İnternet bir teknoloji değildir — Emek Dünyası

İnternet, sınırlandırılmış bir alan. Çeşitli sebeplerle ona erişemeyen, onu kullanmayı öğrenemeyen, dil engeli yüzünden içeriklerinden yeterince yararlanamayan bir sürü insan var. Ayrıca İnternet’te paylaşabildiğimiz şeyler, sosyal yaşamda ihtiyaç duyduğumuz ve yarattığımız değerlerin sadece sınırlı bir kısmı. Yine de, bütün bunları aklımızda tutarak soralım: İnternet ortamında egemen olan ilişki biçimi nedir? Tek cümleyle: Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre.

İnternet’i sınırları ve giriş çıkış kuralları belirlenmiş bir ülke gibi düşünebiliriz. Bu ülkede uzun yıllardır paylaşımcılar iktidarda. Bugün 39 kapitalist devlet ACTA adıyla gizli bir anlaşma yapıyorsa, İnternet’teki paylaşımcı iktidarı yıkmak ve yerine alışık oldukları gibi mülkiyetçi-kapitalist bir iktidar kurmak içindir.

Peki neden bu devlet ve şirketler, İnternet servis sağlayıcılar yoluyla aynı Mısır’da Hüsnü Mübarek’in yaptığı gibi bir darbe yapmıyorlar? Devletlerin muazzam gücüne rağmen İnternet ve paylaşımcılık nasıl böyle ayakta durabiliyor?

Venezüela’yı düşünelim. Bu ülkeyi güçlü kapitalist ülkeler karşısında ayakta tutan ve görece bağımsızlığını korumasını sağlayan temel unsur, büyük petrol rezervleridir. Aynı bunun gibi, İnternet ülkesi de kapitalist devletler ve onların şirketleri karşısında kullanabildiği muazzam reklam rezervlerine sahip. İnternet’i hem kapitalizmin ürettiği hem de kapitalizme rağmen varolan bir tür kendiliğinden reel-komünizm olarak görebiliriz.

(Reel-sosyalizm demiyorum, çünkü ‘herkese emeğine göre’ kuralını uygulayan siteler varsa da bu ilişki biçimi İnternet’te egemen değil. Buna eklemek istediğim, İnternet’teki ‘üretim ilişkilerine’ özgü olan bir özellik, “arkadaşlarla” veya “takipçilerle” paylaşım yapılan küresel bir ağ biçiminde yaygınlaşmış olması. Sosyal ve ekonomik işlevi birleştiren bu ağ yapısı, sosyal ilişkileri ekonomik ilişkilere bağımlılaştıran “şirket” tarzı biçimlere ihtiyaç bırakmıyor.)

Bu ülkeye baktığımızda ilk ayırt etmemiz gereken şey, bu ortamın nesnel yanı ve öznel yanıdır. Bu ayrımı en açık olarak toplumsal olayların İnternet ortamına olan yansımalarında görebiliriz. Sosyal medyaya ilk baktığımızda dikkatimizi çeken, paylaşılan şeylerin içeriği, çağrışımları, aktardığı duygu ve düşünceler, yani tek kelimeyle bu alanın öznel yanıdır. Fakat bu yan oldukça değişkendir. Örneğin Van’da deprem olduğunda veya Roboski’de gençler bombalandığında bu öznel yan tamamen değişime uğramıştır, fakat sosyal medyadaki ilişkilerimizin mantığını belirleyen paylaşımcı pratik, yani nesnel altyapı değişmeden sürmüştür ve bu paylaşımcı altyapı üzerinde ortaya çıkan kullanım biçimleri bu toplumsal olayların gidişatına önemli etkilerde bulunmuştur.

İnternet’te savunmamız gereken paylaşımcılığı, şirketlerin teşvik ettiği ‘teşhircilikle’ karıştırmamalıyız. Kastedilen her zaman için gönüllü paylaşımdır, yani: Ben elimden gelen paylaşımı yaparım ve kimse beni daha fazlasına zorlayamaz, benimsemediğim ‘amaçlar’ uğruna veya manipülasyon-algı yönetimi ile beni buna zorlamak veya yönlendirmek, mülkiyetçiliğin bir diğer biçimi, tersten görünüşüdür. Sosyal medyadan reklam geliri sağlayan şirketler insanları olabildiğince fazla ve ilginç verilerini paylaşmaları için uğraşırken, böyle bir mülkiyetçi mantığı yaygınlaştırırlar (Wikileaks’in yaptığı gibi, herkesi ilgilendirdiği halde gizli tutulan bilgilerin politik teşhiri tabi ki bu kapsama girmiyor). Paylaşılan şeylere veya arkadaş-takipçi sayılarına, istatistiklere göre kendini ve başkalarını değerlendirme tutumu, böyle bir rekabet içine girmek, mülkiyet ideolojisinin İnternet ülkesindeki en belirgin öznel karşılığıdır.

