Kamusal-özel alan, normallik-delilik, rasyonel yaşam-irrasyonel çekirdek

İnsan neden garipser, neden susar, neden geri çekilir, neden sakınır, neden kaçar? Kaçtığımız bir şey midir, yoksa bir alan mıdır? Gerçek bir alan mı, yoksa kafamızda çizilmiş bir sınırın ötesi mi? Bu sınırın farkında mıyızdır? Bu sınırları değiştirebilir miyiz? İleri, geri çekebilir miyiz mesela? Yoksa sınır kendi kendine mi hareket eder, hangi yasalara göre? Bir tabuda olduğu gibi nesneden nesneye mi bulaşır? Bulaşan nedir?

Sınırın beri yanında özgürüz. Belki topluluk koymuş bu kuralı, belki topluluk adına kendi kendimize koymuşuz. Nihayetinde inanıyoruz özgürlüğe ve özgürlük inanıldığı zaman var olur, inancın yıkılmasıyla birlikte yıkılır. Sınırın öte yanı ise imkansız görünüyor. Yani elimiz ayağımız varıyor tabi, ama “o yol yol değil” diye varsaymışız. Belki bize söylenmiş, belki kabul etmişiz bilinmeyen bir zamanda. Sonuç olarak orada bir imkana inanmıyoruz. Sınırı aşan hayallere gülüyoruz, onları küçümsüyoruz, veya doğrudan engelliyoruz, yasaklıyoruz.

Sınırı çizen nedir dersek tek bir rasyonel bir sebep bulamayız, çünkü rasyonelliğin temeli adeta bu sınıra dayanmaktadır. İnsanlar neden çıplak gezmezler gibi bir soru olur bu. Çünkü o zaman bugünkü toplum mümkün olmazdı gibi bir cevap verilebilir, ama gerçek cevap bu değil. Gerçek cevap şu: Çünkü bu kural bugünkü insanların hepsinin içine işlemiştir ve yeni insanlara da bu şekilde işlenmektedir. İnsanın ahlaki ve zihinsel yapısının akıl almaz bir esnekliği olduğunu kabul etsek bile, bu esneklik yalnız doğduğu anda geçerlidir. Atmosferdeki oksijene bağımlı olduktan sonra bağımlı olduğu ikinci şey ebeveynlerinin istekleri, üçüncü şey ise içine düştükleri topluluğun kural ve beklentileridir. İnsan bireyinin tam anlamıyla bağımsız olması imkansız, hatta anlamsız bir şeydir.

O zaman insan sosyalleştikçe bu kural ve sınırları içselleştirecektir. Böyle bir toplumun içine düşmesinden kaynaklanan bu sınırlar ister istemez büyük bir olumsallık içerirler. Fakat bu keyfi kural ve emirler en temel beyin merkezlerimize nakşedilmiştir. Deyim yerindeyse bu toplumda yaşamaya programlanmışızdır. Yine de bu program pek de amacına uygun değildir. Çocukluk ve sonrasında yaşanan kompleksler, travmalarla değişime uğramış, özelleşmiştir. Ruhumuz genel hatlarıyla toplum kurallarına uyum sağlasa bile, içinde birçok Paskalya yumurtası ve saatli bombayı da saklar. Buna karşı toplum da bu tarz sürprizleri farklı kanallara akıtmak veya sosyal-ekonomik yapıya entegre etmek üzere mekanizmalar oluşturmuştur.

Toplumun tamamı, insanın irrasyonel arzularına hakim olmasına yardımcı olmak üzere yapılanmıştır. Herhangi bir iş alanında, “normal” görülen bir faaliyeti ele alın. O işi sıkıntıyla, zorlanarak yapan birini derinlemesine incelerseniz bir sürü sürprizle karşılaşırsınız, o insanın o konumda olması tamamen olumsal gözükür. O işi çok severek yapan birini incelerseniz bu sefer başka türlü sürprizlerle karşılaşırsınız. Sonuç olarak insanların “normal” davranışlarını mümkün kılan enerji, özünde yine “anormal” sebeplere dayanır. Yani hepimiz deliyizdir. Toplum ortaklaşa bir şekilde bu deliliklerimizi gizlememizi sağlar. Özel-kamusal ayrımı buna dayanır. Yalnızca kamusal alanın rasyonel olması beklenir. Özel alanda ise uyum sağlayabildikçe yanyana geliriz, ama birbirimize fazla bulaşmamaya çalışırız. Çünkü içten içe biliriz ki hepimizin görünüşteki rasyonelliği aslında enerjisini altta yatan irrasyonel bir çekirdekten alır.

Özetleyelim: Hepimizin içine işlenmiş belirli sınırlar vardır. Sorulduğunda sebepler bulabiliriz, ama esasen bunları uygulamamızın tek sebebi içimize işlenmiş olmasıdır. Kamusal yaşamda rasyonel ve normal faaliyetlerimizi, ortaklaşa belirlenmiş sınırlar altında sürdürürüz. Bu faaliyetlerin devamlılığı, kamusal sınırların yeni kuşaklara benimsetilmesine dayanır. Özel yaşamda ise herkes kendi ilişkilerini kurar, kendi başına ve yakın ilişkileriyle birlikte benimsediği daha farklı sınırlara göre hareket edebilir. Özel sınırlarda evrensellik aranmaz, bu sınırlar özgür bırakılır. Çünkü insan rasyonel-normal yaşama katılabilmek için içinde taşıdığı irrasyonel çekirdeği bir şekilde ikna etmelidir. Bunun için bu çekirdeğin gönlünü hoş tutması gerekir. Özel sınırlardaki özgürlük, içimizdeki deliliği gizlememizi ve normal yaşantımızı sürdürmemizi sağlayan bir esnekliktir.

Devlet, belirli bir tür deliliğin diğerleri üzerinde kurduğu egemenliğin adıdır. Sermaye miras yoluyla kuşaktan kuşağa geçer, ama sermayeden daha önemli bir miras vardır: Kar hırsı dediğimiz irrasyonel çekirdek, sermayeden daha kesin ve daha derin bir şekilde bir çocuğun ruhunu ele geçirip biçimlendirir ve ona belirli bir yaşam amacı verir, sömürme, kullanma “hakkıyla” donatır. “Bazı insanlar borçlu doğar, bazıları alacaklı doğar”, daha doğrusu alacaklı olarak yetiştirilir. Bunun gibi milliyetçilik de kuşaktan kuşağa iletilen irrasyonel bir çekirdektir. Devlet kendi seçtiği delilik biçimlerini özel alandan kamusal alana çıkarabilir. Bu durumda kamusal alandaki sınırlar üzerine çatışmalar yaşanır, ki genel siyasetin konusu çoğunlukla bunlardır. Eğer devlet, bir tür deliliği toplumun tümüne hakim kılarsa, organize ve büyük bir güç olarak gerçekten delice şeyler yapabilir. Yani bir anlamda ülke veya dünya toplumundaki ruh yapılarındaki çeşitlilik, kamusal alan ve özel alan arasındaki farkı koruyarak bir tür deliliğin tamamen organize olmasını engeller. En büyük çelişki de budur: İnsanların en büyük ve ortaklaşa tatmini yaşadığı bu organize delilik hali, tarihteki en büyük travma ve acıları yaratmıştır.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under şey

One response to “Kamusal-özel alan, normallik-delilik, rasyonel yaşam-irrasyonel çekirdek

  1. Pingback: İnsan acıdan yapılmıştır — derleme | YERSİZ ŞEYLER