İlişki, geçmiş, gelecek, kültür, ideoloji

Bir yaratık. Bir yaratığın dünyayla hangi kalıcı bağları olabilir, su içip havayı solumaktan başka? Ne kadar yüceltsen de içinden gelen bağlılık en ilkel bulduğun, aşağıladığın bağlılığa indirgenemez, dönüştürülemez midir? Karşındaki insan da en nihayetinde duyularla ulaşarak hayatında yer açtığın bir nesne değil mi? O yeri açmayabilirsin de. Ya da istedikçe başka yerler açabilirsin veya kapatabilirsin. Açtığın her “yer”, kendini bağladığın olanaklar demek. Kapattıkların ise artık senin için kıymeti olmayan ya da umudu kestiğin olanaklar.

Biz akıllı hayvanların ayrıcalığı plan yapabilmekse, daha planı yapmadan olanakları masaya koyabilmektir diyebiliriz. Nelerin mümkün olup olmadığını görebilir, hissedebiliriz. Dahası, nelerin mümkün olacağına, olmayacağına da karar verebiliriz. Bunu da bağlar kurarak-kopararak yaparız. Geleneksel tarzlar altında kurulan bağların gösterdiği olanaklar az çok bellidir. Aile, statü, mevki gibi kurumlaşmış bağlar, geleceği şimdiden yapılaştırarak muhafaza edilmesini sağlar. Bu bağlara ne kadar sıkıca tutunuyorsak, o konuda o kadar muhafazakarızdır. Ama bütün bağlardan çekilirsek, bu sefer kendimizi olanakların dışına atarız ve yeni bir şey de yapamayız.

Bağlar arasında seçerek ilerliyoruz. Herkesin verdiği parayı almıyoruz, her partinin suyunu içmiyoruz, kömürüyle ısınmıyoruz. Bağımsızlık böyle korunur. Ama toplumda varolmak için kimi bağları da tutmak zorundayız. Bu bağlar yoluyla kimin kimi kullandığı sorulabilir, ki zaten burjuva düzende ilişkiler buna dönüşmektedir.

Diyelim ki ben seninle bir bağ kurdum. Burada üç şey var, ben, sen ve bağ. Aslında nesneler bağlarından ibarettir de diyebiliriz, bu durumda “ben” ve “sen”, bu ilişki dışındaki bağlarımızın tamamı olmuş oluruz. Mesela ben neyim? Bugüne kadar kurup bozduğum, bir kısmı doğuştan gelen bağların tamamıyım. Ama bugünkü mevcut bağlarım ve gelecekte kurabileceğim bağ olanakları da “bana” dahil. Aynısı senin için de geçerli. Dünkü, bugünkü bağların ve yarın için bağ olanaklarının bütünüsün. Bu durumda aramızdaki bağ nedir? İki tarafın da geçmişi, bugünü ve geleceği arasında bir bağ kurulması ne demektir?

Benim geçmişim ve geleceğim arasında bir süreklilik var, seninkiler arasında da. Aramızdaki bağ, benim geçmişimi senin geleceğine, senin geçmişini de benim geleceğime bağlamış oluyor. Yani geçici olarak aynı kişiymişiz gibi düşünebiliriz bunu. Geçmiş ve geleceklerimizin ayrı olduğu aşikar, ama bugünle, ya da belirli bir zaman dilimiyle bunlar birbirine bağlanmış oldu, kaynaklar ve hedefler farklı da olsa iki taraftaki akışlar arasında karşılıklı bir süreklilik oluştu.

Peki kurulmuş bir bağı koparmak ne demektir? Eğer geçmişlerimiz bir kez birbirine bağlanmışsa ve bu geçmişler sana ve bana dahilse, o zaman bağın bu kısmını koparmak mümkün değil demektir. Ama bağın gelecekleri bağlayan kısmı kopmuştur.

Bağın kısımları/türleri:

  1. Birinin geçmişinden bir şeyleri diğerinin geleceğine bağlayan kısım. Buna çapraz bağ ya da dikiş diyelim. Birbirinden öğrenilen şeyler, birbirini geliştiren şeyler bu kısma giriyor. Çapraz bağ, kuranlar arasında kalıcı bir gelecek ortaklığını varsaymaz, gündelik sürerliğe dayanır. Somut ilişkiler biçiminde kendini gösterir.
  2. İki geleceği birbirine bağlayan kısım. Buna da koşut bağ ya da bitiştirme diyelim. Sözcük kökündeki “bitmek” vurgusuna dikkat çekiyorum. Bu bağın kurulması da, bozulması da bir şeylerin bitmesi, bitirilmesi ile ilgilidir. Yüksek ideolojiler, yaşam felsefesi, hayatın anlamı gibi temel konular bu bağın alanına girer. Bu bağla ilgili değişimler söylemler biçiminde kendini gösterir, ama esas içeriği soyuttur ve büyük ölçüde güçlü duygular ve sezilerle belirlenir.

