Haklılık, topluluklar, simgesel ve pratik ilişkiler

Önceki yazı: Siyasal tutum ve tatmin

Son yazıda ideolojik hareketlilikte kalmıştık. Topluluklarda iç-dış farkı olsa bile, aralarda geçişlilik olması mümkündür. Bir topluluğu bir arada tutan birden çok ortak payda olabildiğine göre, topluluklar arasında kesişim oluşturan ortak paydalar da olabilir ve vardır. Büyük kitlelerin aynı simgeler altında bir araya gelmesi, ancak topluluklar arasındaki böyle bir geçişlilikle, kesişim alanlarıyla mümkündür.

O zaman siyasal angajmanı da olan bir “toplum mühendisi” olarak bu topluluklara baktığımızda şunu görürüz: Bu toplulukların bir kısmı bizi desteklemektedir, simgelerimizi sahiplenmektedir. Bir kısmı bu simgelere çekinceyle yaklaşmakta, sadece bir kısmını ve zaman zaman destekleyebilmektedir. Geri kalan kısmı ise bize tamamen karşıdır. Şimdi bu toplulukları bir arada tutan tabi ki sadece simgeler değildir, hele bizi tanımlayan simgeler hiç değildir. Bu toplulukları esas yaşatan şey, insanları bu topluluklara bağlayan içsel işleyiş pratikleridir. Bu pratikler bazı simgelerle daha uyumlu veya uyumsuz olabilir. Bu uyum, zamanla değişebilir. Büyük hareketler, alışıldık simge-pratik eşleşmelerini kırarak yeni eşleşmeler oluşturabilirler. Tarih boyunca bu eşleşmeler değişim gösterdiği için geçmişteki siyasal-toplumsal hareketler bize bir acayip görünür, mesela islami sosyalizm veya nasyonal sosyalizm gibi.. Bu şaşırtıcı siyasal hareketler, bugün değişmez sandığımız simge-pratik eşleşmelerinin olumsallığını, değişebilirliğini bize gösterir. Nitekim Tahrir direnişi, sivil cuma namazları gibi olaylarda bu değişimin çıkışına ve yayılışına tanık oluyoruz.

Yeniden siyasi emellerimize dönersek: Bize verdikleri desteğe göre ayırdığımız bu üç topluluk sınıfına karşı en çıkarımıza olan tavır ne olacaktır? (A) Destek verenler (B) Çekinceli duranlar (C) Düşman olanlar.

PR ciddiyetiyle ele alalım meseleyi. Burada A-A bağlarını olabildiğince güçlendirmek isteriz, bu bağlar uzun vadede kalıcılığın garantisi olacaktır. A-B bağları, genişlemeyi sağlayacağı için güçlendirilmelidir. B-B bağları, alternatif oluşumlara sebebiyet vereceği için zayıflatılması makbuldür, böylece B’ler A’lara bağımlı olacaktır. B-C bağları en başta zayıflatılması gereken bağlardandır, yani düşmanı tecrit edip genişlemesini durdurmak için. C-C bağları da kırıldığı ölçüde düşmana zarar verecektir. En ilginç olan A-C bağları, gerçek bir bağ olmayıp B’ye karşı yapılan bir “şov” niteliği taşıdığı için, siyasi mücadele ve “kuyruğu dik tutma” alanıdır.

Haklı olma meselesine gelirsek… Haklı olmak A-A ilişkisinde çok bir anlam taşımaz, çünkü baştan zaten varsayılmıştır. A-B ilişkisinde ise dolaylı bir etki sahibidir. Haklı olmanın en belirgin olduğu ilişki, A-C arasında oluşan “gösteridir”. Bu gösteri, ortak bir ahlak-görgü-insanlık-hukuk-demokrasi kabulüne göre belirleniyor gibi görünür, fakat pratikte tersi olur. Yani angaje olmuş kişi, önce kimin haklı olduğuna dair bir varsayım yapar, sonra bununla tutarlı bir insani normallik şemsiyesi kurar. A’lar açısından A-C ilişkisinin şemsiyesi farklıdır, C’ler açısından, B’ler açısından farklıdır.

B’yi A’ya çevirme işi, öncelikle bir A-B ilişkisini A-A ilişkisine dönüştürme işidir, yani B’yi yanına almadır. B’nin C’ye dönüşmesi ise esasında bir A-B ilişkisinin A-C ilişkisine dönüşmesi işidir, yani B’yi karşına almadır. A-B ilişkisindeki belirsizlik, yanına alma veya karşına alma sonucunda A-A yahut A-C olarak belirlenir. Bunda da “haklılık”ın taraflarca algılanışı-algılatışı önem taşır. Haklılığın kurulduğu ekseni oluşturan simgelerin B’nin pratiği ile uyumlu olması burada en önemli etken. Yani A veya C ekseni yanlış kurarsa B’leri karşısına almak zorunda kalır, sosyal olarak tecrit olur. Kurulan bu simgesel ekseni belirleyen önemli bir etken de A veya C’nin kendi pratiğidir. Psikolojik savaş, C’nin pratiğini etkileyerek simgesel eksenini kaydırmak ve B’leri karşısına almaya zorlamaktır. C’ye terör salarsınız, C aşırı öfkeli bir pratik içine girer, simgeleri sertleşir ve B’leri korkutur. Böylece B’ler daha uyumlu gördükleri A’ya sığınarak C’yi “haksız” bulurlar. (“Anti-“) Terörist psikolojik savaş budur.

