Bir varmış bir yokmuş

Bazen dolu olursun ama yazacak bir şey olmaz. Anlatılamayan bir bilgi vardır, sadece var olmaktan ibaret bir varlık. Bilginin yokluğundan oluşan bir bilgi, nesnesi olmayan bir konum, yer. Doldurulması ancak bir eylemle mümkün olan, gözlemci kalarak, “ben sadece durup düşünüyorum” diyerek üzerine tek bir söz söylenemeyecek bir şey. Konuştuğunda dilinden dökülenler bir itirafa da benzeyebilir, bir isteğe, dileğe, ya da bir karara da benzeyebilir. Ama ne olursa olsun, konuşmaya başladığın andan itibaren, o şeyi geri plana itersin, üstüne koydukların, içine doldurduklarınla algılanmaz hale getirirsin. Yalnızca sessizlikte, sözün yokluğunda var olabilen saf bir varlık, apaçık bir yokluğun oluşturduğu varlık. Neyin yokluğu olduğu bilinmeyen, ama “var” olduğu kesin olan, inatçı bir yokluk.

Yokluk, boş bir yer. Boş bir alan gibi, ama sınırları bile belirsiz. İçini dışından ayıran bir sınır-farklılık olamıyor, çünkü içi ve dışı arasında hiçbir benzerlik yok. Bu yokluğun dışı mevcut sadece. Yokluğun dışı, kendi başına tüm mevcudiyeti oluşturuyor. Yokluğun içi ise namevcudiyeti.

Bir şeyi oraya koyarsak ne olur? En başta o yokluğun kendisi gizlenmiş olur. Yerinde bulamayız. Ama aynı zamanda tüm dünyayı sarmış da olur. Dolduğunda, o yokluk yerini kaybederiz. Artık onu tüm mevcudiyeti saran bir ruh olarak algılarız. Dünyanın ruhu olur. Dolu olduğunda, dolu olabildiğinde. Birkaç günlüğüne, geçici olarak, hatta sadece bir an için bile doldurmak mümkün o yeri. Normalde boş kalsa da.

Namevcuttaki yokluğun varlığa dönüşüp mevcudiyeti sarması ne demektir? Ya mevcudiyetteki varlığın silinip namevcuttaki yokluğa dönüşmesi? Daha doğrusu şöyle soralım: Varlığı silinen mevcudiyet nasıl olur? Yokluğu gizlenen namevcudiyet nasıl olur?

***

Varlığı silinen mevcudiyet

Ruhsuz bir dünya, aynı zamanda esnek ve geçişken bir dünya. Mekanik, pragmatik çıkarcı yaklaşıma müsait, boş bir dünya. Sinik yaklaşımın gözüyle dünya. Biyolojik, fiziksel, doğa bilimleri perspektifiyle dünya. Yansız, ölü..

Yokluğu gizlenen namevcudiyet

Bahaneler, gerekçeler, dolgu malzemeleriyle kapatılmış bir eksiklik. Yaşanmak istenmeyen, bastırılmış duygular, arzular.. Dürtülere gömülmüş, döngüsel hareket. Fetişistin gözüyle dünya. Köktencinin, komplo teorisyeninin gözüyle dünya. Masalsı, öyküsel, imgesel, kahramanca…

***

Normalde beklenen nedir? Mevcut olanın varolması ve namevcut olanın yok olması. Varlığın mevcut olanda, yokluğun namevcut olanda bulunması. Yokluğun yokluk olarak korunması. Çünkü varlığı korumak için yoklukları da korumak gerekir. Namevcuttaki yokluğu inkar edersek, varlıkla dolgulamaya çalışırsak, bu sefer mevcutun varlığını yitiririz. Gündelik yaşam, en başta mevcutun varlığına dayanır. Mevcutun varlığı da namevcutun yokluğuna dayanır.

Peki ya namevcut ile karşı karşıya gelirsek ne olur? Bir mucize oldu ve namevcuta şahit olduk, namevcuttaki yokluk silinip gitti, namevcut varlığı mevcuttan alarak kendinde toplamaya başladı. O zaman çözüm bellidir: Namevcutu mevcuda çevirmek. Ortada bir varlık varsa, mevcudiyetten gelir. Karşımızdaki varlığın mevcudiyetini görmezsek, onu namevcutla ilişkilendirirsek, kendi mevcudiyetimizi de yokluğa mahkum ederiz.

Varlık ve yokluk, algılama iradesine bağlıdır. Bir şeye vardır ya da yoktur deme irademiz saklıdır. Peki mevcut ve namevcut neye bağlıdır? Mevcut-namevcut, somut bir imgesel birikimin sonucudur. Mevcudiyet biçimlerini oluşturan şey, bir bütün olarak dil ve kullanımıdır. Mevcudiyetlerle savaşmak, dili değiştirmekle mümkündür. Oysa varlık ile yokluk arasında bir karar üzerine hareket etmek mümkündür.

***

Bu düşünceler nereye varır hiç bilmiyorum, ama bir yokluktan yola çıktıkları kesin.

Işık Barış Fidaner

3 Comments

Filed under makale