Anti-felsefe ve “liberal eğilimler” — Emek Dünyası

“Felsefe eleştirmenliği” diyebileceğimiz bir yazın türü var. Bu eserler kendilerini felsefe yazının bir parçası gibi sunuyorlar, fakat daha çok entelektüel incelikle yazılmış bir iddianameyi andırıyorlar. Bu eserler, bir felsefe adına bir başka felsefeyi-filozofu konumlandırmak şeklinde, diyelim ki ne kadar burjuva olduğunu, hangi kriterleri sağlayıp hangilerini sağlamadığını sayıp dökmek ve alıntılarla bunu ispatlamak biçiminde ilerliyor. Tabi böyle bir eleştiri-iddianame yazını ile oluşturulmuş bir “felsefenin” “kavramları” da geçmiş filozofların isimleri ve eserlerinin derlenip toparlandığı çuvallara benziyor. Böyle bir “eleştirmenlik” tavrı, sadece hedeflediği felsefeyi değil, genel olarak felsefenin kendisini karşısına almış oluyor. O kendisini “ideolojik olarak angaje” bir felsefe olarak görse de biz ona “anti-felsefe” diyelim.

Anti-felsefe, felsefeyle yanyana gelmez, gelemez. Felsefenin kendisi deneme yazısı gibidir. Marx’ın Grundrisse’de izlediği gibi dolambaçlı yollardan geçer, biçimsel olarak yalnızca (felsefenin ortak alanı olan) dil ile kısıtlanmıştır, Hegel’in dediği gibi söylemekle yetinmez, ne kastettiğini de sorgular. Felsefe, yazma ve düşünme eylemlerini birleştirir. Bu yüzden yazıdaki biçimsel sınırlar düşünmenin sınırlarına tekabül eder: Kavramların derinliği sözcüklerin izlediği yollarla sınırlanmıştır. Tırnak içine alınmış kısımlar düşüncenin kendisindeki bir kopukluğa-ayrıklığa işaret eder. Üslup olarak genel bir mesafelilik veya yakınlık sergileniyorsa, yazarın düşüncesinin kendine mesafeli veya yakın oluşunu yansıtıyordur. Anti-felsefe yazınının en temel özelliği de mesafeli-resmi çerçevesidir. Bu çerçeve felsefenin “kendini bilme” yönelişine taban tabana zıttır. Resmi alanlar nasıl özel alanı dışlayarak kendilerini korurlarsa, anti-felsefe de felsefeden kaçar, onunla yan yana duramaz.

Anti-felsefenin gözünde diğer “felsefeler” birer nesnedir. Bir dünyada yer alırlar, taşıdıkları özellikler vardır, diğer nesnelerle ilişkileri vardır vb. Oysa felsefe esasında ortak bir alandır. Birbirleri ile ilişkilenirken akademik alanda olduğu gibi kaynakça-dipnot gibi formalitelere ihtiyaç duymayan, yazarını yansıtan değil, yazarının yalnızca ismini taşıyan ve kendi kendine varolan metinlerin dağınık bir toplamıdır. Fakat felsefe eleştirmeni veya anti-felsefeci, “felsefeler”in ayrık olarak yan yana sıralandığı ilginç bir dünyada yaşar. “Felsefeler” onun için çeşitli raflara dizilmiş kitaplar gibidir. Eleştiri faaliyeti ise esasen bu “felsefe”leri bir raftan alıp diğer bir rafa koymak şeklinde özetlenebilir. Aynı “müzik eleştirisi” veya “film eleştirisine” benzer. Kültür endüstrisini andıran bir tür “felsefe endüstrisi” oluşturduğunu düşünebiliriz. Hatta bu durumu felsefi yazının ilgi çekmesi ve yayınevlerinin kalkınması açısından olumlu bile bulabiliriz. Ne de olsa felsefi alanı keşfetmiş bir okurun “felsefeler eleştirisine” dönüş yapması biraz zor olacaktır.

Peki anti-felsefenin dayandığı bir felsefe var mıdır, varsa nedir? Resmi alan, kendisinden uzaklaştırdığı özel alanlar olmadan varolamaz. Bunun gibi, anti-felsefenin de altında yatan, gizli kalmış bir felsefi yaklaşımının varolması beklenebilir. Bu gizli yaklaşımın özel alanda temellenmesi ve bu aynı özel alanın aynı zamanda diğer resmi alanlara dayanak teşkil etmesi de beklenecek bir durumdur. Evet, tahmin ettiğiniz gibi “liberal eğilimler”den bahsediyoruz! Anti-felsefenin gizli yüzü, “küçük-burjuva liberal eğilim” olarak adlandırılan yaklaşımdır.

Liberal eğilim nedir, önce onu tarif edelim: Basitçe, kendini çeşitli seçenekler-vaatler karşısında görmek, bunlar arasında özgürce seçim yapacağını zannetmektir. Görünüşteki bu seçme özgürlüğü, esasında homojen gözüken paketlerden ibarettir. Seçim yapıldıktan itibaren bu özgürlük bir çeşit zorunluluğa dönüşecektir. Diyelim ki bir meslek, bir toplumsal rol olacak, beklentilerin ağına takılacak ve ortadan kaybolacaktır. “Liberal eğilim” eleştirmeni yahut anti-felsefeciye göre, “bu liberal seçeneklerin vaadettiği özgürlük sahtedir çünkü bu seçeneklerin felsefeleri yanlış rafta yer almaktadırlar”. Oysa ki “felsefeler”i kitaplığının raflarına dizerek liberal bir özgürlük nesnesine çeviren, homojen paketlerle kaplayan, anti-felsefecinin kendisi değil midir! Yani demek ki anti-felsefeci “konumlandırma” tavrı, felsefe alanının dışında kalarak, kitapları raftan alıp içine girmeyerek, onları birer nesne olarak görüp özellikler atfederek zaten “liberal eğilim”in özgür seçme çerçevesini durmadan yeniden ve yeniden üretmektedir…

Demek ki “liberal eğilim”den kurtulmanın tek yolu, anti-felsefeyi terk etmektir. Yani kitapları seyre dalmayı, “acaba bu kitabı hangi rafa koymak gerekir” diye düşünmeyi bırakmak, açıp herhangi birinden okumaya başlamaktır…

Işık Barış Fidaner

(Emek Dünyası, 29 Mart 2012)

1 Comment

Filed under makale

One response to “Anti-felsefe ve “liberal eğilimler” — Emek Dünyası

  1. Pingback: Emek Dünyası yazıları | YERSİZ ŞEYLER