Yeniden inşa, dinamik, statik, ayaklar, merkez, çevre

Bu düşünce, eğer yeniden inşa edilmezse hiç var olmamış olacak. Peki eğer hiç var olmamışsa, ‘ilk’ inşa gerçekleşmemişse ‘yeniden’ inşa nasıl mümkün olacak? Aslında yoktan yaratılmayacak, var olmanın bir biçiminden diğerine dönüşecek. Bir çeşit enerji dönüşümü gibi: kinetik enerjiden potansiyel enerjiye, akımdan yüke, elektrik enerjisinden kimyasal enerjiye, algıdan hafızaya, zamandan yeteneğe ve bilgiye, karmaşadan topluma, savaştan barışa, paradan makineye.

Fakat birbirine kayıtsız herhangi iki enerji arasındaki bir dönüşüm değil bu, belirli bir ilişki içindeki bir enerji çifti arasında, dinamik enerjiden statik enerjiye doğru bir dönüşüm. Yani akışkan ve bilinemeyen şeyin, belirli bir şekil alması ve düşünülebilir olması, kayıt altına alınmasıyla ve sürekli ve kısmen erişilebilir bir yapı kazanmasıyla inşa edilecek.

Bu yapı ki daha sonra yeni dinamik için bir sıçrama tahtası olacak, aynı yürürken ayağımızı önce yere koymamız sonra savurmamızda olduğu gibi. Yürümek nasıl iki ayakla mümkünse, dinamik-statik döngüsü de birbirine paralel ve geçişken süreçler biçiminde ilerleyebilir. Bir ayak havadayken diğeri yere basmalı, yani bir şeyler dinamikken başka şeylerin statik olması gerekir. Düşüncenin hareketi ancak nöbetleşe olarak ilerleyebilir. Bir şeyleri sürekli erteliyorsak bu yüzdendir, yani iki ayağımızı birden havaya kaldıramayacağımızdan dolayıdır. Yürürkenki iki ayak gibi, bir statiğin bozulup dağılması, diğer dinamikleri statikleşmeye zorluyor. Bir dinamiğin statikleşmesi ise diğer statiklere dinamikleşme imkanı yaratıyor.

Fakat düşüncenin yapısı yürüme kadar basit değildir, düşünceler birbirinin üzerine çıkmış bir sürü ayak gibidir. Üstteki hareket, altta bir durağanlık gerektirir. Alt katman harekete geçerse, üstte durağanlık kalmaz. Yani temel bir statiğin bozulması, ona bağlı bir sürü statiğin de bozulmasını, genel bir dinamikleşmeyi getirir. Eğer bu bağlı statikler özel ve kararlı bir durumdaysa, temel statiğin bozulması olumsuz bir şeydir ve kararsız-kaotik bir sonuç doğurur. Yok eğer zaten temel statiğe direnen kararsız bir durumdaysalar, yeni durumda daha kararlı bir statikleşme imkanı edinirler. Ne olursa olsun, ‘taşlar yerine oturuncaya’ kadar, başka, bağımsız bir şeylerin statik kalması gerekir. Yani bir ayak yeniden yapılanırken diğer ayağın yerde olması gerekir. Burada ayakla kastedilen, ilişki öbekleridir, aile, arkadaşlar, şu ya da bu çevre, dünya vs.

Liberal toplum yapısının özelliği, bütün olumsal ayakların karşısına evrensel ve (krizler gibi olağandışı durumlar hariç) hiç yerinden kalkmayan bir ayak, yani para ve mülkiyet ilişkilerini koymuş olmasıdır. Diğer bütün ilişkilerin çözülmesini sağlayan bu evrensel ilkeye olan güvendir.

Liberal toplumun özelliği mülkiyete olan sonsuz güvense, liberal olmayan toplumda tersine mülkiyet ve para ilişkilerine genel bir güvenmezlik hakimdir. Birinde paraya güvenen insanların keyfekeder birliktelikleri (ya da paraya bile güvenemeyen insanların yokoluşu) varken, diğerinde parayla korku ilişkisi kuran insanların bağımsız topluluk ve dayanışma ilişkilerine çekilerek kendilerini korumaya alması vardır. Birindeki devlet mülkiyetin garantisi olan bir omnipresence iken, diğerinde kendimizi yakın/uzak hissettiğimiz aktif bir özne olarak gözükür.

Liberal ve liberal olmayan toplum, aynı ülkede, aynı şehirde bir arada bulunur, ama yine de iki ayrı toplumdur. Daha doğrusu, liberal toplum bütün dünyada tek bir toplumken, liberal olmayan toplum, birbirine benzer-benzemez birçok topluluktan oluşan parçalı bir yapıdır. Merkezdeki tek liberal toplumun karşısındaki tikel topluluklarla ilişkileri birbirine benzer. Çevreye karşı kendisini savunan merkez, çevrenin silahlarını çalmak ister ve tikel bir karşı-muhafazakarlık üretir (reactionary). Merkeze yaklaşmak isteyen çevre ise merkezi taklit eder ve bir karşı-evrensellik üretir. Biçimsel demokrasideki sağ ve sol parti bu şekilde oluşur.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under şey

One response to “Yeniden inşa, dinamik, statik, ayaklar, merkez, çevre

  1. Pingback: Cinsel olan siyasidir (2) — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER