Deşifre, bilginin öznel temeli, gaflet, riya

Önceki yazı: Devlet, hayvan, kutsal

Politik eylem yoluyla düşmanı deşifre etmek tam olarak nedir, nasıl bir şeydir, ne anlama gelir?

Bizim bir topluluk olarak düşmana dair bir bilincimiz vardır. Bu bilinci diğer kesimlerle paylaşamayız, çünkü onların topluluksal bağları, pratikleri, geçmiş deneyimleri, dolayısıyla bilinç durumları bizimkinden farklıdır.

Deşifre etmek, bir bilginin açık edilmesiyle ilgilidir, ama bu nasıl bir bilgi? Bilinç durumuna bağlı olduğu için bu bilginin temel öznel bir boyutu olduğunu yadsıyamayız. Geçmişte yaşananlar bizdeki “düşman” algısını kurmuştur, deşifrenin de temel amacı, bu algıyı başka kesimlerde yeniden üretebilmektir, başka kesimlerde de aynı algıyı yaratacak deneyimleri hazırlamaktır, ama hem bu deneyimler hem de sonucundaki algı kandırmaya dayanmamalı, hakiki olmalıdır. Bunun için bizim algımızın da “hakiki” olması, düşmanlaşma yönünde kandırılmamış olmamız gerekir.

Haklılık tartışmasında simgeler ve pratiklerden bahsetmiştik. Vardığımız sonuç şuydu: Pratikler birikimli olarak değiştiği için, simgelerin bugünden yarına değişmesi zordur. Simgelerin değişimi, pratiklerin daha yavaş olan değişiminin sonucunda gerçekleşir ancak. Vardığımız ikinci sonuç şuydu: Simgesel angajmanlar, belirli bir pratik ve bilinç içindeki kişi ve toplulukların, diğer kişi ve topluluklarla gelecekte kurulacak-kırılacak bağlara dair öngörüsünün ifadeleridir. Yani simge ve söylemlerin benimsenme durumu, (1) pratik-bilince bağlıdır (2) geleceğe dair ilişkisel öngörüleri yansıtır.

O zaman deşifre etmeyi bu çerçeveye sokalım. Deşifre, en temelde, bir bilginin ifşa edilmesidir. Fakat bu bilgi, ulaştığı her toplulukta, o topluluğun pratik-bilincine bağlı bir anlam kazanacaktır. Örneğin muhalefetin boykotunu solcular başka, sağcılar başka anlayacaktır. Demek ki deşifre edilen bilgi, gösterdiği etki açısından görelidir, demek ki bilgilendirici özü açısından da görelidir, öznel duruma bağlıdır. O zaman da bu bilginin öznel sunuluş tarzı, yarattığı etkide belirleyici bir etki kazanır. Yandaş medyanın “terörist”,”elebaşı” gibi ifadelerle yaptığı şey, bilginin öznel boyutunun çarpıtılması yoluyla, hakikatın ifşası açısından bu bilginin etkisiz hale getirilmesidir.

Peki bilginin öznel olmayan, nesnel boyutu nedir? Bir haberde belirli isimler ve sayılar gibi “nesneler” geçiyor olabilir, ama bu “nesneleri” birbirine bağlayan ilişkiler, ister istemez öznel bir şekilde ifade edilecektir. Çünkü şimdi tek bir anda baktığımızda, bir nesneyi diğerinden adıyla ayırt edebiliriz ve bir süre bu ayrılığın süreceğini varsayabiliriz. Ancak bu nesnelerin arasında “şu anda mevcut bulunan” ilişki, geçmişten gelip geleceğe uzandığı için, mahiyetini belirtmek için mutlaka öznel bir yoruma gereksinim duyarız. Taktik bir işbirliği midir, yoksa stratejik bir ittifak mıdır? Danışıklı dövüş müdür yoksa olayın doğası gereği midir? İlişkilerin mahiyeti, ilişkiselliğin diyalektik olması nedeniyle geleceğe dönük öngörülere, dolayısıyla öznel bilgiye gereksinim duyar. Simgesel dil, nesnelerarası ilişkilere dair öngörülerimizi, öznel bir bilgi olarak ifade eder.

Keskin düşmanlıklarda, yüklemdeki öznelliğin, nesnenin adlandırılma biçimine doğru yayıldığını da görüyoruz. Mesela Pekeke/Pekaka ayrımı, AKP/Ak parti ayrımı böyle bir taşmanın sonucudur.

O zaman deşifre edilen bilgide nesnel boyut olsa dahi, onun da bağlı bulunduğu esas boyut, öznel boyuttur. Dolayısıyla son tahlilde deşifre edilen, öznel bir bilgidir. ABD’li diplomatların ağzından yazılmış Cablegate belgelerinin bu kadar büyük etki yaratması, deşifrenin doğasına uygun olarak, öznel bir bilgi olmalarındandır.

