Eleştiri=Özeleştiri

Bütünsel bir eleştiri süreci, mevcut durumu algılamayı, dile getirmeyi ve kavramayı, yeni durum için öneriler üretmeyi, bu önerileri değerlendirmeyi ve pratikte uygulamayı içerir. Eleştirinin konusu olan özne bir birey de olabilir, birçok kişiden oluşan bir grup/topluluk da olabilir.

Eleştiri harekete geçmeyi de içerdiğine göre, tam bir eleştiri, ancak bir özeleştiri olabilir. Bir kişi tarafından üyesi olduğu topluluğa dair bir eleştiri üretiliyorsa ve kendi dışındaki insanları sorumlu tutuyorsa dahi, “biz” biçiminde yazıldığında grup adına yapılan bir özeleştiri olarak görülebilir. Eğer bir kişi tarafından başka bir kişi veya gruba yöneltilen bir eleştiri sözkonusuysa, o eleştiri ancak karşı tarafta bir özeleştirinin parçasını oluşturabildiği ölçüde amacına ulaşır. Özeleştiri olmayan, veya bir özeleştirinin parçası olmayan eleştiri boşa gider. Demek ki eleştiri=özeleştiri olmalıdır.

Algılama

Mevcut durumun algılanması için temel gereklilikler, açık bir duyarlılık, eleştirel bir zihin ve buna uygun seçici ve güçlü bir hafızadır. Tavır ve davranışlara karşı duyarlı olunmalı, olumlu ve olumsuz olanlar doğal olarak ayıklanmalı ve bu doğru-yanlış davranışlar hatırlanabilmelidir. İnsanın zihni ona oyunlar oynayabilir. Davranışlar sıradan kabul edilerek görmezden gelinebilir. Olumsuz davranışlar o an uydurulan gerekçelerin ardına gizlenebilir, ya da sonradan başka şeylere yoğunlaşarak hafızadan atılabilirler. Genel olarak tavır ve davranışlara dikkat etmek gerektiği gibi, bunları algılayıp hatırlamamıza engel olan, zorlaştıran mekanizmalara karşı da uyanık olmak, bu süreçlerdeki sorunları da tespit etmek ve ele almak gereklidir.

Algılama yeteneği parça parça geliştirilerek olabildiğince kapsayıcı kılınmalıdır. İnsan genelde bazı algılarını kuvvetlendirirken bazılarını zayıflamaya terk eder. Burada sözkonusu olan algıda en önemli olan şey, tavır ve davranışlarımızın neden olduğu etkilerdir. Bu etkileri görmeli ve hatırlamalıyız. Kendimizi gözden geçirmek kadar, karşımızdaki insanları tanımak açısından da bu hayati bir duyarlılıktır. İnsanların birçok topluluk olarak parçalandığı günümüz dünyasında bu özellikle zorlu bir yetenektir, çünkü aynı davranışlarımız farklı kültürlere ait kişilerde bambaşka etkiler yaratabilir.

Dile getirme

Davranışların etkileri hafızada yeterince biriktirildikten sonra kazanılacak bilginin ifade edilmesi gerekir. Bunun için olmuş olanları genel tespitler şeklinde tarif ederiz. Birçok olayı kapsayacak genel ifadelerle, tavır ve davranışlarımızın yarattığı olumlu veya olumsuz etkileri dile getiririz. Dile getirmek çok önemli bir aşamadır. Gurur, kibir, kendini beğenmişlik gibi isimler altında birçok savunma mekanizması bu aşamayı engeller. Kendimize dair bir şeyleri bildiğimiz halde dile getirmekte zorlanırız, çünkü bunun bir sonraki aşaması olan kavrama, bizi eski inanç ve düşüncelerimizden vazgeçmeye zorlayabilir. İnsan, muhafazakar doğasıyla mevcut inanç ve düşüncelerine sıkı sıkıya tutunduğundan dolayı birçok şeyi dile getirmekten kaçınır. Elbette her şey eksiksiz dile getirilmelidir demiyoruz. Yaşamın doğal akışında birçok şey dile getirilmez. Bazı şeyler fazla detay olduğu için, küçük algılar yarattığı için, bazıları ise kavranması imkansız oldukları için dile getirilmezler. Bir sorunun dile getirilmesi için dile getirileceği ortamda bir çeşit toplumsallık yakalanması gerekir. Birbirine düşmanlaşan toplulukları birbirinden ayıran önemli bir farklılık, nelerin dile getirildiğidir. Dile getireceğimiz algılara dair seçimimiz, o topluluğun ideolojisini biçimlendirebilir. Aynı zamanda o ideoloji ile sınırlandırılır. Dile getirirken yapılan önemli bir seçim de, neyin olumlu, neyin olumsuz olduğudur. Algılar çelişkiler içerebilir, ama mesele dile dökülürken ya olumlu ya olumsuz ifadeler kullanılacaktır. Burada da çerçeve çoğunlukla ideoloji tarafından belirlenir. Dile getirme, değiştirici potansiyeli yüksek bir eylem de olsa (birçok sefer susturma ile karşılaşması dikkat çekicidir) henüz kendini ideolojinin dilinde ifade etmek zorundadır. Şimdilik bir şeyi olumsuz ifade etmelidir, o şeyin aslında olumlu olduğu ancak daha sonra kabul görebilir.

