hayalet uzuv, tepegöz, kara kutu, belirginlik, söylem ve algı

1 mayıs güzel ve coşkulu geçti. çok çeşitli katılımlar vardı. özellikle sinemacılar bayağı kalabalıktı. oyun geliştiriciler ileride sinemacılar-senaryocularla katılabilir diye düşündüm…

**(biraz da ‘riskler’)**

belki bir gün ‘open 1 mayıs’ mümkün olur.

eğer 1 mayıs’ın artığını türkiyeli çöpçü topluyorsa, organizasyonunu da türkiyeli işçi yapabilmeli. nasıl ki bir kortejin kalbi pankart, uzuvları katılım miktarı değilse, 1 mayıs’ın da kalbi sahne, uzuvları pankartlar değildir… çünkü kalp nerede olursa olsun kan kaybı her yerden oluyor…

yani katılan her kişinin ruh hali, (belirlenecek şekillerde) dahil edilebilmesi önemli… yani o anda meydanda oluşan her ‘özgür’ bölgede ne yapıldığı (ve ne yapılamadığı, neler yapmanın akla bile getirilemediği) önemli…

belki de çok az konuşma yapılmalı. belki de dağıtılacak kağıtlarla veya ne bileyim balonlarla falan organize olunmalı. belki de hazırlık çalışmaları sırasında online anketler düzenlenmeli…

katılımcılar uzuv değil misafir gibi görülmeli… mesele gerçekten ‘başkan’lıktan çıkıp ‘ev sahipliği’ olabilirse, ortada kapışılacak koltuk da kalmaz zaten…

durduk yere habire karşılıksız bir ‘güç-mücadele-ilerleme’ vurgusu, uzvunu yitirmiş bir motor sinyali andırıyor…

Phantom limb
hayalet uzuv sendromu

***

aynı benzetmeyle bir kitapta karşılaştım:

“Artık bir HAYALET UZUV haline gelen dünya gözün göremeyeceği yere kadar uzanmamakta, garip bir pencerenin içinden tüm veçheleriyle izlenmektedir. “Görüş açıları”nın ani artışı küreselleşmenin en son adımının habercisidir: bakışın, KYKLOPS’un (tepegöz) tek gözünün küreselleşmesi. Kyklops’un hükmettiği mağara, şu “kara kutu”, bütüncül gerçekleştirme sendromunun kurbanı olan Tarih’in batan güneşini giderek daha zor gizlemektedir.” (Paul Virilio, Enformasyon Bombası, 1998)

diyor ki:
gruplaşma/pankart sayısındaki ani artış hayra alamet değil. demek ki dünyaları yüzeysel görüntülerle kurmaya çalışıyoruz.

her yanda bir sürü göz bizi ölçüp tartıyor sanıyoruz, oysa ki tek bir “tepegöz” var ve duvarları kaplayan medyalarca sonsuz kere aynalanmakta.

ve bu “tepegöz” asla görüntüye doymuyor, çünkü aradığı “bütünlük” hiçbir zaman sağlanamıyor.

çünkü Tarih görüntülerle değil, ancak yazıyla kaldığı yerden devam edebilir

o zaman bu gözlerden korkup imaj kesmeyi bırakalım, doymak bilmeyen bu tepegözü bulup onu keselim :)

“tepegöz”ün üstüne titrediği “kara kutu” ise, bildiğimiz enformasyon makinesi:
input-output, cost, efficiency… (kaç kişi katıldı, kaç X satıldı/dağıtıldı, kaç X Y…)
yani “meta soyutlaması”.

House of mirrors

Basat’ın Tepegöz’ü öldürmesi

Tepegöz makinesi

Alfred Sohn-Rethel, “Zihin Emeği, Kol Emeği” Epistemoloji Eleştirisi
…Felsefenin ve bilimin kavramsal düşünme biçiminin izlerini, “meta soyutlaması”nda arayabileceğimizi gösteriyor. Kitabın yeniliği de burada: Soyutlamanın tarihsel bir sürecin aracı olduğu, insanın fikirleriyle değil, eylemleriyle ortaya çıktığı düşüncesinde.

***

belki parmakla sayma / cetvelle ölçüp biçme yaklaşımını (yani “meta soyutlaması”nı) aşmak için “belirginlik testi” benimsenebilir:

— yaşadığımız olay veya bulunduğumuz durum, hangi farklı açılardan bakıldığında daha belirgin (daha olağandışı, daha “uç”) gözüküyor?
— bu açıları nasıl vurgularız / temsil ederiz ve bu belirginliği nasıl ifade ederiz / adlandırırız?

zizek’in yamuk bakmak / paralaks dediği şey.

Statistical significance
P-value

***

peki pratikte nasıl olacak derseniz:

önce karşımızdaki kişinin “söylem”i ile onun “tutturmaya” çalıştığı “algı”yı ayırt etmek lazım:
— söylem, cümleler-simgelerden oluşan az çok düzenli bir “alet çantası”dır.
— algı ise nerede nasıl konuşulduğu demek. yani her konuşma bağlamında yeniden kurulan bir bakış açısı. çevredeki unsurların toplamının konuşan kişiye ifade ettiği bir “belirginlik”tir (significance/signification).

varsayım:
— kullanılan söylem hiçbir zaman mevcut algının bütününü ifade edemez. değişen iletişim ortamlarında algı sürekli yenilenir, söylem eksik kalır.

yöntem:
— kapanmış-katılaşmış bir söylemi açmak-çözmek için,
1- konuşan kişinin söylemi ve algısı ayrı ayrı kavranır
2- algının kesin olarak doğruladığı, fakat söylemin kanıtlayamadığı bir cümle kurulur (gödel cümlesi).
3- söylem, bu cümleleri yadsımak zorunda kalır, fakat algı ağır basacağından, söylemde çözülme-açılma olur. bu yeni cümleleri doğrulayacak şekilde güncellenmek zorunda kalır.

varsayım:
— eğer algının dışlamakta olduğu karşı-algılar varsa, bunlar söyleme dolaylı olarak dahil olur. konuşmanın tarzında, verilen örneklerde, yapılan esprilerde vb tespit edilebilir. bu dışlama ve dolaylı dahil ediş hem sürekli bir haz kaynağıdır hem de kurulan söyleme bütünlük görüntüsü vererek yukarıdaki eksiği örter.

yöntem:
— mevcut algıyı, dışlanmakta olan karşı-algılarla ilişkilendirmek için,
1- konuşan kişinin söylemi ve algısı kavranır. söylemdeki aşırılıklar incelenip dışlanan karşı-algı tahmin edilir.
2- mevcut söylemin içinden mevcut algıya yaslanarak, fakat yanıtında karşı-algıyı tetikleyecek bir soru sorulur.
3- karşı-algı yanıtı hemen bulur. fakat dışlanmakta olduğu için bu yanıt söylemin içeriğine yansımaz. yanıtın bulunmuş olması söylemdeki dolaylı etkilerde gözlenir: konuşma tarzında ve ruh halinde değişim, akla gelen yeni örnekler, yeni espriler, vb. yanıt söylenememiş de olsa soru işlev göstermiştir: algıyı koruyan dışlama bozulduğu için, algı baştan kurulmak zorunda kalır.

Işık Barış Fidaner

2 Comments

Filed under şey

2 responses to “hayalet uzuv, tepegöz, kara kutu, belirginlik, söylem ve algı

  1. Pingback: Belirginlik Testi: Söylem ve Algı | YERSİZ ŞEYLER

  2. Pingback: İnsan acıdan yapılmıştır — derleme | YERSİZ ŞEYLER