Ulusal ganglion sistemi, madde-kabuk olarak ulus-devlet

Düzen, düzensizliğin ta kendisidir. Düzensizliğin mevcut, kendini devam ettiren belirli biçimidir. Düzen, kafası kopmuş delice koşan bir tavuk gibidir. Daha doğrusu, binlerce kafası olan, şekli şemali belirsiz garip bir yaratıktır. Bu yaratığın dağıtık sinir sisteminde her birimiz birer ganglion işlevi görürüz, bu işlevi ne zaman ve ne şekilde yerine getirdiğimizi anlamasak da. Bütün beynimiz, zihnimiz düzenin kontrolünde demiyorum, aksine beynimizin küçük bir bölümü düzenin sürmesi için yeterlidir, geri kalanıyla ne yaptığımız da düzenin çok “umrunda değildir”, nasıl olsa düzenin birlik-bütünlüğü sürdükçe diğer bütün çabalarımız nihayetinde (metalaşarak/şirketleşerek vs) bu düzenin bir momenti olmaya indirgenecektir.

Dediğimiz gibi, düzenin bir merkezi sinir sistemi yoktur (yani komplo teorileri geçersizdir), yaygın bir ganglion sistemi vardır. Eğer daha yetkili, daha bilinçli ganglionlar varsa da, düzenin devamını istiyorlarsa varolan işleyişi bozmamak için itinayla yaklaşırlar, yaptıkları her ayar değişikliğini önce uzun uzun hesaplarlar, sadece denenmiş-garantili ayarlarla oynarlar. Çünkü bu sinir sistemi tamamen verimsiz ve dengesiz biçimde işler ve “çalışan sisteme dokunmamak” gerekir. Kafamızdaki “ganglion”, bilinçdışımızda konumlanmıştır, bu ganglionun adı Ulus’tur.

Düzenin sinir sisteminin “sinyalleşme yolu”, yani sinapslarındaki nörotransmiterler Dil’i oluşturur. Büyük harfli Dil, sözlüklerle arşivleyebileceğimiz küçük harfli dil’in yanısıra, bütün bir bilinçdışı metotlar “sözlüğünü” de kapsar, yani alt düzeyden üst düzeye doğru: mimik, jest, tavır, imaj, hal, giyim, argo, espri kültürü, muhabbet kültürü, erkek, kadın, mesleklere ve toplumsal konumlara göre bütün gelenek ve görenekler, alışkanlıklar vs vs. Bu bilinçdışı sözlüğün temel özelliği, genel olarak “anlatılamaz” şeylerden oluşmasıdır. Kayda geçirmek istiyorsak tek tek davranışların, hal ve tavırların, statü belirleyen unsurların ve bunların tüm kombinasyonlarının vidyosunu çekmemiz gerekir. Bu Dil’i kullanan insanlar bir anlamda bunu yaparlar. Ulus dediğimiz şey işte bu vidyo kayıtlarını kullanan, hard diski kocaman olsa da işlemcisi çok kısıtlı olan bu bilinçdışı ganglionlarca oluşturulur. Eğitim sistemi, bu Ulusal ganglionları üretmek üzere “uzmanlaşmıştır”, fakat bu eğitimin gerçek işleyişi ile görünüşteki amaçları ve yürütücüleri birbiriyle örtüşmez.

Aynı düzenin kendisi gibi eğitimin de merkezi sinir sistemi yoktur. Görünüşteki yöneticiler, görünüşteki idealler başarısız olur, çocuklar zeki-çalışkan Türk genci olacağına haylaz, disiplinsiz, ilgisi dağınık vs vs olurlar, ya da bir sürü “iyi” ve “kötü” özelliğin bir toplamı olurlar. Yine de, bu birleşim görünüşte ne yönde olursa olsun, eğitim, “bir şekilde” esas “gizli” amacını yerine getirmiş, en zekisinden en ahlaksızına kadar bütün çocuklarda Ulusal ganglion yaratılmıştır. Ama nasıl?

Bu ganglionun açıklanamaz bir sürü “unsur”un (bilinçdışı söz-sinyal?) vidyo kayıtlarından oluştuğunu söylemiştik. Hangi esprilerin daha komik olduğu, hangi simgelerin daha haz verici olduğu, hangi simgelerin nefret-korku-kaçınma kaynağı olduğu gibi bir sürü şey buraya kaydedilmiştir.

Çocukta bunların oluşmasına dair birçok etken sayabiliriz… “Otorite” (okul/aile, hem itaat edilen, hem dalga geçilen olarak), Televizyon, diğer ulaşılabilir meta ve zevk kaynakları, akranlarla ilişki, akranlara kendini kabul ettirme, daha sonra bu kabul etme/dışlama oyununa dahil olma, bu çerçevede “denenen” oyunlar, suç ortaklığına dayanan “gelenekler”… Çocuğun “yaşamak için” kurduğu ve yürüttüğü ilişkilerin çoğu böyle “açıklanmamış” (belki açıklanmaya gerek duyulmamış) unsurlara dayanarak kurulur. Sonuç olarak Ulusun dışlama tehdidi karşısındaki çocuk, “yaşamak istediği” için, Ulus’un bir parçası olur ve ganglionlaşır.