Kavrama

Kavrama, dile getirilen bilginin genel bilgiye katılmasıdır. Bu katma sıradan bir destekleme olabilir, ya da çelişki yaratan, kavramsal yeniden yapım gerektiren bir süreç olabilir. Çelişkiler varsa, varolan adlandırmalar yeniden gözden geçirilmelidir. Belki eski olaylar hatırlanıp yeni baştan sınıflandırılmalı, yeni baştan dile getirilmelidir. Kavrayışı değiştirmek gerektiğinde algı ve hafızaya tekrardan ihtiyaç duyulur. Bu nedenle algıların esnekliği ve hafızanın kapsamı, bugünkü kavrayışın da esnek ve yenilenebilir olmasına yardımcı olur. Bir kavrayış doğal olarak kendisini korumaya çalışır, savunma mekanizmaları dile getirilenleri destekleyici olarak algılama eğilimindedir. Algı ve hafıza zayıfsa bu daha çok böyledir. Mevcut kavrayışın ne kadar katı bir yapı olduğu da muhafazakarlığında etkilidir. Mevcut kavrayış ne kadar incelmişse, o kadar değişime açıktır. Ve ne kadar değişime açıksa, o kadar incelmek zorunda kalır. Tabi incelmiş yanlar eğer genel hatları korumak üzere uzmanlaşmış uydurma gerekçelerse durum başkadır. Yeni gelen bilgiden korunmak için farklı savunma mekanizmaları vardır. İlki, bilgiyi destekleyici kabul etmektir. İkincisi, eğer desteklemediği açıksa, bilgiyi istisna kabul etmek ve böylece mevcut kavrayışı korumaktır. Eğer istisna olmadığı da ayan beyan ortadaysa, üçüncü yol, bilginin kaynağını dışlamaktır. Dışlamanın en basit yolu, önemsememek, görmezden gelmektir. Eğer bu olmazsa, mahkum etmek ve uzak durmaktır. Mahkum etme yolu seçildiğinde, topluluk artık mevcut kavrayışını korumak için doğrudan doğruya mevcut bağlarını kullanmaya, bu bağları tüketerek küçülmeye başlar. Düzenli bir küçülme ve etki kaybı, mevcut kavrayışta mantık dışı diretmenin göstergesidir. Böyle bir durumda yapılması gereken şey, farklı kavrayışlarla iletişime girerek bütün düşünceleri ve kavrayışı yeni baştan yapılandırmaktır.

