Para akışı, yaşam tarzı

Bize hiç sorulmadan belirlenen vergilerle istendiği gibi düzenlenen aylıklarımızın bize ait olmadığını çoktandır düşünüyordum. Biz sadece parayı ileten bir aracıyız. Harcamadığımız kısmını da bankaya iletmiş oluyoruz zaten.

Dün düşündüğüm farklı bir şeydi: Bize verilen aylıklar aslında bize hizmet eden insanlara ait. Olabildiğince çarçur etmeden, elimizden geldiğince yüksek oranda, o parayı bizim ihtiyaçlarımızı karşılayan, yaşantımızı yeniden üreten insanlara ulaştırmamız gerekiyor. Ne bileyim, çayını koyan, tostunu yapan, her gün dükkanını açan, mal getiren, götüren… Biz sadece aracıyız, bu para onlara ait. Hizmet edenlere ama, hizmet akışını yöneterek aşırı kar etmeye çalışanlara değil.

Para kendi başına bir kıymet değil, doğru. Ama para özyinelemeli bir fonksiyon gibi. Ben sana hizmet ettim, sen bana para verdin. Biri bana hizmet etti, ben ona para verdim.

A –> B –> C

Burada, A’nın işi görüldü, B yaşamını idame ettirdi, C de para topladı. C’nin payına düşen B’den az ya da çok olabilir. O da bu parayla D’ye gidip yaşamını idame edebilir durumda.

Sonuç olarak para A’dan yola çıkıp C’ye ulaştı, üzerinden geçtiği B’nin yaşamını idame etmesini sağladı. Aynısı, B’den D’ye giderken C için geçerli.

A –B–> C
B –C–> D

Yani esas özne olarak sermayeyi alırsak, üzerinden geçtiği insanların yaşamasına izin veriyor, geçmediklerini ölüme terk ediyor. Yani bu para (saadet) zincirine dahil olmadan yaşamak mümkün olmuyor. Zincir diyoruz ama aslında paralel ve seri birçok zincirden oluşan koca bir çizge düşünmek lazım. Merkezde toplanan para kılcallara dağılıyor ve giderek büyüyen harcamalar sonucu tekrar merkezde toplanıyor.

Para tekellerden alt şirket çalışanlarına aylıklar olarak yola çıkıyor, sonra bir kısmı 2. kesim mallar şeklinde doğrudan tekellere dönüyor, bir kısmı esnafa dağılıyor ve bu sefer 1. kesim mallar şeklinde yine tekellere dönüyor. Bu sırada sürekli bankaların erişiminde bulunuyor.

Yani bütün organizmayı büyük bir geri besleme mekanizması olarak görebiliriz. Tekeller parayı verirler, çünkü geri döneceğine güvenirler. Reklamlar, ürün paketleme, satış vesaire yatırımları, bu akışı hızlandırmak ve garanti altına almak içindir. Eğer para geri dönmezse, tekeller çalışmayı keserler. Para artarak geri dönmezse yatırımı da keserler. Yani zinciri küçültürler ve dışarıda kalan işsiz insanlar ölüme terk edilmiş olur.

Paranın geri dönmesinin garantisi, tekellerin insanların ve üretimin ihtiyaçlarına sürekli malik olmasını gerektirir. Sadece ihtiyaçların farkında olmak yetmez, onları yönetmek, çoğaltmak ve yönlendirmek gerekir. Medya ve reklamcılık, elinden geldiğince insanların ihtiyaçlarını kalıplara sokar, yeni kalıplarla denetlenebilir ihtiyaçları çoğaltmaya çalışır. Meta üretimi en başta metaya olan ihtiyacın üretimidir. İhtiyaç kesin olarak varolduktan ve hesaplandıktan sonra bu alan güvenle yatırım yapılır hale gelir. Bu yüzden büyüme, öncelikle ihtiyaç toplamının büyütülmesidir. Fakat burada ihtiyaçların denetlenebilir ve akışkan olması her şeyin önündedir. Yani mesela dayanıklı mal ihtiyacı kötüdür, sarf malzeme ihtiyacı iyidir. Elden geldiğince birbirinin yerine geçirmeye çalışılır. Ev sahipliği kötüdür, kira iyidir. Dayanıklı malzeme kötüdür, kalitesiz malzeme iyidir… Sonuç olarak sürekli tüketen bir toplum görürüz, ama tüketimin çoğu baştan varsayılmıştır, malların içine işlemiştir, daha yatırımdan önce belirlenmiş, üretim planlamasında da hesaba katılmıştır zaten.

Sonuç olarak, tek bir yerden belirlenmemiş de olsa, yaşamı idame ettirmenin neleri içerdiği kalem kalem bellidir. Farklılıkların da dağılımı bellidir. Reklamlarla elden geldiğince düzenlenir. Bunlar belli olmalıdır ki yatırım yapılabilsin.

O zaman hayat tarzında yapılacak toplu bir değişiklik, kapitalizme darbe vurabilir. Başka bir dünyadan önce başka bir yaşam tarzının mümkün olduğunu gösterebilmeliyiz. Bunun için tekelleşmemiş kendi üreticilerimize ihtiyacımız var. En başta da gıdaya ihtiyacımız var.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under şey

One response to “Para akışı, yaşam tarzı

  1. Pingback: Eleştiri=Özeleştiri — derleme | YERSİZ ŞEYLER