İki tür arasında geçişkenlik vardır, sınırları çok belli olmayabilir, ama herhangi bir bağın niteliğini ve gelişimini bu iki tür cinsinden kavrayabiliriz.

İlk önce koşut bağ kurulur, çünkü henüz somut bir ilişki yoktur. Daha sonra bu ilk koşut bağ yoluyla parça parça yeni çapraz bağlar üretilir ve ilişki zenginleşir. Koşut bağ, çapraz bağın hammaddesi gibidir. Sonuç olarak ilişki somut ve zengin bir içerik kazanır. Bu içerik artışı, hem ilişkinin taraflarında (yani diğer bütün ilişkilerinde), hem de başta kurulan koşut bağda sürekli bir değişime sebep olur. Yani baştaki koşut bağın kurulmasını sağlayan koşullar tamamen değişir. Hatta bu ilk bağ ne kadar kuvvetli olursa, koşullar o kadar çok değişir.

Koşut bağın koşullarındaki değişim nedir? Bende, sende ve aramızdaki çapraz bağlardaki değişimler bütünüdür. Zaten bu kurulan çapraz bağlar ayrı ayrı bana ve sana dahil olmuştur. O zaman değişen koşulları sadece ben ve sen olarak da görebiliriz. Çapraz bağların kurulup özümsendiği her sürecin sonunda yine sen ve ben karşı karşıya kalırız. Bu değişen şartlarda koşut bağ yeniden, belki yeni biçimlerde kurulabilir, güçlenebilir. Yahut yeni koşullar mevcut koşut bağı zayıflatabilir, ortadan kaldırabilir.

O zaman ilişki sürecini evrelere ayırırsak:

  1. Birbirinden ayrı iki taraf arasındaki ilk koşut bağ soyut olarak kurulur
  2. Bu bağ aracılığıyla yeni somut çapraz bağlar oluşur
  3. Çapraz bağlar taraflara dahil olarak onları dönüştürür
  4. Başta kurulmuş olan koşut bağ, yeni şartlarda yeniden belirlenir

Bir ilişki bu evrelerden geçerek bir döngüsünü tamamlayarak, yeni bir döngüye girer. Döngü sonunda kalıcı olarak üretilmiş olan şey çapraz bağlardır. Koşut bağ sürekli yeni koşullara uyum sağladığından kalıcı bir sonuç olarak görülemez. Ancak bir koşut bağın sonuçları, yeni koşut bağlar için koşulları hazırlar. Dolayısıyla her koşut bağ, sonraki koşut bağlar için koşulları hazırladığı ölçüde değer kazanır. Geçmişte kalmış da olsa, koşut bağlar hiçbir zaman tamamlanmaz ve zaman geçtikçe yol açtığı her yeni bağla sürekli değer kazanır. Her koşut bağ, öncekinin devamı olarak görülebilir. Demek ki ilişkinin döngüsü, koşut bağların kendi kendilerini yeniden üretim döngüsüdür.

Koşut bağlar, güçlü duygularla belirlenir, yaşam felsefesi söylemleri olarak gözükür demiştik. Buna ideoloji diyebiliriz. Demek ki ilişki döngüsü, ideolojinin kendini yeniden üretim döngüsüdür. Çapraz bağların ise somut yaşam pratikleri olduğunu söylemiştik. Buna yaşam pratiği ya da kültür diyelim. Vardığımız sonuç: İnsan ilişkilerinde ideoloji, kültür aracılığıyla kendini yeniden üretir. Döngüyü yeniden yazarsak:

  1. İdeoloji insanların nasıl ortamlarda yanyana geleceğini belirler
  2. İnsanlar bu ortamlarda belirli kültürlere katılırlar
  3. Kültür, katılan insanlar tarafından içselleştirilir, kişiliklerini şekillendirir
  4. Bu yeni insanlar, benimseyecekleri ideolojiyi yeni baştan belirlerler

Kısacası: İ-K-K’-İ’. İdeoloji çok değişkendir, ama kültür ve yaşam pratikleri kalıcıdır. Bugünün ideolojileri geçmişin kültürünü miras alırlar. Bugün farklı saiklerle geliştirmekte olduğumuz kültürel pratikler de yarınki bambaşka ideolojilerce miras alınacaktır.

Bir ideolojinin gerçek kıymeti söylemlerinin doğruluğundan öte beslediği kültürün etkisinden anlaşılır.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under makale

Comments are closed.