Önerme

Sorunlara dair gerçekçi ve kapsayıcı bir kavrayış elde edildikten sonra sıra bu sorunlara yönelik çözüm önerileri getirmeye gelir. Öneri üretimi, yaratıcı bir süreçtir. Öneriler öncelikle somut olmalıdır, kavrayış dahilinde kalan genel geçer gereklilikler (“şöyle yapmalıyız”, “böyle olmalıyız” vb) öneri olarak görülemez. Öneri olarak böyle ifadeler getirmek, öneri üretmeyi reddetmek, tespit edilen sorunları inkar etmek demektir. Bir öneriyi nicelleştirmek de onu somutlamayı sağlamaz, örneğin “şöyle yapmalıyız” yerine “her hafta üç kez şöyle yapmalıyız” diye bir performans hedefi koymak, rakamlarla bir somutlaşma yanılsaması yaratsa bile, gerçekte işin nitel yanını soyut düzlemde bırakmıştır ve bu da yaratıcı olmayı reddetmek, eski yapılanlarda diretmek ve sorunun güncel ve özgün özelliklerini inkar etmek anlamına gelir. Bir öneriye gerçek somutluğunu veren şey, niteliksel ve ilişkisel bir somutlama olmasıdır. Tam olarak ne yapılabileceğini tüm boyutlarıyla ifade ederek, sorunun tüm ilişkilerini kapsayan bir çözüm önermesidir. Önerilerin kapsayıcı olması gerektiğinden, sorunları parçalayıp her parçaya ayrı öneri yapmak doğru değildir. Tüm sorunları ortak bir kavrayışla ele alıp, hepsini birlikte ele alan, hem somut hem de kapsayıcı ve yaratıcı öneriler daha değerlidir. Burada bir hatırlatma yapalım yine, kapsayıcı-yaratıcı ve soyut öneriler de geliştirilebilir elbette (“bu süreçte şöyle bir yol izlemeliyiz”), ama biz bunları öneri değil kavrayıştaki geliştirmeler olarak kabul ediyoruz. Bu şekilde yapılan birçok somut-kapsayıcı öneri alt alta dizilir ve değerlendirme aşamasına geçilir.

Öndeğerlendirme

Bu aşamadaki görevimiz, yapılmış olan önerileri önem, aciliyet ve yapılabilirliklerine göre sınıflandırmaktır. Burada tekrar mevcut kavrayışımıza başvururuz ve yapılmış olan önerileri değerlendiririz. Öndeğerlendirme tamamlandığında, bu önerileri somut birer olanak olarak kavrayışımıza katmış oluruz. Böylece başta dile getirilen sorunlarla bütünlenerek geliştirilen geçmişe dönük kavrayış, yeni somut öneriler ışığında oluşturulan geleceğe dönük bir kavrayışla tamamlaşır. Öndeğerlendirme aşamasında, kavrama aşamasındaki uyarılarımız aynen geçerlidir.

Uygulama

Uygulama, geçmiş ve gelecek olarak bütünleşmiş ve güncelleşmiş kavrayışın, yani bilincin pratiğe dökülmesidir. Bilinç tam olduğu zaman, pratiğe kendiliğinden dökülecektir. Pratik eksik olduğunda “pratik eksik” diyorsak, demek ki eksik olan, esas tamamlamaya çalıştığımız, pratiğin eksik olduğuna dair bilincimizdir. Yani tamamlanması gereken her zaman için bilinçtir. Pratik, tam bilincin doğal sonucudur. Pratik aynı zamanda mevcut kavrayışın, bilinç düzeyinin somut göstergesidir. Bu göstergeyi doğru okuyabilmek ise, en başta algılama başlığında yaptığımız uyarıların konusudur.

Uygulama aşamasında bir mesele de alışkanlıklardır. Genelde öneriler uygulanamadığında alışkanlıklarımızı aşamadığımız söylenir ve “uygulansın” denir. Oysa alışkanlıkların çözümü için onların yanlış olduğunu bilmek yetmez, onları değiştirebilecek yaratıcı öneriler getirmek ve bu yolla kavrayışı zenginleştirmek gereklidir. Sigara bırakmak için bulunmuş binbir yöntemi düşünün. Sigarayı gerçekten bırakmak isteyen birisi, “bırakma kararı alıyorum ama uygulamakta eksik kalıyorum” demekle yetinemez. Alışkanlığını ortadan kaldıracak yaratıcı çözümler bulmak zorundadır ve bulmaktadır da. Bu yöntemlerin dışarıdan öğrenilip denenmesi, algı ve kavrama yeteneği olmadan istikrar ve azim kazanamaz, dolayısıyla hiçbir işe yaramaz. Yani yine bilinç esastır, uygulama ancak bilincin sonucudur ve destekleyicisidir. Uygulama sorunu olarak görülen her şey aslında bilinç sorunudur ve sözlerle çözülmeye çalışılması da bunun kanıtıdır. En ağır esaret şartlarındaki bir köle bile bir miktar gönlü olmadan çalışamaz. İnsan eylemi hep belirli bir bilinç ve gönüllülük gerektirir. Bunun nasıl sağlandığı ise toplulukları birbirinden ayırt eder. Kapitalizm şartlarında gönüllü eylem doğrudan veya dolaylı olarak para aracılığıyla sağlanır. Kapitalizm ile mücadele edeceksek, gönüllü eylemi paradan bağımsız, farklı motivasyonlarla sağlamak zorundayız.