Beynin küçücük bir kısmına yerleşen (fakat hafızada büyük alan işgal eden) bu Ulusal ganglion oluşumu bir kez kurulduktan sonra, beynin geri kalanı bir anlamda denetim altına alınmıştır. Artık bilinir ki bu genç “normal”, “iyi” biridir, delice şeyler yapmaz, akıllı usludur, “hayata” bir yerlerinden tutunmaya çalışır, “bir baltaya” sap olmaya bakar, “iş güç sahibi” olma arzusundadır, yahut kadınsa kendine dikkat etmektedir, “hali vakti yerinde” birini bulacaktır, “ayakları” üzerinde durmayı öğrenecektir, “güçlü” olacaktır vesaire. Sonuç olarak, başarılı olmak, takdir görmek ve benzeri meziyetlerin beklendiği her insanda bu Ulusal ganglionun olmazsa olmaz bir şart olarak arandığını görüyoruz. Bulunamadığı durumda ise “tuhaf biri”, “ondan uzak dur”, “dikkat et normal değil” gibi uyarılara sebebiyet verdiğini (zaman zaman ilgi ve şaşkınlıkla karışık olsa da) görüyoruz.

Sonuç olarak, düzen dediğimiz düzensizliğin sürüp gitmesinin zemini olan Ulus adlı ganglion sistemi, biz insanların birbirine duyduğu yakınlık, sevgi, saygı vesaire ile çok derin bağlantılar içinde. Yani eğer Ulus’un içimize yerleştirdiği bu parazit ganglionlardan kurtulmak istiyorsak, önce birbirimize karşı sağladığımız bu sevgi ve saygının “huzur-güven” veren zemininden vazgeçebilmemiz, onu feda edebilmemiz gerekiyor. Ama ne için, ne uğruna? Yani vazgeçsek de yerine ne koyacağız ki?

Ulus dediğimiz bilinçdışı sistem, devlet dediğimiz resmi temsil sisteminden tamamen farklı bir yapıdadır. Bu ikisi de birbiri üzerinde bir denetim uygulayabilecek bir güç olarak görülemez, ancak karşılıklı etkileşimle, birbirlerini besleyip güçlendirerek, “ulus-devlet” dediğimiz dualite biçiminde mutual yaşamlarını sürdürürler. Bunlardan ulus kesinlikle daha yaygın ve daha etkili, direngen bir güçtür, ama yapısı-işleyişi belirsiz-muğlaktır, açıklanamazdır. Devlet ise bir temsil olarak kesinlik ve belirlemeye dayanır, fakat ulus üzerindeki mutlak denetimi ancak görünüştedir. Ulus’un kendi varlığına uydurduğu bir gerekçe gibidir; Ulusal bir bilinç kabuğu gibidir. “Biz neden varız, neden böyleyiz” sorularına verilmiş ortak bir yanıttır. Yani ulus, devletin maddesi, bilinç-içi, fantazisi, öznel karşılıklarının yüzdüğü bir denizdir. Devlet ise ulus’u koruyan kabuk, onun kabı, bilinci, (küçük harfli) dil ile ifade edilebilen kısmı, düşüncesidir.

O zaman devlet tarafından yoklanan “mevcudiyet” nedir? Ulus’taki içsel karşılıkların acaba hala bir şeylere karşılık gelip gelmediği midir?

Bir ulusun akışkan/katı olması ne anlama gelir?

Akışkan bir ulus değişkendir, “bilgiye-öğrenmeye” açıktır, yani devlette değişiklikler yapmaya açıktır. Katı ulus ise fetişlere yaslanır, içsel karşılıklarını değiştirmeyi reddeder ve devlet eliyle bu karşılıkların “mevcudiyetini” sürekli yoklar. Gerçekte “yok” olan, fakat bu inadıyla var etmeye çalıştığı varlıkların (veya “varlığın”) lanetinden kurtulamaz. Ulusal maddesinde yüzen fantazi nesnelerinin “karşılıksız” olmasını kabullenemez. Yokluğun bilgisi ile defalarca karşılaşır ama bu bilgiyi inkar eder. Bu bilgiyle karşılaştığında fetiş nesnelerine (putlarına) sığınır (para, bayrak, mülk, ata vesaire).

Peki katı bir ulusun akışkanlaşması nasıl mümkün olur? Yani ulusal bir tür entropiden-libidodan bahsedebilir miyiz? Belki de “aşk”tan?