İdeolojik savaş esas olarak simgeler arasında da olsa, topluluklar arasındaki pratik farklılıklar büyük önem taşır. Simgesel ilişki, soyut bir benimseme ilişkisidir, kabul veya reddedersiniz. Pratik ilişki ise somut bir katılım ilişkisidir, insanların topluluklara dahil oluş biçimleridir. Topluluklar arasında kurulan ilişkilerde de simgesel ve pratik boyuttan bahsedebiliriz. Simgesel ilişki ilkesel olarak grupları ayırıp birleştirirken, pratik ilişki uzun vadeli olup olmayacağını belirler. Yani simgeler musluğu açar, pratikler ise borudaki suyu akıtır diyebiliriz. Pratik ortaklık olmazsa uzun vadeli bir ilişki mümkün değildir. Simgesel ortaklık yoksa da o ilişkinin başlaması mümkün olmaz. Simge, ilksel enerjiyi sağlar, pratik enerji akışını devam ettirir.

Topluluklar arasında kurulan pratik ilişkiler, aynı simge altında toplanmalarına hizmet ediyorsa, buna “eklemlenme” denir. Bir ana simgenin altında başka alt simgelerin yer alması da mümkündür. Ama eklemlenme esas olarak simgeler arasında değil, pratikler arasında olur. Daha sonra simgeler buna göre yeniden düzenlenir.

Dışlayıcılık ve kapsayıcılık sırasıyla simgeler ve pratiklerde nasıl işler? Öncelikle her topluluğun bir adı vardır ve bu ad bir simgedir, simgesel bir referanstır. Topluluğun bir de sadece yakından görülebilen bir pratiği vardır (benzer simgeler tarihsel sebeplerle benzer pratiklere sahip olsa da). Eğer toplulukları genişleme-büyüme isteğindeki yapılar olarak düşünüyorsak, “adlandırma ve simgenin amacı benzer gruplarla birleşmektir” diyebiliriz. Ama çoğu zaman tersine işler ve grupları birbirinden ayırır. Simgenin bir amacı da insanlara katılım çağrısı yapmaktır, ki çoğu zaman benzer gruplar “rekabet” içindedir ve bu amaç daha ön plandadır.

Bir topluluğa yeni insanların katılımını zorlaştıran etkenler ile başka topluluklarla birleşmeyi zorlaştıran etkenler aslında benzerdir: Pratik uyumsuzluk. Yani alışkanlıkların uyumsuzluğu ve alışmışın kudurmuştan beter olması. Fakat tek bir insanın, özellikle de gençse, uyum sağlaması kolay olabilir (birden fazla ve daha yaşlı insanlara göre). Bu uyum sağlandığında simge de benimsenir ve topluluk büyümüş olur. Birden çok topluluk arasında eklemlenme olduğunda ise çoğu zaman alt simgeleri birleştiren bir üst simge vardır. Üst simge ortak pratikleri işaret ederken alt simgeler her topluluğun kendi içindeki özel pratiklerini işaret eder (insanın ismi nasıl o insanın özel pratiklerini işaret ediyorsa, onun gibi. Bu yapıda insanı bir yapıtaşı gibi düşünebiliriz).

Sonuçta vardığımız nokta şu: Haklılık dediğimiz şey, o anda bir simgenin benimsenmesine bağlıdır. Simgenin benimsenmesi, o ana kadar o simgeyle ilişkili olarak yaşanmış pratik deneyimlerin birikimine bağlıdır. Yani simge benimsemesi gibi haklılık algısının da bugünden yarına değişmesi zordur. Haklılık üzerine konuşmalar, çoğu zaman pratik bağların sonucudur ve varolanın ortaya çıkmasını sağlar, bir çeşit “gözlemleme”dir. Simgeni benimsemeyen birini “haklılığına” ikna etmeye çalışmak gerçekçi değildir.

Geriye kaldı (2) düşmanı deşifre etmek ve (3) aramızdaki bağları güçlendirmek…

Sonraki yazı: Devlet, hayvan, kutsal

Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under makale, şey

2 responses to “Haklılık, topluluklar, simgesel ve pratik ilişkiler

  1. Pingback: Siyasal tutum ve tatmin | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: Devlet, hayvan, kutsal | YERSİZ ŞEYLER