Para, eylemi yönetmek için en başta bilinci biçimlendirir. Statü, kariyer, mal varlığı, bunları kazanmak ve kaybetmek gibi kavramları beynimize işlerken başka kavramlara karşı duyarsızlaştırır. Bizim buna karşı oluşturmaya çalıştığımız bilinç, bunların karşısına başka türlü değerler koyabilmeli, bu değerlere dayanan farklı sorunlar tanımlanmasını ve buna göre harekete geçilmesini sağlayabilmelidir. Bilinci biçimlendiren ve kısıtlandıran sadece para değildir. Mesela akıl hastalıkları da bilinci biçimlendiren-kısıtlayan istisnai durumlar olarak sayılabilir. Veya mevcut bilinç kısıtlılıklarının sosyal olarak yeni kuşaklara taşınmasından bahsedebiliriz, gericilik ve dogmatizmin kurumlaştığı yapılarda olduğu gibi.

İnsanların bilinç yetenekleri hem kendi biyolojik yapıları, hem aile ve çevrelerinin bilinç yapıları, hem de dahil oldukları toplulukların bilinç yapılarınca kısıtlanır. Yani bilinçte bir gelişme, mevcut sosyal bağları zayıflatabilir, hatta koparabilir, bu gelişme o sosyal bağdan kaynaklanmış olsa bile bu mümkündür. Hatta birçok topluluk kendi çelişkili bilinçlerini koruyabilmek için düzenli olarak kendi içlerinde farklı bilinçler üretmekte ve sonra dışlamaktadır. Topluluğun çelişkisi bilinci parçalamaktadır, daha sonra topluluk mevcut çelişki biçimini korumak için bu parçaların bir kısmını dışarı atmaktadır. Kapitalizmin kendi mezar kazıcılarını üretmesi böyle bir süreçtir. Fakat bu mezar kazıcıların nasıl bir mezar kazacaklarında anlaşmaları zordur. Çünkü topluluklar barındırdıkları çelişkili bilincin bir tarafını kavrarken öteki tarafını kavranamaz olarak bırakırlar ve dışladıkları bilinçler bu nedenle hakikaten de “sakat” kalmışlardır. Mevcut kavrayış için zararlı bilgiler taşımaktadırlar, fakat gruptan uzaklaştırıldıkları için kurulu kavrayıştan da dışlanırlar ve açıklayamadıkları yeni bilgilerle ve eski açıklamalarını yitirmiş diğer bilgilerle başbaşa kalırlar. Bu dışlanmışlar kendi aralarında farklı kavrayışlar geliştirmek zorundadır, ama ellerindeki tecrübe ve bilgiler kendiliğinden bir tutarlılık içinde değildir. Bu nedenle geliştirilen alternatif kavrayışlar ele aldığı bilgi parçalarına göre bölünürler. Farklı toplumsal tabakalar, farklı sınıflar, farklı cinsiyetler birbirinden farklı alternatif bilinçler ve diller geliştirir ve bunları birleştiremedikleri için yanyana gelmekte zorlanırlar. Bu noktadan itibaren alternatif kavrayışların sınırlı olduklarını anlayıp bu sınırları kırması, kapsayıcılaşması ve birleşmesi hayatidir. Tarih buna bağlıdır. O zaman bireyler ve topluluklar olarak hepimiz kavrayışlarımızın eksik ve kısıtlı olduğunun sürekli bilincinde olmalıyız. Dünya parçalanmış olduğu için kavrayışlarımız da açık kalmalı, değişime ve bütünleşmeye açık olmalı. Dolayısıyla her bilinç, sekterleşmek ve daralmak istemiyorsa, ne olduğunu ve ne yaptığını kavramanın yanısıra ileride ne olabileceğine dair, neyle bütünleşebileceği, neyi dışlayacağına dair kavrayışlarını da sürekli güncel-açık tutmak ve yenilemek zorundadır. Başta söylediğimiz gibi, kavrayıştaki açıklık ve esneklik, algıların genişliği ve hafızanın gücüne bağlıdır. Çünkü yeni bir kavrayış ancak yeniden yorumlayacağı geçmiş algılardan oluşan bir hafızaya dayanabilir. Geçmişini bilmeyenin geleceği olsa da bugünden farklı olamaz, ancak kendisini tüketir.