Az önce ulusal ganglion sisteminin bireyler arası sevgi-saygı biçimlerine dayandığını söylemiştik, şimdiyse akışkanlığın ölçüsü olarak bir “aşk”tan bahsettik. Bu ikisi birbirine karşıt mıdır? “Aşk”, sevgi-saygıdan vazgeçmeyi mi gerektirir? Burada kavram kargaşasını önlemek için belirtelim: “Aşk” burada bireyler arasında değil, bütün bir ulusa ait olarak söyleniyor. Yani ganglion düzeyindeki bir ilişkiye ait değil, her bir gangliona dağılmış ve her birinden tetiklenecek, ama ulusun hatta ulus-devletin dışındaki, onunla ölçülemez bir “dış nesneye”, belki de bu nesnenin cisimleştirdiği bir tür “kavrama” -belirli bir içsel karşılık ve fantazi aracılığıyla- yönelecek “dışsal” bir ilişkiden bahsediyoruz. Bu nesne bir başka ulus olabilir, başka bir devlet olabilir, özne olarak beliren herhangi bir şey olabilir, tanrı olabilir, peygamber olabilir… İşte ulusun dışına yönelteceği böyle bir “aşk”, akışkanlığı sağlayabilir.

Peki bu dışsal nesne nasıl algılanacak? Reseptör ganglionlarla mı (basın mensupları?)? Yani bir ulusun akışkanlaşması duyargalarının aldığı biçimle yakından ilgilidir (medya). Bildiğini varsayacağı bir özne bulabilmesi, aktarım kurabilmesi, tamamen bu duyargalar üzerinden yapılacaktır. Fakat nesneye dair ulusun algıladığı şeyler kadar algılamadığı, iletilemeyen şeyler de önem taşır, nihayetinde kurulacak olan şey bir fantazidir. Neyin nasıl iletildiği, nelerin iletilmediği gibi medyasal etkenler de bir ulusta aktarım ve akışkanlaşma oluşumunda en az “nesnenin” kendi özellikleri kadar belirleyicidir. Örneğin Türk ganglion sisteminin aşk nesneleri olarak neleri sayabiliriz? Batı, en başta. İslam, belki. Filistin olabilir. Avrupa, hayırsız sevgili… ABD belki, ama daha çok nefret… Tunus ve Mısır yeni gözdeler arasında. İsrail kesinlikle büyük bir nefret nesnesi. Böyle sayabiliriz. Ancak bu duyguları tek tek insanlara atfetmiyoruz, bütün bir ulusal ganglion sistemine aittir ve devlette de yansımasını bulur. Tek tek insanlara şimdi geliyoruz.

Gelelim bireye. Bilinçdışındaki ulusal gangliondan bahsettik. Bunun karşılığı olarak bilinçte de devlet vardır. Ulus nasıl bireylerin bilinçdışında dağıtık bir sinir sistemiyse, Devlet de bireylerin bilinçlerine dağılmış bir resmi temsil sistemidir. Peki bu ikisinin dışında kalan bilinç ve bilinçdışı? Bireysel kabuk-madde ile ulus-devletin oluşturduğu kabuk-madde arasında nasıl bir ilişki vardır? Bunlar farklı düzeylerde oluşmuş birbirinden ayrık sistemler midir (ki bu durumda eşbiçimli olmalarını açıklamak zorlaşır, ayrıca bireysel bilinç bilgisinden devletsel bilinç bilgisine erişim ve bu yazının yazılmış olması da açıklanamaz hale gelir) yoksa birey-kabuk ile devlet-kabuk arasında ve birey-madde ile ulus-madde arasında bir çeşit örtüşme mi vardır? Muhtemelen ikincisi, yani bunlar örtüşürler, çünkü iki kabuk da “dil” yoluyla maddesinden ayrışmıştır ve bireyin dili ile devletin dili bir süreklilik içinde birbirini tamamlarlar. Aynı şekilde ulusal Dil’in tamamlayıcısı olan bir bireysel Dil’den de bahsedebiliriz.

Ulusal Dil, bireysel Dillerin aynılaşmış-ortaklaşmış küçük bir alt kümesidir. Bilincin genel olarak akışkanlığının Dil ile sağlanması gibi, devlet bilincinin yaygınlaşması da ulusal Dil zemininde olur. Bireysel Diller üzerinde yayılan, bireysel, belirli bilinç biçimleridir. Ulusal Dil ise milyonlarca insanı kapsayan tek bir ortak bilinç biçiminin yaygınlaşmasına olanak tanır. Ulusal Dil, ulusal medya ile kurulur. Küçük de olsa yeterli olan, gerekli olan her şeyin simgelendiği, bütün dinleyicilerde-izleyicilerde ortaklaşmış bir algılar kümesi, devlet bilincinin yayılacağı yeterli zemini oluşturabilir. Ayrıca ulusları birbirinden ayrık kümeler gibi düşünmemek gerekir, bir birey birçok ulusun ganglionunu oluşturabilir, “uluslararası toplum” denen şey de bir nevi ulus gibi görülebilir, ulusların kesişimlerinde “çift uluslu” bireylerin bir nevi kendi uluslarını yarattıkları veya diaspora toplumlarının bir çeşit alt uluslara dönüştükleri söylenebilir. Bütün bu farklılaşmalar, devlet bilincinde de farklılaşmalara tekabül eder. Tek bir devlet, birçok alt ulusa dağıldığında farklı bilinçlerin eklektik bir toplamı olarak gözükebilir. Bir ulusal akışkanlık, komşu ulusları, alt ulusları etkileyebilir vs vs.

Işık Barış Fidaner

Leave a comment

Filed under şey

Comments are closed.