İnanç, söz, iletişim

İnanç nedir? Dini benimsemek, tanrının varlığına inanmak, tanrının belirli bir gücüne inanmak, tanrının mutlak gücüne inanmak… Devletin yetkisini kabul etmek, devletin belirli bir gücüne inanmak, devletin mutlak gücüne inanmak… “Hukukun üstünlüğüne” inanmak, “hukukun” yetkisini kabul etmek… Birinin sözüne güvenmek, duyduğun bir olayın gerçekliğine inanmak, bir olayın belirli bir anlatım biçimini benimsemek, o şekliyle inanmak…

Birinin, birilerinin henüz kendini göstermemiş gizil bir gücüne inanmak, “bir gün biz kazanacağız”a inanmak, gelecekteki bir olayın olacağına, belirli bir şekilde olacağına inanmak.. Birinin, birilerinin haklı olduğuna, başka birileri karşısında haklı olduklarına inanmak, söylediklerinin doğruluğuna, haksızlığa uğradıklarına inanmak. Birilerine, bir şeylere saygı gösterilmesi gerektiğine inanmak. Birileriyle dalga geçilmemesi gerektiğine inanmak.

Bugünde ya da gelecekteki bir nesneye yönelen belirli bir algı biçiminin asıl gerçeklikle örtüştüğüne, örtüşeceğine inanmak. Bir sözün, bir adlandırmanın, bir çıkarımın doğru olduğuna inanmak. Söylenen sözler, gerçekliğe dair bir inancın ifadesidir. Sözlerin tekrarlanması, bu inancın paylaşıldığının ifadesidir. Sözlere itiraz edilmesi, sorular yöneltilmesi, bu inancın sorgulandığını gösterir.

Birinin söylediği sözün ifade ettiği inanç, karşıdakine iletilebilmiş midir? Bir sözün yanlış anlaşılması, ne zaman inancın yanlış anlaşılmasıdır? Dalga geçerek söylenmiş bir sözü ciddiye alınıp itiraz ettiğimde, sözü ve inancı yanlış anlamışımdır. Söz, ifadesi olduğu inançtan koparılırsa ne olur? Reklam amaçlı veya siyasi sloganlar, belirli bir inancın ifadesi midirler?

A, konuşmadan önce bir inancı benimsemiştir:

A –> i(A)

Bu inanç, söylediği sözle ifade edilir:

i(A) –> s(A)

Söz B’ye ulaştığında onda bir inanç algısını tetikler:

s(A) –> i'(B)

Daha sonra B bu inancı değerlendirir, benimser veya itiraz eder:

i'(B) –? B

B’nin algıladığı inanç karşısındaki tavrını cevabın içerik ve biçiminden anlayabiliriz. Sözler onaylayıcı olsa dahi, söyleniş biçimi anladığı fikri nazikçe reddedebilir, ya da detaylara itiraz eden sözler, içerik ve söyleniş itibariyle o inancı genel olarak benimsemenin ifadesi olabilir.

Sloganlar, ifadesi oldukları inançtan koparılmış, göndereni ve hedefi belirli olmayan, ortaya söylenmiş serseri sözlerdir:

s

Bir hedefin gözüne takıldığında, slogan bir alıcı bulmuş olur. Bu kişi önce o sözü yorumlayarak bir inanç algısı çıkarır:

s –> i(A)

Daha sonra bu algıladığı inancı değerlendirerek kabul eder ya da reddeder.

i(A) –? A

Burada önemli olan bir etken, sloganı yorumlamanın, kabul ve reddetmenin her birinin zihinde yer alıp bir ölçüde zihni yormasıdır. Ayrıca insanlar farklı bağlamlarda karşılarına çıkan sloganları kabul/ret eğiliminde olabilirler. Mesela sevdiğiniz bir yerde gördüğünüz sloganı benimseme eğilimindesinizdir, siniriniz bozuksa reddetme eğiliminde olabilirsiniz. Nefret duyduğunuz bir simgeyle ilişkili olarak görürseniz reddetme eğilimindesinizdir vs.

Sürecin geneline bakarsak, doğal olarak iletişimin yolu şöyledir:

inanç –> söz –> inanç

Burada bir kişi inancını başka birine söz yoluyla aktarmaktadır. Alıcının bunu kabul/ret etme şansı vardır. İletişim bu şekildedir. Oysa reklam-siyaset gibi sloganların dünyasına baktığımızda tersi sürecin oluştuğunu görüyoruz:

söz –> inanç –> söz

Kendini çoğaltan paranın sermayeye dönüşmesi gibi, kendini çoğaltan söz de bir çeşit sermaye gibidir. Burada söz kavramına görsel-işitsel materyali, intellectual property konusu olan her tür iletişim malzemesini katabiliriz. Sermaye döngüsüne daha da benzetmek istersek:

S-İ-İ’-S’

Burada S-İ, malzemenin insanlar tarafından algılanması yoluyla gösterdiği etkiyi; İ-İ’ o insanların kendi arasında inançlar biçiminde yayılarak etki alanını genişletmesini; İ’-S’ ise yeni sözler biçiminde o insanlardan çıkıp çevreye bırakılmasını temsil ediyor. S ve S’ arasındaki “artı değer”, esas olarak İ-İ’ arasında olmuştur. Ama insanlar inançlarını ifade edebilmek için sözlere ihtiyaç duyarlar, bunun için de çoğu zaman çevresinde hazır bulduğu iletişim ortamlarında (medya!) karşısına çıkan adlandırmalar ve kavramlardan yola çıkar. Dolayısıyla onları yeniden üretmiş olur. S’ doğrudan o insanlar tarafından üretildiği için Sye göre çok daha etkili bir mesajdır.

Bu sürecin sonunda sözün tersine dönerek çıkması da olasıdır. Mesela kandırma amaçlı bir S, insanlar tarafından işlendikten sonra S’:”Bizi kandırıyorlar” olarak çıkabilir. Sözün ilk algılanış biçimi ve inançlar yoluyla işlenme biçiminin ne kadar özgürce yapıldığı bunda bir etkendir. Örneğin o sözü söyleyen kişiyi eleştirmek yasaklanmışsa, bu sözün tersine çevrilmesinin önü baştan tıkanmış olur.

İ’-S’ : Bir inancın sözle ifade edilmesi. Sansürde ilk yasaklanan aşamadır. Ceza korkusuyla bastırılır, dolaylı şekilde ifade edilir.
İ-İ’ : Belirli inançlar üzerine düşünerek yeni inançlar yaratmak. Sansür altındaki insan ifade edemeyeceğini bildiği inançları baştan düşünmemeyi seçerek bu aşamada bir otosansür uygulayabilir. Ya da önceden uyguladığı otosansürle kendi düşüncesini sakatlamışsa varılacak sonuçlara varamayabilir.
S-İ : Sözün algılanarak inanca dönüşmesi. Bu aşamada yine ifade edilemez inançları düşünmek istemeyen biri otosansür uygulayarak sözü görmezden gelebilir.

“Kendini çoğaltan söz” olarak sloganlar dışında atasözleri de düşünülebilir.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.