Öneriler ve değerlendirme

Şimdi ise yukarıda söz verdiğimiz gibi, mevcut kavrayışımıza dayanarak somut öneriler getirmeye çalışacağız.

Öncelikle, bulunduğumuz topluluktan dışlanmaktan korkmayalım. İnsan doğal olarak mantıklı ve tutarlı olmaya çalışır, fakat topluluklar insanların dışlanma korkusunu manipüle ederek muhafazakarlıklarını icra ederler. Bu nedenle bu korkudan muaf olmalıyız. Dünya parçalanmış olduğu için hiçbir topluluğun tam olmadığını, eksikler barındırdığını, bu eksikleri sürdüren doğal bir muhafazakarlık içerdiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Ayrıca dışlanırsak da başka topluluklarda kendimize yer bulabiliriz.

İnsanın ömrü her yeri dolaşmaya yetmez, ama birkaç toplulukta bulunmak, dışlanma korkusu olmadan içtenlikle bilinç ve çalışmalara katılmak, uyumsuzluk durumunda özgürce ayrılıp daha uygun birine geçmenin, birçok açıdan faydaları vardır.

Bir kere her topluluk kendine özgü algı biçimleriyle hareket ettiği için bu algıların tek bir kişide birleşmesi, sentezlenmesi sağlanmış olur. Daha sonra bu sentez örneği, iki tarafta da algıların zenginleşmesine yardımcı olabilir.

İkincisi, dışlanmaktan korkmayan birisi, orada kimsenin dile getirmediği sorunları dile getirebilir ve o sorunların en azından hatırlanmasında ve uzun vadede ele alınmasında tuzu olabilir. Tabi lüzumsuz şeyler dile getirerek topluluğa zarar da verebilir, ama burada o kişinin elinden gelen en akılcı ve en esnek biçimde davrandığını kabul ediyoruz, tabi ki öneriyi uygulayacak kişinin kavrayışıyla kısıtlıyız ister istemez.

Üçüncüsü, bir topluluğun kavrayışına hakim olan birisi, yeni bir topluluğun kavrayışına büyük katkılar yapabilir. Bir yerdeki anlayışı öbür tarafa uyarlayabilir, benzerlikleri tespit ederek iki kavrayışı uyumlulaştırabilir, veya iki kavrayış arasında çatışan noktaları tespit ederek inceleyebilir, sahte çatışmaları çözebilir, gerçek çatışmaların bilincini derinleştirebilir.

Dördüncüsü, bir topluluktaki somut önerileri örnek alarak diğer topluluğa önerebilir. Bu noktada yine lüzumsuz önerilerle zarar verme riski var, ama dediğimiz gibi, bir öneriyi yaparken ister istemez kişinin anlayışı ile kısıtlıyız. Ama büyük ihtimalle önerilerden verimli olacak olanlar kolayca seçilecek ve faydası görülecektir.

Kısacası, bulunduğunuz topluluğun sorunlaştırma ve çözümleme çabalarına bütün yeteneğiniz ve samimiyetinizle katılın ve bunu yaparken asla dışlanmaktan korkmayın. Topluluk seçerken çok uyumsuz olmamasına dikkat edin sadece. Bir toplulukla devam edemediğinizde aşırı farklı olmayan başka bir toplulukta yer alırsanız, hem orada verimli olabilirsiniz, hem de algı ve kavrayışta sentez oluşturma şansınız yüksek olur. Belirli topluluklar arası geçişler artarsa bunun sonucu bu toplulukların birbirine açılması ve sonuç olarak birleşmesidir. Bu süreç tek tek birey davranışlarına bağlı olduğundan ve önceden varolan bir toplulukça yönetilemediğinden planlı bir şekilde götürülmesi zordur. Yine de akılda tutulması yararlıdır. Bir insanın ömrü boyu aldığı yol bir dikiş gibidir, sağa sola hareketlerle birbirine uzak toplulukları yaklaştırır ve bütünleştirir. Sonra kapitalist değerler gelip bu toplulukları yine düşmanlaştırır ve böyle sürer gider.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under makale

One response to “Eleştiri=Özeleştiri

  1. Pingback: istatistiksel hipotez testinin ideolojik anlamı « YERSİZ ŞEYLER