Yara

Haz, yaraları kaşıyarak üretilir. Yaralar tamamen iyileşirse, yani ihtiyaçlar tamamen karşılanırsa haz da ortadan kalkar. İnsanın varoluşu, yaşamını sürdürme savaşı, ekmeğini ve onurunu koruma dürtüleri, yeri geldiğinde ele geçirme, ezme ve yok etme dürtüleri, temeldeki kapatılmayan bir yarayı, çözülmeyen bir “sorunu”, “meseleyi” işaret eder.

İhtiyaç, yanlış adlandırılmış bir yaradır. İyileşmesi için gereken şeylerin tanımlı olduğunu varsayar. Fakat altta yatan yara iyileşmedikçe, karşılanan her ihtiyaç, yeni ihtiyaçların oluşmasına neden olur. Yara, bitmek bilmeyen bir ihtiyaç zinciri üretir.

Yaraları kullanarak haz ve ihtiyaçlar üretilir. Bu da arzular ve dürtüler üzerinde bir denetim sağlar.

***

İnsan nasıl kendi yarasıyla karşı karşıya gelir? Bu ister istemez bir karışıklık, belirsizlik olarak görünür. Duygular ve kısmen soyut imgeler arasında keşfedilen ilişkiler… Nefret uyandıran bir imge, sevgi uyandıran imgeler.. Nereden geldiği, nasıl üretildiği bilinmeyen birtakım önyargılar, şartlanmalar.

İnsanın doğal ve yapay şartlanmalarından bahsedebilir miyiz? Mesela cinsel ilgi doğal bir şartlanma mıdır? Mülk peşinde koşmak doğal bir şartlanma mıdır? Haksızlığa, ezilmeye karşı gösterilen tepkiler, ya da bizzat bunları yapmak hangi şartlarda doğaldır? Ya da bu ikiliktense “normal” (toplumla uyumlu) şartlanmalardan mı bahsetmeliyiz?

Bir şartlanma nasıl kurulur? Aile, medya, çevre, toplum gibi unsurların ve bunların etkileşiminin yanında belki küçük “olay fragmanlarından”, deneyim parçalarından, küçük çapta travmalardan bahsedebiliriz.

Önce bir olay olur, ya da bir nesneyi tanırız. İlk andaki tutumumuz belirsizdir, ya da ikilem (çoklam) şeklindedir. Daha sonra o nesneye dönük başka yaklaşımları gözlemledikçe ve katıldıkça hafızamız yeniden biçimlenir. Sevdiğimiz insanların, katıldığımız toplulukların yaklaşımına göre o nesneye nefret ya da sevgi besleyebiliriz. Bu duygu giderek artabilir ve baştaki deneyimimizin hatırasını da geriye dönük olarak şekillendirebilir. İçtenlikle “zaten gözüm tutmamıştı” veya “zaten pek güzeldi” diyebiliriz. Özellikle kendimizden başka şahitimiz olmadığı zamanlarda “belliydi böyle olacağı” diyerek kendimizi kandırabiliriz. Bundan sonra da o şekilde algılamaya başlarız, yani duyularımız da biçimlenir, topluma uymak için kendi duyularımıza filtreler geliştiririz.

Şartlanma, öncelikle hafızanın ve duyuların uyumlulaştırılmasıdır. Uyum yeteneği insanın doğasında vardır, ama uyumun belirli biçimi yoktur. Yani insanın bulunduğu ortama uyum sağlama yeteneği o kadar esnektir ki, bugün dünyaya bakıp insanlıktan anladığımız her şeyi olumsal kılar.

O zaman hangi toplumlar uyumlulaşmaya daha müsaittir? Yani insan doğası ne tür toplumsal ilişkilere eğilimlidir? İlişkilerin hangi özellikleri bu eğilimi güçlendirir? Örneğin birbirini dışlayan iki topluluk arasında kalan insan bunlardan birini seçerken nelere göre davranır?

  1. Kurallar: İlişkilerde uygulanan kuralların basitliği, kolayca anlatılabilir olması tercih edilir genelde.
  2. Simetri-asimetri: Tarafların birbirlerinin statülerine göre eşit veya eşitsiz davranması, bulunulan statüye ve alışkanlıklara göre tercihi etkiler.
  3. Duygu birliği: İkiden çok insanın birarada bulunduğu durumlarda ortak bir sevgi/nefret nesnesi bulunması, bunu vurgulayan ritüeller, insanın buna dönük geçmiş alışkanlıkları tercihini etkiler.
  4. İhtiyaç karşılanması: Topluluk içinde fiziksel ve duygusal ihtiyaçların karşılanıyor olması tercihi etkiler. Bu, ihtiyaçların tanımlanma biçimine de bağlıdır.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.