeli bir örüntü ortaya çıkıyor.

Belki bölgeyi kasıp kavuran dönüşümlerde beliren yeni örüntülerin en tehlikelisi, liderlerin halkların hakiki özgürlük çağrılarına şiddet ile karşılık vermekle yanlış yaptıklarını kabul edememeleridir.

25 Nisan 2011, El Cezire

[El Cezire’deki İngilizce orijinalinden Işık Barış Fidaner tarafından 5deniz.net (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Leave a comment

Filed under çeviri

Comments are closed.