Peki deşifrenin öznel temelli olması onu daha az “hakiki” yapar mı? Nesnel olarak doğrulanabilir olmaması, bilginin kendisini yalanlar mı, ya da doğası gereği doğru/yanlış görülemeyecek, mantık dışı bir bilgi mi olur? Burada yine evrensel rasyonalite boyutunu koruma görevimiz var…

Evrenseli şöyle tarif etmiştik: Benzer pratik-bilinç taşıyan insanlar benzer sonuçlara varır. Deşifre bilgisini öznel yapan şeyin ilişkilerin geleceğine dair öngörü boyutu olduğununu, bu boyutun afişe edilen bilgide indirgenemez, temel bir yeri olduğunu söyledik. O zaman yeni bilgiyle düzeltilen eski yanlış bilgi nedir? Deşifre bilgisi öznel olduğuna göre, öngörülere dair bir bilgi olduğuna göre, bu bilgiyle düzeltilen şey de bir öznenin öngörülerinin bilgisidir. Yani mevcut bir kandırmacayı ortadan kaldırmak için gerçek öngörüleri ifşa etmektir. AKP’nin balkon konuşmasında ifade ettiği öngörüler başkadır, boykotla ifşa olan öngörüleri başkadır. Birinde herkesle ilişki kurulacak derken, ikincide herkesle köprüleri attığı ifşa olmuştur. Bu ifşaatın gücü, AKP’nin öznel konumuna dair kandırmacayı ortadan kaldırmasından geliyor, bu da öznel bir bilginin hakikati yansıtabildiğinin, evrensel rasyonaliteye hizmet edebildiğinin bir kanıtıdır. Ama bunu söyleyebilmek için “kandırmacanın” ne olduğunu, bu kandırmacada “ideolojik” olanın, bilinçteki yanlışlığın ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu sormak gerekiyor.

İfşaat ve düzeltme, öznel bilgiyle yapıldığına göre, kandırmaca ve gaflet de öznel bilginin çarpıtılmasıyla başlar. Yani ben kendi öznelliğimden farklı bir öznellik sunarsam – ikiyüzlü davranırsam – kandırmaca başlar. Bu ikiyüzlülük bütün bir topluluğu sararak ortak bir politika haline gelirse ve bu yolla sistemli bir “kendini kandırma”ya dönüşürse “ideoloji” olmuş olur (yanlış bilinç anlamında).

Kişinin “kendine dair başkasını kandırmasını” ve “kendine dair kendini kandırmasını” hayal edebiliriz. Burada “kendine dair” derken, öznel bilgi alanında olduğumuzu belirtiyoruz. Bu iki kandırma biçimini bir topluluğa uygularsak, birincisine “riya” (ikiyüzlülük), ikincisine “gaflet” diyebiliriz. Devlet, kendine dair başkasını kandırır; ırkçı bir örgüt, kendine dair kendini kandırır, vs. O zaman şahsi ilişkilerde ortaya çıkan kişisel gaflet ve riyalardan da bahsedebiliriz.

Bu durumda “kendini bilmek” ve “özü sözü bir olmak”, gaflet ve riyaya karşı evrensel rasyonel etik uyarılardır. Fakat hayatın akışı içinde, özü sözden ayıran, kendini bilmeye engel olan şeyler yaşanır. Bu kandırmacalarla her yerde savaşmak gerekir. Hem kendi içimizde, hem topluluk içinde, hem de başka topluluklarda… Tabi ki bu kandırmacalarla savaşmak, aynı zamanda bu kandırmacaları yaratan koşulları ortadan kaldırma, gereksiz kılacak başka koşulları yaratma mücadelesidir.

En başa dönersek, bir topluluğu bizim düşman görmemizin nedeni, şu ya da bu bayrak altında olması değildir. Düşmanlığımız, simgelerle kurulmaz. Simgelerle kurulan düşmanlık, öngörülere dayanan düşmanlıktır, yani oportünist-pragmatist bir bakış açısının yansımasıdır. Bir kişi veya topluluğu düşman olarak görmemizin sebebi, bir kandırmacanın vücut bulması olmasıdır. Bizim düşmanlarımız, kişileşmiş riyadır, öz-söz ayrılığını yaşam tarzı haline getirmiş kişilerdir, gaflet ve riya ile yürüyen, pratikleri buna dayanan, bu kandırmacanın var ettiği topluluklardır. Dolayısıyla ifşaatlarımız, ya riyakar birinin sözünden farklı olan özünü göstermek, ya da gaflet içindeki birine kendini özünü göstermek, kendini bilmesine yardım etmektir. Riyakar olanlar esas düşmanımız, gafil olanlar da görünüşteki düşmanımız, gelecekte belki dostumuz olacak kişilerdir. Bu durumda riya ile gafleti ayırt etmemiz, ve düşmanımızı buna göre bilmemiz gerekir.

Sonraki yazı: Yoldaşlık, emek ortaklaşmasındaki gizil töz

Işık Barış Fidaner

3 Comments

Filed under makale, şey