Et ve Tırnak

Et ve ona sürekli batan, acıtan bir Tırnak. Tırnak, Et karşısında bir yabancılıktan, bir öteki’nden çok daha fazlası, çok daha yakını ve çok daha korkutucusu olmuş.

Et’in inkar ettiği nedir? Tırnak’ın varlığı mı, birliktelik imkanları mı… Et’in inkar ettiği, unutmak istediği her şey Tırnak’ın dünya görüşü ve öznelliği olarak, konuşup anlattıkları olarak yeniden yeniden karşısına çıkıyor. Tırnak, Et’i gölgesi gibi izliyor. Bu yüzden Et, Tırnak’ın varlığını, nesnelliğini değil, özne oluşunu inkar ediyor, söylediklerini duymak istemiyor, kulaklarını tıkıyor, “iddia edildi” diye geçiştirmeye uğraşıyor, ama nafile. Tırnak aynı inatçı bir bilinçdışı gibi Et’in bütün travmalarını çevirip çevirip yüzüne vuruyor. Tırnak neden Et’in dilinde konuşuyor? Bu yüzden işte, bunu yapabilmek için.

Et’in geçmişindeki her karanlık olay, Tırnak’ın kahramanlık destanındaki bir perdeye dönüşüyor. Tırnak, anlatılamazı anlatılır, konuşulamazı konuşulur hale getiriyor, kendisinde topluyor ve bütün bunları tek bir öyküde birleştiriyor. Et işte bu öyküyü silmek, yok etmek istiyor. Bu söylemi dağıtmak, yeryüzünden silmek ve travmaları ve tabuları eski konuşulamaz yerlerine geri döndürmeyi hedefliyor. Tırnak’ın sürekli yaptığı ise kendi yazdığı bu öyküyü yaşamak, canlandırmak ve o öyküyle nefes almak, bir yerde onun iyiliğine sığınmak. Et’in böyle bir şansı yok, kötülük içinde yüzüyor, seçebileceği en iyi şey kötünün iyisi oluyor, bir aşağılık duygusu içinde, kendini kandırmaya, oyalamaya uğraşıyor.

Nihayetinde anlatılan anlatılmaya ve Tırnak Et’e batmaya devam ediyor. Bir yandan da onu acıtarak ona can veriyor. Et belki sürekli şikayet ediyor, ama bunu çoktan bir çeşit zevke çevirmiş bile. Belki içten içe bunu hak ettiğine inanıyor. Belki kendini suçlayıp cezalandırma fırsatı olarak kullanıyor. Tırnak her şeyin bahanesi oluyor, o da olmasa içinde yüzdüğü bu kötülüğü nasıl açıklardı? Böylece Et’in de kendine anlattıkları var. Tırnak’ın destanı karşısında Et’in hep şikayet ve mazeretleri var. Peki hangisi daha gerçek? Karşılaştırma yapabilir miyiz? Ya da şöyle soralım, bu karışık durumda ne neyin gerçeği oluyor?

Tırnak Et’in gerçeği kesinlikle, onun sembolik düzeninin sınırlarını (kırmızı çizgilerini) çizen, “hep yerine dönen şey” olarak, “ayağa takılan kaya” olarak, simgeselin her bir yanına işlemiş bir “bükülme” olarak gerçek. Peki Tırnak’ın gerçeği nedir? Yani bu destanın sınırlarını çizen, onun her yanına işleyen ve onu bozan, düzeltilemez yapan şey nedir somut olarak? Tırnak’ın sözü, Et’in gerçeği. Peki ya Tırnak’ın gerçeği? Onun engeli, mazereti nedir, veya var mıdır? Yoksa yapısal, mantıksal bir fark mı vardır arada?

Söylemleri düşünelim. Et’in gözünde Tırnak’ın her hareketi birbirine eştir ve canını yakar. Et yükselmek ister ve Tırnak Et’in engelidir. Ama Tırnak’ın gözünde Et çift değerlidir. Tırnak yaşamak ister ve Et Tırnak’ın ya düşmanı ya kardeşidir. Et oyunun kuralından, rekabetten bahseder. Tırnak bunları tanımaz, bunları reddetmek için anlatabileceği bir sürü şey vardır. İkisi de bir şeylere inanmış gibidir, ama farklı mantıklar altında. Et, bağımsızlaşabilmek adına başkasına dayanır, oyuna dahil olur. Tırnak ise bağımlılığı kabullenip açıklar, böylece sadece kendi kendisine dayanır… Böylece ne kadar gerçekdışı, fantastik de görünse, bir semptom olarak bir dayanma noktası oluşturur, böylece dünyayı yerinden oynatabilecek bir potansiyeli barındırır.

Işık Barış Fidaner

1 Comment

Filed under şey

One response to “Et ve Tırnak

  1. Pingback: Hobaraklar firarda — derleme | YERSİZ ŞEYLER