İnternet ülkesinde kullanıcılar, nesnel anlamda ‘üretici güç’, yani bir nevi proletarya konumundadır. Öznel açıdan ise, takip edilen haber kaynaklarına, oluşan gündemlerin etkisine, kültürel arkaplanlara ve İnternet-dışı ilişkilere göre değişimler gösteren, mülkiyetçi ve paylaşımcı fikirlerin iç içe bulunduğu bir ideolojik alanda bulunurlar. ACTA anlaşması gibi dünya kapitalizminin doğrudan doğruya İnternet ülkesinin nesnel ‘üretim ilişkilerini’ hedef alan girişimleri, bu ideolojik alandaki paylaşımcı güçler ve mülkiyetçi güçler arasındaki kamplaşmayı belirginleştirmektedir.

İnternet üzerindeki bu politik kamplaşmada İnternet-dışı ilişkiler, özellikle de dijital okuryazarlık ve teknik yeteneklerin geliştirilmesi hayati bir önem taşıyor. Bugün facebook ve twitter’ın kar amaçlı birer özel şirket oldukları halde paylaşımcı kullanım için alan açıyor olmalarının sebepleri sayılabilir. Bunlardan biri İnternet ülkemizin reklam rezervleri ise, bir diğeri devletlere istihbarati faydası ise, üçüncü bir sebep de onlar bize sağlamadıkları takdirde, bu ihtiyacı karşılamak için kendi facebook veya twitter’ımızı, kendi sosyal medyalarımızı kurup kullanabilme yeteneğimizdir. Fakat bu yeteneklerimiz, İnternet-dışı yaşantımıza ve ilişkilerimize bağlıdır.

Sosyal medya alanı olarak bu şirketlerin bize sağladığı sistemleri kullanıyor olmamız, buralarda paylaşımcılığı savunuyor olmamız kısa vadede faydalı olabilir, ama uzun vadede bizi İnternet-dışı mülkiyetçi egemenliğe bağımlı kılan bir durumdur. Bugün İnternet kullanıcıları olarak İnternet-dışı dünyaya karşı öznel anlamda bağımsızlığımızı sağlamış olabiliriz, ama nesnel anlamda bağımsızlaşmamız, kodlama, sistem geliştirme, arayüz tasarlama, güvenli iletişim ve benzeri konulardaki teknik yeteneklerimizi (tek kelimeyle ‘hacker’lığımızı) geliştirmemize bağlıdır. Hatta daha uzun vadede elektronik tasarım, elektronik cihazların üretimi, montajı ve gerekli madenlerin sağlanmasına kadar bütün gerekli ekonomik alanlara doğru genişleyerek sürecek olan bir mücadeledir. İnternet’teki paylaşımcı ilişkilerimizi sürdürmemiz, bu ilişkileri sağlayan koşullar üzerinde zamanla sağlayacağımız denetimimizle mümkündür. Devlet ve şirketlerin Wikileaks gibi girişimlerden korkarak İnternet’e fiziksel müdahalelere başlaması üzerine tepki olarak gelişen Anonymous oluşumu, bu görevimizin ‘İnternet için İnternet-dışı’ niteliğini vurgulayan bir işaret fişeği olarak görülebilir.

Kısacası, İnternet bir teknoloji olarak görülemez. İnternet-dışı amaçlar için kullanılacak bir araç olarak da görülemez. Tam tersine… İnternet, bütün sınırlılıklarına rağmen, paylaşımcı üretim ilişkilerinin egemen olduğu bir sosyal-ekonomik ortam, küresel bir ülke, dünya gençliğinin yeni anavatanıdır. Unutmayalım ki, onlarca kapitalist devlet ve büyük şirket, ACTA benzeri uluslararası komplolarla İnternet’i mülkiyetçi mantığa göre ‘yeniden yapılandırma’ planlarını boşuna yapmıyor.

Işık Barış Fidaner

(Emek Dünyası, 19 Şubat 2012)

1 Comment

Filed under makale, programlama

One response to “İnternet bir teknoloji değildir — Emek Dünyası

  1. Pingback: Yıkılış Mantığına Karşı — derleme | YERSİZ ŞEYLER